İYİ Parti Lideri Müsavat Dervişoğlu: 'Bunların Hasreti Kucaklaşmadan Bitmeyecek, Salın Gitsin'
İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu bugün, 19 Kasım tarihinde partisinin TBMM grup toplantısında önemli açıklamalarda bulundu.
Konuşmasına Irak'ta gerçekleştirilen genel seçimler sonucu milletvekili seçilen Irak Türkmen Cephesi (ITC) milletvekillerini tebrik ederek başlayaran Dervişoğlu, sonuçların hem Irak hem de bölge ülkeleri için hayırlı olması temennisinde bulundu.
Son dönemde Türkiye'de siyaset yapmanın ilk defa böylesine marjinalleştirildiğini kaydeden Dervişoğlu, artık muhalefet etmenin bile örgütlü suç sayıldığını kaydetti. Türk milleti adına iddianame düzenlemekle görevli makamların iktidarın propaganda aygıtı gibi davrandığını belirten Dervişoğlu,
"2024 Yerel Seçimleri şüphesiz bir milat oldu. İktidar, kendini sorgulamak yerine, İşine gelmeyen her siyasi partiyi, aktörü veya fikri terörize etti, çamura buladı. Biriken sorunlar, tepeydi artık dağ oldu. Kayyum, rejimin ta kendisi, Türkiye de her alanda tarumar oldu. Siyaseti Silivri ve İmralı arasına kapatanlar ise, Türk milletinin hiçbir sorunuyla artık ilgilenmediğinin ispatı oldu."
şeklinde konuştu.
İktidarın, Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) Türk Silahlı Kuvvetleri'ne verdiği hasar ve 15 Temmuz FETÖ darbe girişiminden ders almadığının altını çizen Dervişoğlu,
"Alacağı bir ders yoktu. Çünkü talep eden kendisiydi. Mıntıka temizliğinden çok memnundu. FETÖ, TSK’yı içinden kemirirken, AKP iktidarı da sözde çözüm sürecine kadar varacak kapıyı aralamıştı. Adalet mi dersiniz, demokrasi mi, yoksa kalkınma mı? İktidarın bu maskesi 2010 yılında düşmüştü.
Ortak değiştirdi, rejim değiştirdi, kendisi ise hep aynı kaldı. Orada kalmak için, kime ne istiyorsa vermeye devam ediyor. Maden mi? Anlaşma mı? Savunma mı? Tarım mı? Kıbrıs mı? Ege mi? fark etmez. İşte o günlerden geldik buralara!"
ifadelerini kullandı.
"Oyunun Adı Cambaza Bak!"
İktidarın bugün emperyalizmin yaşam destek ünitesine ölesiye bağlı olduğunu kaydeden Dervişoğlu,
"Bu sefer üstünde oynadıkları ipin bir direğinde Silivri, bir direğinde İmralı var. Bilin ki, isimler sıfatlar fark etmez, Türkiye o makinanın fişini er ya da geç çekecek.
Öcalan canisine verdiğiniz hiçbir paye, onun bebek katili sıfatını ortadan kaldıramayacak şekilde tarihin çöplüğüne atacak.
Türk milleti bu ihanetin hesabını er ya da geç mutlaka görecek ve soracaktır. İktidar sahipleri, tarihe hangi dipnotla geçeceğine karar vermelidir. Tavsiyem, bu son zamanlarınızda, zevahiri kurtaracak bir yol seçin. Çünkü kitaptaki bölüm adı belli: Siz yıkımın çeyrek asırlık tarihisiniz.
Tüm bu soytarılık da Türk milleti buna alışsın diyedir, söyleyin! Söyleyin, bizim Kürt’ten anladığımız Diyab ağalar değil, bizim Kürt’ten anladığımız Şeyh Saitler, Seyit Rızalardır; Öcalanlandır deyin. Bizim derdimiz, Cumhuriyet’le deyin, düşmanımız Türk devleti deyin.
