Kürtçü Mürteci HÜDA-PAR: 'PKK Silah Bıraksa da Bırakmasa da Kürt Halkının Gasbedilen Hakları İade Edilmeli'

TAKİP ET

AKP-MHP-DEM ortaklığında yürütülen "ikinci çözüm süreci" kapsamında kurulan meclis komisyonuna sunulan Kürtçü mürteci HÜDA-PAR imzalı rapor içerdiği taleplerle Türkiye’nin üniter yapısını, anayasal vatandaşlık tanımını ve millî devlet anlayışını doğrudan hedef aldı.

“Kalıcı barış ve adalet için atılması gereken 15 adım” başlıklı raporda, Kürtçü terör örgütü PKK’nın silah bırakıp bırakmamasından bağımsız olarak “Kürt halkının gasp edilen haklarının iade edilmesi” gerektiği savunuldu.

Kürtçü mürteci HÜDA-PAR'ın Genel Başkanı Zekeriya Yapıcıoğlu tarafından AKP'li Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş’a teslim edilen rapor, Kürtçü terör örgütü PKK’yı tali bir sorun gibi gösterirken, terörle mücadeleyi etkisizleştiren bir siyasi çerçeve çizmesiyle dikkat çekti.

Raporda, “PKK silah bıraksa da bırakmasa da, fesih kararı alsa da almasa da” anayasal ve yasal düzenlemelerin yapılması gerektiği ifade edilerek, fiilen terörle mücadele şartı devre dışı bırakıldı.

Teröre Zımni Af, Devlete Açık Dayatma

Raporda yer alan ifadeler, yalnızca silah bırakan ya da kendini fesheden yapıları değil, “uzun süredir şiddete başvurmayan” veya “eylem kabiliyetini yitirmiş” örgüt unsurlarını da kapsayacak düzenlemeler talep edilmesiyle, kamuoyunda “zımni af” tartışmalarını beraberinde getirdi. Bu yaklaşımın, Kürtçü terör örgütü PKK’nın yıllardır işlediği suçları ve Türkiye’ye verdiği ağır bedelleri yok saydığı değerlendirmeleri yapıldı.

Raporda “Kürt meselesinin terör parantezine hapsedilmemesi” gerektiği savunulurken, terör örgütünün bu sürecin en temel unsuru olduğu gerçeği bilinçli biçimde geri plana itildi. Güvenlikçi politikalar hedef alınarak, devletin terörle mücadelesi dolaylı biçimde suçlandı.

Anayasa ve Vatandaşlık Tanımı Hedefte

Raporun en dikkat çeken bölümlerinden biri, Anayasa’nın 66. maddesinin açıkça hedef alınması oldu. Vatandaşlık tanımının “etnik çağrışımlardan arındırılması” gerektiği savunulurken, Türk milletini esas alan anayasal çerçevenin tasfiyesi talep edildi. Raporda Türkler ve Kürtlerin “asli kurucu halklar” olarak tanınması çağrısı yapılarak, üniter devlet anlayışına aykırı bir siyasi dil benimsendi.

Bununla da yetinilmeyerek, Kürtçenin eğitim dili olarak kabul edilmesi, Anayasa’nın 42. maddesinin değiştirilmesi ve anadilde eğitimin devlet güvencesine alınması istendi. Bu talepler, Türkiye’de ortak dil, ortak eğitim ve ortak vatandaşlık ilkelerini hedef alan bir ayrıştırma programı olarak değerlendirildi.

Mürteci Figürlere İade-i İtibar Talebi

Raporda, Şeyh Said, Said-i Nursi ve Seyyid Rıza gibi isimler üzerinden devletin “özür dilemesi” çağrısı yapılması da tepki çeken başlıklar arasında yer aldı. Terör ve isyan süreçleriyle anılan figürlerin mağduriyet söylemiyle sunulması, raporun ideolojik yönünü daha da görünür kıldı. Faili meçhul cinayetler, yer isimleri ve okul adları üzerinden devletin tarihsel meşruiyeti sorgulandı.

Üniter Yapıyı Aşındıran Bölgesel ve Sınır Aşan Talepler

Raporda kayyım uygulamalarına son verilmesi, yerel yönetimlerin güçlendirilmesi, medreselere resmî statü tanınması ve Sykes-Picot sınırlarının “sembolik hale getirilmesi” gibi talepler yer aldı. Özellikle sınırların sembolikleştirilmesi çağrısı, Türkiye’nin egemenlik haklarını ve bölgesel bütünlüğünü hedef alan bir yaklaşım olarak değerlendirildi.

Tepkiler Büyüyor

HÜDA PAR’ın Meclis’e sunduğu bu rapor, “millî dayanışma” söylemi altında etnik temelli ayrılıkçı siyasal taleplerin meşrulaştırılmaya çalışıldığı ve terörle mücadele kazanımlarının tartışmaya açıldığı bir metin olarak yorumlandı. Rapordaki taleplerin, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş ilkeleriyle, üniter devlet yapısıyla ve millî egemenlik anlayışıyla açık bir çatışma içinde olduğu değerlendirmeleri öne çıkıyor.

 

kürtçülük hüdapar kürt hizbullahı