İYİ Parti Lideri Dervişoğlu: 'Cumhuriyete Yüz Çevirmiş Bir Milliyetçiliği, Milliyetçilikten Utanan Bir Cumhuriyetçiliği Reddediyoruz.'
İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu bugün, 7 Ocak'ta düzenlenen partisinin TBMM grup toplantısında önemli mesajlar verdi.
Yeni yılın ilk grup toplantısında konuşan Dervişoğlu, yıl bitimi ve 2026 başlangıcında da endişe verici olayların gölgesinin ne Türkiye'nin ne bölgenin ne de dünyanın üzerinden kalkmamış olduğunu belirtti.
Yalova'da şeriatçı terör örgütü IŞİD tarafından şehit edilen 3 polisimize rahmet ve ailelerine sabır dileyen Dervişoğlu, ABD'nin Venezuela'da gerçekleştirdiği operasyona değinerek,
"Gücün, salt gücün hakimiyet kurduğu, bir dönem yaşanmaktadır. Ülkelerin içinde, “yıllarca biriken, hatta biriktirilen zorbalık" ülkeler arası ilişkilerde de yaygın hale gelmiştir. İkinci Dünya Savaşı sonrası yapılandırılmış “Devletler Sistemi”nin ikinci perdesi de, milyarlarca masum insanın üzerine, bilinçli ve vahşice kapatılmak üzeredir.
Ve bu kapanış aslında; 19’uncu yüzyıl emperyalizminin, “Ya dediğimi yaparsın ya da bedelini ödersin” hoyratlığının ve haydutluğunun; 21’inci yüzyılda, yeni tekniklerle, küresel iletişim stratejileri ile yeniden yürürlüğe konulması halidir.
Liberalizmin, birtakım idealleri; çoğu zaman, soğuk savaş gerekçesiyle maskelenmiş bir tertipti. Bir tarafında “Refah Devleti”, bir tarafında ise “Birleşmiş Milletler Hukuku” vardı. 1990’larda soğuk savaş bitince; Refah devleti tasfiye edilmek istendi."
ifadelerini kullandı. Günümüzde uluslararası hukukun da son kalıntılarının bizzat öncü aktörü olan ABD tarafından ortadan kaldırıldığının altını çizen Dervişoğlu,
"Ortaya çıkan bu “İlkel Haraç Düzeni”nin, aslında, hiç de yabancısı değiliz! Türkiye’de 2016’dan beri, bizzat Cumhur İttifakı tarafından yürürlüğe konulmuş; “sistematik hoyratlık, hukuksuzluk ve kötülük düzeni”nin, “Şantaj ve Gasp Siyaseti”nin şimdi küresel haline şahit oluyoruz.
Böyle bir dünyada, hukuksuzluğa bel bağlayan “tek adamlarla” ve onların kurguladıkları sistemlerle ülkeler ayakta kalamaz.
Aksine, böyle bir dünyada; güçlü olan ülkeler, onuruyla ayakta kalan milletler, kuralları ve kurumlarını koruyanlar olacaktır. Hukuku güçlü olanlar, “toplumsal rıza üretebilenler” olacaktır.
Herkes şunu bilmeli ve emin olmalıdır ki; içeride, hukuku askıya alan bir iktidar, dışarıda, hukuksuzluğun sağladığı imkânlarla yaşayamaz."
Meselenin sadece dışarıda ne olduğu değil içeride de nasıl bir yönetim sergilendiği olduğunun altını çizen Dervişoğlu, "korku ve yoksulluğun" bir sarkaç olarak 21'inci yüzyılda hakim teknik ve şantaj siyasetinin eseri olduğunu belirtti.
“Bizi bugüne kadar koruyan Cumhuriyettir ve milli kimliğimizdir”
Türkiye'nin içeride hukukunun ve kurumlarının zayıflatılmasının halinde dışarıda bu fırtınaya dayanamayacağı yönünde uyarıda bulunduklarını kaydeden Dervişoğlu,
"Bu fırtınaya aşinayız. Bu dili daha önce de gördük, izledik. Irak’ta, Arap Baharı’nda, Mısır’da, Libya’da, Lübnan’da gördük. Suriye’de gördük. Bölgemizdeki her gelişmede; “Türkiye bunun öznesi mi yoksa nesnesi mi?” sorusunun cevabını aradık.
Cevap vermesi gereken iktidar ise; Her seferinde aynı hatada ısrar etti. Kısa vadeli hesaplarla, günü kurtarma refleksiyle, devlet aklını zayıflatan, milletin rızasını pazarlığa açan tercihler yaptı.
Kaddafi, Esad, Maduro; hepsi Sayın Erdoğan’ın bir dönem “kardeşim” dediği isimler. Ve bugün ne tesadüf ki, hepsi “Diktatör” olarak anılan devrik liderler.
Şimdi soruyorum: Sizce de bu işte bir terslik yok mu? Biri idam edildi, biri kaçak, biri devrildi, biri kaçırıldı. Ne hikmetse bunlara da hep “dostum” dediği, ABD başkanları vesile oldu. “Ortak” alır, terörist çıkar; “Dostum” der, işgalci çıkar; “Kardeşim” der, derdest edilir. Allah, Erdoğan’la yakın ilişki kuranların yardımcısı olsun!"
ifadelerini kullandı. “Ya dediklerimizi yaparsın ya da işini bitiririz” doktrini, sadece barbarlık olduğunun da altını çizen Dervişoğlu,
"Bir devlet başkanı, yozlaşmış ve otoriter de olsa, Böylesi bir hoyratlık meşrulaşamaz. Meşrulaşmamalıdır. Tıpkı, “ya beni seçersiniz ya da sizi mahvederim” siyasetinin de bir hoyratlık, bir barbarlık olduğu gibi."