Laik, üniter, ulus devleti dağıtmadan, Türkiye’yi, meczuplar memleketi yapmadan bize rahat yok deyin, 25 yılı Sevr’le taçlandırmadan bize durmak yok deyin, ihanete devam deyin!Milletim bilsin! Duysun! Görsün artık! Kürt’ün temsilcisi diyerek, Aslında barış güvercinidir diye önümüze koyduklarına bakın. Baş müzakereci diye, devletimizi muhatap kıldıklarına bakın. Teröre savaş, teröriste düşman askeri sıfatı veriyorlar."
dedi.
"Bunların hasreti kucaklaşmadan bitmeyecek"
Devlet Bahçeli'nin dün, 18 Kasım tarihinde MHP grup toplantısında gerçekleştirdiği skandal açıklamalara da değinen Dervişoğlu,
"Önce İmralı’nın sözcüsü çıktı, umut hakkı verilsin dedi, olmadı. Çıktı, meclise gelsin konuşsun dedi, olmadı. Allem etti güllem etti, cani başının gönül dostu Kurtulmuş’u kattı yanına, Meclisi caninin ayağına götürmek istedi. Baktı o da olmadı, .ünkü akl-ı selim direndi, Türk milleti kanmadı, korkuya, baskıya, açlığa rağmen yılmadı.
Sonunda da çıktı, gerekirse ben ve üç arkadaşım İmralı’ya gideriz dedi. Bir de alkışçılarından izin istedi; “İmralı’ya gitmeme izin veriyor musunuz?” diye sordu. Bunlar yine ayakta alkışladılar. Uğur Bey, en çok da seninki alkışlamış… İmralı Feneri, Öcalan’a görüş izni istiyor. Alkışçı mürettebat da izin verdiğini sanıyor.
Onlara sormak gerek; Bu zamana kadar ne yaptı da sizden izin istedi ki, bugün izin istiyor? Anlaşılan o ki Cumhurbaşkanı’ndan izin alamadı, salondakilerden izin istemeye kalkıştı. Vah ki vah!
Lafı uzatmaya gerek yok; bunların hasreti kucaklaşmadan bitmeyecek, o yüzden, salın gitsin!
Bu Cumhuriyet’in gördüğü ilk ihanet değil, son da olmayacak. Ama büyük Türk milletinin, bu ihaneti nasıl not ettiğini göreceksiniz. Bu hesap mahşere kalmayacak. Bu dünyada mutlaka sorulacak. Bu millet gereğini de yapacaktır! Mustafa Kemal’den aldıkları örnek, bir yere ayak basmaktan ibaret. O Samsun’a ilk adımını istiklale attı, bunlar, İmralı’da izmihlale koşuyorlar
Mustafa Kemal, Mudanya’da bozguna uğrattığı düşmana ateşkes imzalattı. Bunlar biçare hainle kucaklaşmaya, Mudanya’dan gidiyorlar. Bandırma Vapuru’na binen kahramanların adını dillerinden düşürmezken, İmralı feribotuna binmek için can atıyorlar. Bitmiş tükenmiş terör örgütüne ve onun elebaşına can simidi atmaktan utanmıyorlar.
Üç arkadaşıyla gidecekmiş. O halde tutmayın İmralı yolcularını, salın gitsin! Sana ip attık, anlamadın, o ip, aklının iplerini daha fazla salma diyeydi. Anlamadın, dilsiz uşağına astın. Benim dilimin kemiği yok dedin. Bunu da fazlasıyla ispatladın. Artık vakit tamam.
En erkeninden düş yola, ihanet bir ömür sürer,k avuşmak bir dakika! Sana can simidi atmak isterdim ama madem aklının iplerini saldın, gemileri de yaktın, bu yolun dönüşü olmasın demektesin. Madem alayınız bu yolda bir nefer, her biriniz artık Kandil, her biriniz artık İmralı. Alayınıza uğurlar ola.
