Söyleşi
Giriş Tarihi : 20-08-2021 18:13   Güncelleme : 21-08-2021 03:11

ÖZEL HABER | Ali Öztürk İle Röportaj

Tamga Türk olarak "Başıboş Köpek Sorunu" sayfası yöneticisi Ali Öztürk ile bir röportaj gerçekleştirdik.

ÖZEL HABER | Ali Öztürk İle Röportaj

Türkiye’nin başıboş köpek sorunu, siyasi otoritenin ve parlamentonun sorunu tespit etmekten ve dolayısıyla çözüm bulmaktan oldukça uzak olması nedeniyle varlığını büyüyerek sürdürüyor.

Bu konuya ilişkin olarak daha önce geniş bir haber de yayımlamış olan Tamga Türk, soruna karşı farkındalık oluşturmak ve nihayetinde çözümünü sağlamak için gönüllüler tarafından kurulan “Başıboş Köpek Sorunu” adlı sayfanın yöneticilerinden Ali Öztürk’e ulaştı.

Ali Öztürk

Türkiye’deki başıboş köpek popülasyonunun bazı verilere ve gözlemlere istinaden 10 milyon civarında olduğunu belirten Öztürk, "Biz bunu tahmin ediyoruz. Belki çok daha fazla da olabilir. Ayrıca başıboş köpeğin tanımını da doğru yapmak lazım. Maalesef yarı-başıboş köpek olarak adlandırdığımız sözde sahipli köpekler de fazlasıyla mevcut ve sorunun bir parçası. Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ndeki köpek kanunu, son derece net bir tanımla bu durumu açıklıyor:

'Başıboş Köpek' başıboş dolaşan veya boynundan bağlı bulunup da bir şahıs tarafından tutulmayan, herhangi bir bölgede veya kendisini besleyen sahibinin kaldığı bir yerde bulunmayan köpek demektir.” Fasıl 52 Köpekler Yasası (1955)

'Başıboş Köpek', avlanırken av köpekleri ve sürü yönetimi yaparken çoban köpekleri hariç sahipsiz veya sahibinin etkin gözetim ve yönetimi altında olmayan köpekleri anlatır.

Başıboş Köpekler ve Tehlikeli Köpekler Tüzüğü (2013)"

Önce Sorunun Varlığı Kabul Edilmeli

Öztürk, "aslında rakamların da çok önemi yok, önce bu sorunun varlığını kabul etmemiz gerekiyor" dedi.

Türkiye’nin başıboş köpek sorununa ilişkin olarak kanunun, çözüm sunarken bile bu sorunu bitirmeyi amaçlamadığını belirten Öztürk, "Kanunda; olmaması ve sıfırlanması gereken zararlı bir popülasyonu 'kontrol altına almak' yazıyor, bu kelimenin hiçbir anlamı yok" şeklinde konuştu.

Dönemin AKP Grup Başkanvekili Özlem Zengin’in, ''Hayvanları Koruma Kanunu'' tasarısına ilişkin görüşmeler esnasında TBMM’de söylediği: "Eğer kısırlaştırılma yapılmazsa, 10 yıl içerisinde köpeklerle ilgili nüfusun 60 milyona ulaşması bekleniyor" sözüne ilişkin olarak ise Ali Öztürk, "60 milyon olacağını düşünmüyoruz. Bunun için biraz biyoloji bilmek gerekiyor. Bir de konu hakkında yapılan matematiksel modellemeler var. Örneğin, Belsare ve Vanak’ın makalesi ‘Modelling the challenges of managing free-ranging dog populations’ gibi. Sayı belli bir seviyenin üzerine çıktığında kırılmalar yaşanır ve popülasyon belli bir tepe noktasına ulaştıktan sonra azalmaya başlar. Ayrıca bu ve benzeri modellerde kısırlaştırmanın en mükemmel bir kurguda bile başarısız olduğu sonucu çıkıyor" dedi.

Sokaklar Başıboş Köpeklerin Doğal Yaşam Alanı mı?

