Türk Dünyası
Giriş Tarihi : 28-01-2021 15:01   Güncelleme : 28-01-2021 15:01

Çin Zindanlarındaki Uygur Profesörün 'Şiirin Hala Nefes Aldığını Gösteren Şaheseri' Bestelendi

Daha önce toplama kamplarında da esareti yaşayan Uygur şair Calalidin'in Çin zindanlarında kaleme aldığı "Yanarım Yok" şiiri Uygur sanatçılar tarafından bestelendi. Prof. Dr. Ercilasun ise yazıya ilişkin Çaresizliğin Şiiri başlıklı bir yazı kaleme aldı.

Çin Zindanlarındaki Uygur Profesörün 'Şiirin Hala Nefes Aldığını Gösteren Şaheseri' Bestelendi

İşgal altındaki Doğu Türkistan'da Çin'in sistematik soykırım politikalarının kurbanı olan milyonlarca Türk'ten biri olan şair, düşünür ve bilim insanı Prof. Dr. Abdukadir Calalidin, işgalciler tarafından önce bir toplama kampında, ardından Çin zindanlarında esir edildi.

Çin zindanlarındaki esareti hala süren Calalidin'in mahkum edildiği zulümhaneden bütün insanlığın kalbine seslenen "Yanarım Yok" isimli şiiri, Uygur Türkü sanatçılar tarafından bestelendi. Türk akademisinin en önemli temsilcilerinden Türkolog Prof. Dr. Ahmet Bican Ercilasun ise Milli Düşünce Merkezi'nin resmi internet sitesi için kaleme aldığı "Çaresizliğin Şiiri" başlıklı bir yazıyla Calalidin'in şiirini ele aldı.

'Yanarım Yok' şiirini "21. yüzyıldaki Çin zulmünü, Çin soykırımını dünyaya duyuran, geleceğe aktaran bir şaheser. İnsanlığın ölmediğini, duyguların öldürülemediğini, şiirin hâlâ nefes aldığını gösteren bir şaheser" diye nitelendiren Ercilasun, yazısında şiiri ve şairini okurlara şu şatırlarla anlattı:

"2018 yılının soğuk bir kış gecesi. Urumçi’nin tenha sokaklarından birinde ışıkları sönmekte olan eski bir ev. Abdukadir Calalidin çalışma masasından yeni kalkmış, yatak odasının son ışığını da söndürüyor. Son günler ne kadar sıkıntılı geçmiş olursa olsun, yatağında az da olsa huzur bulacak. Belki de çocuklarıyla ilgili azatlık rüyaları görecek. Fakat o kahrolası tokmaklar işte onun da kapısını dövüyor. Zavallı eski ve köhne ev yıkılacakmış gibi. Komşu evlerin ışıkları sönüyor. Uykuya yeni dalmış olanlar gözlerini kırpıştırarak açıyorlar, fakat elleri lambaların düğmesine gitmiyor. Evler karanlık, pencereler kapkara. Abdukadir yavaşça açıyor kapıyı ve kendisini bir karanlığın içinde buluyor. Kara bir çuvalın içine sokulmuş başını kımıldatmak istiyor ama tokmaklar iniyor başına. Bir arabanın içine itildiğini fark ediyor. Son işittiği ses bir motor sesidir.

Abdukadir’in gözleri karanlığa zorlukla alışıyor. Soğuk, kara ve yalnız bir odanın köşesine atılmıştır. Nice Uygur’un başına gelen, işte onun da başına gelmiştir. Demek ki günlerden beri söylenenler doğru imiş. İnsanların birer birer kaybolduğuna dair söylentiler doğru imiş. Babalarından haber alamayan çocuklar, kocalarından haber alamayan eşler doğru imiş. İşte şimdi Abdukadir’den de haberleri olmayacak. Nereye götürüldüğünü, nerede olduğunu kimse bilmeyecek.

Aslında bu, tek bir olay değildir. Dünyanın unuttuğu Kâşgar’da, Hotan’da, Aksu’da, Urumçi’de, Turfan’da bir süreden beri bu olaylar yaşanmaktadır. İnsanlar beklemedikleri bir anda evlerinden, iş yerlerinden alınmakta; kamplara ve hapishanelere doldurulmaktadır. Urumçi Pedagoji Üniversitesinin hocası Abdukadir Calalidin de neredeyse üç yıldır ailesinden, çocuklarından haber alamamaktadır. Aile de Abdukadir’in nerede olduğunu bilmemektedir.

Abdukadir bilim adamıdır. Ama aynı zamanda şairdir. Üç yılın hasreti yüreğine işlemiş, hatta kemiklerini delip geçmiştir. Bir şiir yazar belki bir gazete parçasına, belki de ekmeklerin sarıldığı bir kâğıda. Ve o kâğıt her nasılsa uçup çıkar hür dünyaya. Şiir kanatlıdır, dünyanın unuttuğu yerlerden, dünyanın bir türlü işitmediği acılardan haber uçurur bir yerlere. Kanatlıdır şiir, yüreklere konar, dillere konar. Güzel Uygur kızı Mukaddes Mijit’in dilinde hayat bulur. Mukaddes Hanım şiiri, sakin yüzüyle, fakat yüreğinin titreyen telleriyle dillendirir:"

Yanarım Yok

- Abdukadir Calalidin -

Bir buluŋda yegânimen, nigârım yok,
Kiçiliri kara bastı, tumârım yok,
Bu hayattın özge yeme ḫumârım yok,
Cimcitlıkta ḫıyâl ezdi, amâlım yok. 

 

Men kim idim, nime boldum, bilelmidim,
Kimge deymen dil sözümni, diyelmidim,
Yâ pelekniŋ ḫuy peylini sizelmidim,
Yar kışiŋge baray deymen, karârım yok.

 

Pesillerni bilip turdum burceklerdin,
Hiçbir ḫever alalmidim çiçeklerdin,
Bu sığınişler ötüp ketti süŋeklerdin, 
Kandak yer bu, karârım bar, yanarım yok.


(Türkiye Türkçesiyle)

- Çeviren: Ahmet Bican Ercilasun -

Bir köşede yalnızım, sevdiğim yok,
Geceleri kara bastı, tılsımım yok,
Bu hayattan başka, hiç isteğim yok,
Sessizlikte hayaller ezdi, çarem yok.

Ben kim idim, ne oldum, bilemedim,
Kime deyim yürek sözümü, diyemedim,
Belki de feleğin işini sezemedim,
Yâre varmak isterim, karârım yok.

Mevsimleri fark ettim çatlaklardan,
Hiçbir haber alamadım çiçeklerden,
Bu özleyişler geçip gitti kemiklerden,
Nasıl yer bu, karârım var, yolum yok.