Portreler
Giriş Tarihi : 22-10-2020 15:59   Güncelleme : 22-10-2020 16:01

Atayurdun Sesi: Ali Özaydın

Atayurdun Sesi: Ali Özaydın

Türk dünyasının kültürüne ve özellikle de müziğine büyük bir ilgi duyan Ali Özaydın, Türk dünyasının ezgilerini ve çalgılarını büyük bir tutkuyla incelemiş, derlemiş ve dünyaya tanıtmıştır. 1961 yılında Adana’da dünyaya gelen Özaydın, Türk müziğine kendini adamasıyla 50 yıllık ömründe büyük değer yaratmıştır. Çalışmaları bireysel ilgiden öteye geçen sanatçı, emeğini ve çalışmalarını birçok topluluk ve kurum bünyesinde gerçekleştirerek, bu alana ilgisi olanların faydalanacağı çalışmalar ortaya koymuştur.

Tümata (Türk Müziğini Araştırma Topluluğu) topluluğunda Türk dünyası çalgılarını keşfedip çeşitliliğine büyük ilgi duymuştur. Atölye çalışmalarına bu topluluğun çalgı yapım atölyesinde başlamıştır. 1984’te Konya Turizm ve Kültür Müdürlüğü’nün müdürü olan Güner Özkan ile birlikte ASTÜM (Asya’dan Türkiye’ye Musiki) topluluğunu kurmuştur. 4 yıllık süreçte yüzden fazla konser düzenlenmiştir. İlerleyen dönemde ise İpekyolu ismiyle bir topluluğun kurulmasına katkıda bulunmuş ve bu toplulukla hem yurt içinde hem de yurt dışında konserler verilmiştir.

2000 yılında İpekyolu ve Altınay Müzik topluluklarının birleştirilmesine önayak olan Özaydın, Kültür ve Turizm Bakanlığı Türk Dünyası Müziği Topluluğu’nu kurarak topluluğun müdürlüğünü üstlenmiştir. Ankara Türk Dünyası Müziği Topluluğu’nun da kurucularından olan Özaydın, toplulukta bir süre müdürlük görevini icra etmiştir. Sayılan toplulukların yanında daha birçok kuruluş ve topluluğun kurulmasına, idare edilmesine ve çalışmalarına katkıda bulunmuştur. Ayrıca pek çok proje ve programda danışmanlık yapmıştır.

Türk kültürüne önemli katkılar sunan Özaydın, 2011 yılının Haziran ayında hayata veda etmiş ve Ankara, Karşıkaya Mezarlığına defnedilmiştir.

Ali Özaydın ve onun yer aldığı toplulukların ne kadar değerli bir iş yaptığını Arslan Küçükyıldız, “Sovyetler Birliği’nin daha ayakta olduğu günlerdi. Değil bir kasetin Türkiye’ye ulaşması, kaydedilip notaya alınması ve çalınması, Sovyet radyolarından bile duyulmasının çok zor olduğu dönemlerde onlar, Türkiye’ye sığınmış Türkistanlılardan, Esir Türk Elleri’nin seslerini, büyük bir sabır ve gayretle derleyip konserlerine taşıdılar. Arkalarında hiçbir fon yokken, millete sığınıp Türk’ün sesini Türkiye’ye duyurdular. Aç bîilaç verdikleri bu mücadeleye Türk milleti sahip çıktı. Onları bağırlarına bastı” sözleriyle dile getirmiştir.

A. Yağmur Tunalı ise onun hakkında şu ifadeleri kullanmıştır:

Merakı çok genişti. Bununla beraber, dikkati, özellikle uzak asırlardan bugüne çok az değişme ile gelen Türk Müziklerinde karar etmişti. Belliydi ki bu bir aşktı. Zaten Ali için, ancak böyle bir çarpılmadan bahsedilebilir. Uçlarda gezinen bir ruh için, bir parça beğenmek, bir parça ilgilenmek olamazdı. O, ancak yıldırım gibi çarpılır ve harı geçmeyen bir ateşle yanardı. Yol açılmıştı: Ali, eski Türk çalgılarını, eserlerini bulacak ve Türkiye’de bu misyonu üstlenen birkaç kişiden biri olacaktı.

Bu misyonla tanıştığında henüz 20 yaşındaydı. Geride bıraktığı gençlik yılları kanla-kavgayla geçmişti. 12 Eylül öncesinde hapse giren Ülkücüler arasında en genç isimler arasındaydı. 20 yaşında bir ömür yaşamış kadar tecrübeli, hiç yaşamamış kadar da saftı. Saftı, çünkü seviyordu. Sevgi saflaştırırdı. 1980’lerin başında, eski Türk sazlarının bazılarını görmüş olan ve verimlerini dinlemiş olan bile bir elin parmakları kadardı. Ali, henüz bilinmeyen, işlenmemiş cevherler saklayan Türk Kültürü içinden müziği seçerek o bahtlılardan biri olmuştu."