Basın Kartın Yoksa Susturulursun: MHP'li Özdemir'den Bağımsız Basına Sansür Niteliğinde Kanun Teklifi
Kanun teklifine göre, yalnızca basın kartı sahibi olan veya kurumsal kimlikle akredite edilen kişiler basın faaliyeti yürütebilecek. Türkiye'de basın kartı verme yetkisi Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı'na ait. Yani hükümetin doğrudan kontrolündeki bu kart, gazetecilik yapmanın ön koşulu haline getiriliyor.
MHP (Milliyetçi Hareket Partisi) Kayseri Milletvekili İsmail Özdemir, internet ortamında basın faaliyetleri adı altında yürütülen sokak röportajları, anketler ve içerik üreticiliğini hedef alan kanun teklifini TBMM’ye (Türkiye Büyük Millet Meclisi) sundu. Teklif, basın kartı taşımayan veya resmi bir kuruma akredite olmadan gazetecilik faaliyeti yürüten kişilere ağır yaptırımlar öngörüyor.
Özellikle sokak röportajları, bağımsız internet yayınları ve sosyal medya üzerinden yapılan haber faaliyetlerini hedef alan teklif, basın kartı olmayan kişilerin faaliyetlerinin “basın sayılmayacağı” ve Türk Ceza Kanunu’nun 216. maddesi kapsamında cezalandırılması yönünde düzenlemeler içeriyor.
Bahane Hazır: “Toplumsal Gerginlikleri Körüklüyorlar”
Özdemir'in yaptığı kanun teklifinin gerekçesinde, internet ve sosyal medya kullanımının yaygınlaşmasının bilgiye erişimi kolaylaştırdığı kadar, dezenformasyon ve provokatif faaliyetlerin de önünü açtığı vurgulanırken özellikle sosyal medya platformlarında, basın ilkelerine aykırı içerik üreten kişilerin, sokak röportajları aracılığıyla kamuoyunu yönlendirme çabasında oldukları ve bu faaliyetlerin zaman zaman fiziksel kavgalara dönüştüğü ifade edildi.
Teklif, gazetecilik faaliyetini belgeye ve akreditasyona bağlayarak ifade özgürlüğü ve haber alma hakkını ciddi biçimde tehdit ediyor. Basın kartı taşımadığı için dışlanan onlarca yerel muhabir, sosyal medya gazetecisi, YouTube röportajcısı ve alternatif medya mensubu bu yasa ile cezalandırılma riskiyle karşı karşıya kalacak.
Önerilen düzenleme, eleştirel çevrelerce “basın özgürlüğüne darbe” ve “iktidar denetimindeki gazetecilik dışında her şeyi susturma girişimi” olarak yorumlanıyor.
Basın Kartı: Hükümetin Elindeki Filtre
Kanun teklifine göre, yalnızca basın kartı sahibi olan veya kurumsal kimlikle akredite edilen kişiler basın faaliyeti yürütebilecek. Teklifin ek 9. maddesinde, bu koşulları sağlamayan kişilerin yaptığı çalışmaların “basın faaliyeti” kapsamında değerlendirilmeyeceği açıkça belirtiliyor.
Ek 10. maddeyle birlikte, bu yasağa rağmen faaliyet gösteren kişilere Türk Ceza Kanunu’nun 216. maddesi (halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama) kapsamında cezai yaptırım uygulanması öngörülüyor. Böylece yalnızca idari değil, ceza hukukuna tabi yaptırımlar da gündeme geliyor.
Türkiye’de basın kartı verme yetkisi Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’na ait. Yani hükümetin doğrudan kontrolündeki bu kart, gazetecilik yapmanın ön koşulu haline getiriliyor. Bu durum, özellikle iktidara muhalif gazeteciler açısından büyük bir sansür mekanizmasına dönüşüyor.
Özdemir’in teklifinde yer alan ifadelerde, “sokak röportajlarıyla algı oluşturulması” ve “maksatlı sorularla vatandaşlar arasında gerginlik yaratılması” gibi gerekçelerle, tüm bağımsız içerik üreticileri potansiyel suçlu konumuna itiliyor.