Sokakların başıboş köpeklerin doğal yaşam alanı olduğuna ilişkin iddiaların, bazı STK’lar tarafından ortaya atıldığını ve zamanla tekrarlanmasıyla böyle bir algı oluştuğunu belirten Öztürk, "Yanlış bir iddia! Farz edelim bu argüman doğru. Peki ne değiştiriyor? Şehir içinde güvenli bir şekilde yaşaması gereken bir vatandaşı, çocuğu köpek saldırısından koruyor mu? Yani bu tür sorular tuzak sorular, konuyu saptırmaktan başka bir şey değil" ifadelerini kullandı.

Öztürk, "Tabi burada sürekli altını çizdiğimiz mizantropinin (insanlardan nefret etme) büyük etkisi var. Başıboş köpek savunucuları aslında gücünü buradan da alıyor. İnsanı ve insanlığı evrende yok olması gereken zararlı bir virüs olarak görüyorlar. Biz sürekli işgal eden, zarar veren lanet bir türüz onlara göre” şeklinde konuştu.

Sağlık Bakanlığı’nın Tamga Türk’ün başıboş köpek saldırılarına ilişkin bilgi edinme talebine olumsuz yanıt vermesine ilişkin olarak "Bu aslında bir skandal. Bırakın gazeteci olmayı, her vatandaşın bu bilgiye ulaşma hakkı var. Amerika'da bu rakamlar şeffaf olarak ulaşılabiliyor” diyen Öztürk, "Bu rakamların birileri istemeksizin açık olarak yayımlanması gerekiyor. Nasıl trafik kazaları hakkında rakamlara, istatistiklere ulaşabiliyorsak buna da ulaşabilmemiz gerekiyor, gerçi burada rakamların da çok önemi yok, sorunun varlığı önemli. Ölen insan 10 olunca sorun değil, 100 olunca sorun olabilir gibi bir anlayışla karşılaştırma yapılamaz. Aslında olmaması gereken, müdahale edilebilir bir sorun bu, tek vatandaşımız dahi bu şekilde ölmemeli, ölemez. Bu kabul edilebilir değil" dedi.

Başıboş Köpeklerin Neden Olduğu Sorunlar

"Ülkemizde senede yaklaşık 300.000 kuduz riskli temas yaşanıyor. Bu rakamlara yansımayan çok daha fazla sorun var. Isırılan herkes hastaneye gitmiyor veya kuduz aşısı yaptırmıyor. Kuduz konusunda bakanlığın uyarıları, gerekli kamuspotları da olmadığı için insanlar kuduzun geçmişte kaldığını sanıyor ve hatta kuduzu ciddiye almayabiliyor. Aşıya ulaşımda da sorunlar mevcut. Bazı bölgelerde aşı bile bulunamıyor. Ne yazık ki kendi aşımız da yok, aşıların bir kısmını Hindistan'dan ithal ediyoruz. Düşünün, Hindistan'dan!" diyen Öztürk, "Isırık dışında saldırı sonucu yaşanan travmalar, kazalar, trafik kazaları, araba çarpması, düşmeler... Binlerce parametre yazabiliriz. Maddi zararlar, araçlara saldırma, kaportaları sökme... Diğer hayvanlara olan zararlar, besi ve çiftlik hayvanları, yaban hayvanları; kediler, diğer sahipli evcil hayvanlar vesaire. Hepsini geçtik, insanların hayatını ve özgürlüğünü kısıtlıyor, bunlar kuduz aşısı rakamlarının belki de onlarca katı..." ifadelerini kullandı.

"Düşünün insanlar bir yere giderken taksiye binmek, yolunu değiştirmek zorunda kalıyorlar. Bisiklet alamıyor, binemiyor; koşuya, yürüyüşe çıkamıyor, parka gidemiyor. Dışkı sorunu, diğer zoonotik hastalıklar... Kist hidatik ve onlarcası. Havlama yüzünden uyuyamayan, bu sorunu kronik halde yaşayan insanlarımız var. Belki bunlar diğerlerine göre ufak nedenler olabilir ama hepsine bir bütün olarak baktığımızda durum gerçekten çok vahim" diyen Ali Öztürk, "Eğer köpekler insanları öldürmeseydi, belki tüm bunları bir şekilde kabul edebilir veya idare edebilirdik. Ama insan ölümü kabul edilebilecek bir şey değil" diye konuştu.