İmralı’ya gidecekmiş… Millete ihanet edenin ayağına gidip hayaller kuracağına, milletin yanına git de gerçekleri gör. İmralı’ya gidip canibaşıyla hasbihal edeceğine, genel merkezinin karşısında bir pazar var git de milletin halini hatırını sor. Teröristin derdini merak edeceğine, gençlerin halini merak et. Bir eve uğra mesela. Bak bakalım mutfakta tencere kaynıyor mu? Millet sana o oyu, ihanet etmen için vermedi.
Mağrurların peşine takılacağınıza, Türk milletini mağdur eden caninin yanına koşacağınıza, Türk milletiyle hemhal ol. Bu iktidarın anlayışıyla hayatın her alanına egemen olan ahlaksızlıklarla uğraşın mesela.Et ve Süt Kurumu’na gidin de dönen dolapları sorun. Gümrük üzerinden kaçak ve ahlaksız ticaret yapanlara dur deyin mesela. Kilis’te patlak veren kimlik skandalına bir göz atın."
ifadelerini kullandı.
"Unutma senin sadece adın Devlet, sen devlet değilsin"
Teröristbaşı Öcalan'ın ayağına gidilmesinden bahisle Meclisin böyle bir suça alet edilemeyeceğinin altını çizen Dervişoğlu, konuşmasına şu satırlarla devam etti:
"Ülkede bütün bunlar olurken; bizimki de İmralı’ya gidecekmiş öyle mi? Salın gitsin!.. Adalet Bakanı’ndan izin alıp, istediği cezaevine ziyarete gidebilir. Ama “bak işte devleti ayağına getiriyorum” diyerek böyle bir suça Meclisi alet edemez.
Unutma senin sadece adın Devlet. Sen devlet değilsin. Bugün tane tane konuşacağım. Bağırınca beni anlamıyorlarmış. Ondan sonra da ‘aslan yavrusu’, ‘aslan parçası’ diye alkışlatıyor. O salonda alkışlanmış olmaktan utandım.
İmralı’ya gitmeyi bile alkışladılar orada… Ayrıca bu inat niyedir? Öcalan canisiyle devleti eşitlemeyi istemek, muhatap kılmaya çalışmak hangi murada hizmettir? Kurucu önder diyerek, hangi oyunun kaçıncı perdesi açılmak istenmektedir? Bu devlet senin malın mıdır, bu millet senin kölen midir Sayın Bahçeli? “Kendi imkanlarımla, İmralı’ya giderim” demek, hükümete ve komisyona aba altından sopa göstermek, bir irade beyanı olmanın ötesinde, bir çürüme itirafıdır.
Son bir yıl içinde yaşananlara bakarsak, Öcalan’ı “bebek katili” imajından sıyırıp, “lider”, hatta “önder” figürü olarak yeniden gündeme taşınması sebepsiz değildir. Bu dönüşüm, bireysel bir imaj rehabilitasyonu değil, bir siyasal mühendislik projesinin parçasıdır. Bahçeli’nin “yeni bir kimlik inşa edeceğiz” söylemi de, Bu bağlamda yalnızca retorik bir çıkış değil, ideolojik bir yeni kurgunun ipuçlarını taşımaktadır. Eğer bu süreç gerçekten planlı bir kimlik inşasının parçasıysa, Hedef yalnızca Öcalan’ın konumunu değiştirmek değil; Türkiye’nin ulusal kimlik tanımını, birlik anlayışını ve hatta devletin ideolojik omurgasını yeniden tanımlamaktır.
"Önümüzdeki günlerde çok şey değişecektir, inşallah Türkiye değişmez" sözü de Devlet Bahçeli'ye aittir. Asla unutulmamalıdır ki; Türkiye’nin geleceği, ne İmralı’nın kanlı düşüncelerinin narsizmine, ne de bir siyasi taktiğin satır aralarına sığar.
O gelecek, Türk milletinin vicdanında ve Ankara’nın kalbinde yaşar. Hükümet, bu oyuna gelmemelidir. Komisyona dahil partiler, bu tuzağa düşmemelidir. Bu orta oyunu artık mutlaka ama mutlaka son bulmalıdır."