şeklinde konuştu.
"Ekonomi Dengelenmiyor, Milletimiz Tüketiliyor"
Ekonomideki kötü tablonun sürdüğünü belirten Dervişoğlu, iktidarın sahte baharının emekçinin gerçeği karşısında buz kestiğini ifade ederek,
2025 yılı milletimiz için bir “sabır testi” değil bir hayatta kalma savaşı olmuştur. Porsiyonlar küçüldü. Borç borçla çevrildi. Barınma krizi patladı. Şirket iflasları, icralar, hacizler arttı.
Ekmeğini; emeği, namusu ve şerefiyle kazananlar nefes alamaz hâle geldi. Ve şimdi 2026’ya girdik. Kurdukları yalan düzeninde ilk değişenlere bakın. 1 Ocak’ın ilk dakikalarında da hiç vakit kaybetmediler; Vergiler arttı. Harçlar cezalar katlandı.
Asgari ücrette ise ellerini korkak alıştırdılar. Yapa yapa 28 bin 75 lira yaptılar. Vatandaş son ana kadar bir düzeltme bekledi. Ancak beklentisine de karşılık bulamadı. Bu asgari ücretle, iki pazar, bir market ancak yapılır."
dedi. İktidarın orta sınıfı yok ettiğini söyleyen Dervişoğlu, ayağa kaldırılması gereken sosyal kesimin orta sınıf olduğunu belirterek,
"Bu bir ekonomik tercih değil, bir toplumsal tasfiyedir. Bir zamanlar ev, araba hayali kuran öğretmenim, memurum, işçim; bugün başını sokacak bir çatı bulabildiği için şükreder hâle gelmiştir.
Bugün, gençlerimiz değil evlenmeyi, sadece eve benzeyen bir evin içine başımı sokabilir miyim, onu düşünüyor. İktidar, “İşsizliği tek haneye indirdik” yalanıyla övünürken, Türkiye’de geniş tanımlı işsiz sayısı, 12 milyonu aşmıştır. Bu, Yunanistan nüfusu kadar “işsizler ordumuz” var demektir. Bu iktidarın eseri budur."
şeklinde konuştu.
"PKK, hiçbir zaman Suriye’de silah bırakacağını söylemedi"
AKP-MHP-DEM ortaklığında yürütülen "ikinci çözüm süreci"ne dair eleştirilerini sürdüren Dervişoğlu, Kürtçü terör örgütü PKK'nın hiçbir zaman Suriye’de silah bırakacağını söylemediğinin altını çizerek,
"DEM Parti hiçbir zaman federasyon ve ikili hukuk talebinden vazgeçmedi. Şimdi de şaşırmışlar gibi, beyanat veriyorlar. Aylardır aynı kaptan su içiyor, birbirinizin sözlerinin altına imza atıyorsunuz. Neye şaşırdınız?
SDG’nin YPG; YPG’nin de PKK olduğuna mı şaşırdınız? 11 sene boyunca, ABD ve İsrail tarafından, emrine ordu yetiştirilen Mazlum Abdi’nin, pek de mazlum olmadığına mı şaşırdınız?
Bu kadar kör müydünüz? Muhatabınızı İmralı zannettiniz. Sizin muhatabınız ABD ve İsrail.
Onları ikna etmeden hiçbir şey yapamazsınız. Bizim üzüntümüz de Türkiye’nin bu hale getirilmesidir. Kendi geleceğimizin başkalarına emanet edilmesidir. Bütün bunlar ortadayken, süreci netleştirmek ve somut kırmızı çizgiler çizmek yerine, Öcalan muhatap alındı ve Meclis’te kurulan komisyon, İmralı’ya, Öcalan’ın ayağına götürüldü. Hem halka altı boş bir umut pompalandı hem de örgüte ve onun eli kanlı liderine, meşruiyet sağlandı ve cesaret verildi.
Geldiğimiz noktada milletimizin, Öcalan’ı merkezine oturtan, Cumhuriyetin nitelikleri ile birlikte milli kimliğimizi tartışmaya açan bu sürece olan tavrı, kamuoyu yoklamalarına yansımış görünüyor.
Milletin tokatını ensesinde hissedenler ise, girdikleri bu bataklıktan çıkmanın yollarını döşüyor. Ve sanki, PKK’nın Suriye’de silah bırakmayacağının haberini, yeni öğrenmiş gibi bir tutum alıyor, güya tepki veriyorlar.
İYİ Parti olarak, sürecin ilk gününden itibaren bu sürecin ne demokrasimize bir katkı yapacağına, ne Kürtlerin hayat koşullarını iyileştireceğine, ne de PKK’nın hain emellerinden vazgeçeceğine hiç inanmadık. Bunları da tane tane izah etmeye çalıştık.
Çünkü biz, İYİ Parti’yiz. Cumhuriyete yüz çevirmiş bir milliyetçiliği, milliyetçilikten utanan bir Cumhuriyetçiliği reddediyoruz."
ifadelerini kullandı.