Ali Öztürk İle röportajımızın kalan kısmı şu şekilde:

Bazıları 5199 Sayılı Kanunla bu sorunun aşılabileceğini, uyutma olmadan yalnızca kısırlaştırma ve aşılama ile bu sorunun çözülebileceğini söylüyor. Bunun iktisaden ve fiilen mümkünatı sizce nedir?

Bazıları her zaman bir şey söyler. Kaynakları nedir? Yoktur. Bu bir yalandır, aldatmadır çünkü, dünyada örneği yok. Peki tüm köpekleri bir anda ''okus pokus'' yaparak kısırlaştırdık. Sonra ne olacak? Bu köpekler 10-15 sene daha sokakta beslenerek, bakılarak yaşamaya ve saldırmaya devam edecekler. Böyle bir çözüm olabilir mi? Bugün hamile olan bir kadına ve henüz doğmamış çocuğuna bunu çözüm olarak sunabilir miyiz? Az evvel dediğimiz gibi aslında tüm bunlar "popülasyonu kontrol almak" adına hayaller. Hiçbir gerçekliği, bilimselliği ve örneği yok. Tekrar sormak istiyoruz kontrol altına almak ne demek? Kanunda yok etmek yasak diyor. Yani sokakta başıboş köpek olmalı ve insanlarımız ölmeli mi? Kontrol ile hedef sayı nedir? Misal 10 milyondan 5 milyona indirirsek kontrol altına almış mı olacağız, nedir bu gerçekten?

Hayvanları Koruma Kanunu’nun çıktığı 2004'ten beri durum ve sonuçları ortada... Yukarıda hep sayıları konuştuk, düşünün bu soruyu siz bana soruyorsunuz, ne kadar acı değil mi! Devlet 2004'te bu kanunu çıkardı, tam 17 yıl geçmiş ama daha sayıyı bile bilmiyor, trajikomik! Sayın Özlem Zengin de geçen bu süreçte bugün hala utanmadan: ''Köpeklerin sayıları 60 milyon olur!'' diyebiliyor ama ortaya bir çözüm sunamıyor. Siz bir yönetici olsanız, sorunu 17 senede arttıran başarısız bir modeli tekrarlar mısınız? Bu modelde ısrar edenlere, STK’lara tekrar söz hakkı tanır mısınız?

Türkiye’de uygulanan “yakala-kısırlaştır-alındığı bölgeye geri bırak" yöntemi ile dünyada bu sorunu çözebilmiş bir ülke yok. Ülkemizin durumu, ekonomisi ve diğer faktörler de mutlaka göze alınmalı ve her geçen gün beslemelerle sayısı artan 10 milyonu aşkın başıboş köpeğin olduğu da unutulmamalıdır.

Bize göre bu sorunun mevcut yöntemle çözümü iktisaden mümkün değil. Tabi burada devletin tüm kaynaklarını buna aktarması gibi bir hayalden bahsetmiyoruz. Bu ütopyayıortaya atanlar bizlere rakamlar ve örnekler versinler. Biz de bu konu hakkında yapılan modellemeler ile onlara gerçeği gösterelim. En uçuk modellemelerde bile bu yöntem çalışmıyor. Fiilen de mümkün değil.

Başıboş Bir Köpeği Yakalamak Ne Kadar Zor?

Burada atlanan bir kısım var... İstediğiniz kadar ekip kurun, en zor kısım köpekleri yakalamak. Ortalama 50 kg olan, gündüzleri ortada pek gözükmeyen ve uyuyan yırtıcı hayvanlar bunlar. Gündüz ekipler bile bulamıyor. Bulsa uyuşturmadan, vurmadan kolay kolay alamıyor. Çok uzun bir mücadele gerekiyor...    Geceleri aktifler, hatta sürüler halinde dolaşıyorlar. Bu saatlerde köpekleri görebiliyorsunuz ama yine mücadele etmek çok zor ve riskli. Gündüzleri ise halkın tepkisi oluyor: ‘"Ne yapıyorsunuz, alamazsınız vs." Görevliler ile bunu görüşebilirsiniz. Nasıl zorlandıklarını, ne tür baskı ve tehditlerle karşı karşıya geldiklerini anlatırlar. Bir yerde şikayet var, görevli gidiyor oraya ama köpekler ortada yok. Sabit durmuyor bu hayvanlar. Ciddi bir mesai gerekiyor. Kırsalda, ormanda, caddede koşullar birbirinden zor; her yerde farklı zorluklar var.

Yani şey diyebilir miyiz? "Bunların tamamını aşılamak için devletin ordu kurması lazım.”

Aşılamayı geçtik, itlaf etmek için bile koca bir ordu gerekiyor. Aşılama konusu da yine imkansız. 1 kez aşılama oluyor, küpe takıldı mı iş bitti. Size evdeki evcil köpeklerden örnek verelim, bu köpekler bile risk ve çevre faktörleri az olmasına rağmen periyodik olarak aşılanıyor, değil mi? Peki başıboşlar? Yine imkansızları konuşuyoruz kusura bakmayınız durum gerçekten böyle.

5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu biliyorsunuz 2004’te çıktı. 2004'ten günümüze 17 senede ne oldu? Bunu bir teraziye koyalım. Başıboş köpek sayısı ne kadar arttı? Ne kadar para harcandı? Kaç milyon şikayet geldi, kaç kişi mağdur oldu... Kaç insan yaralandı, öldü? Onlarca soru var, zarar-fayda, artı-eksi tüm analizleri yapalım, sonuç nedir? Tüm bunlar ne için, kim için? Terazi nereyi gösteriyor?

Resmi geniş görmüyorlar, bu yapılanlar tamamen zarar. İnsana da hayvana da; ekonomiye de vatandaşa da ülkeye de… Köpekler hala başıboş, halen sokaklarda, ölüyorlar, öldürüyorlar. Burada azınlık bir güruh dışında kârlı olan kimse yok, zaten o kesimin de varlığı buna bağlı. Ortadaki çözümsüzlükten, sorundan, kaostan besleniyorlar.

2004'te belki biz bu sorunu o zamanki sayıca az başıboş köpeği hayvan refahına karşı olmayan ötenazi yani uyutarak acısız ve insani bir yolla çözebilecekken, şimdi milyonlarca köpeği bugün veya yarın öldürmek zorunda kalacağız. Maalesef bu gerçekle er ya da geç yüzleşeceğiz. Geriye baktığımızda ise hafızalarda boşa giden zaman, para (vatandaşın vergileri) ve en önemlisi ölen çocuklarımız, insanlarımız olacak. Tarih bunu yazacak. Bu vebal korkunç ve bunun hesabını kimse veremeyecek.

Sürdürülebilir olmayan yöntemler uzun vadede çok daha fazla zarara yol açar. Ek olarak, son zamanlarda ortaya attıkları bazı argümanlar da şunlar: "Bizim ecdadımızda, kültürümüzde başıboş köpeklerle beraber yaşamak, başıboş köpek sevgisi var" diyorlar. Böyle bir şey yok.

Osmanlı ve Cumhuriyet dönemlerine ve arşivlerine baktığımızda başıboş köpeklerin her daim istenmeyen bir sorun olduğunu ve köpeklerin öldürüldüğünü net bir şekilde görebiliyoruz. En bilinen örneği adaya atılan köpekler. Gazeteler bile ayda kaç köpek öldürüldüğünü gösteriyordu, halk bunu destekliyordu. Sorun sadece kuduz da değildi, çünkü kuduz olmayan köpekler de insanları ısırıyordu, öldürüyordu.

Bugüne baktığımızda belli bir oranda kuduzla mücadele var, ama kuduz bitmiş değil. Hala köpek kaynaklı kuduzdan her yıl insanlarımız ölüyor. Köpeklerin bir kısmı aşılanıyor, kısırlaştırılıyor fakat bu köpeklerin saldırmasını, ısırmasını engellemiyor. Kısır ve aşılı köpekler de insan öldürebiliyor.

Başıboş köpek savunucusu sözde hayvansever lobici STK’lar, “#BiziSokağaDökmeyin” etiketleriyle otoriteyi tehdit ettikleri, "kırmızı çizgimiz" dedikleri 6. madde yüzünden köpekler kalıcı olarak toplanılmıyor, çözümsüzlük ve başıboşluk aynen devam ediyor ve bu durum ölümlere neden oluyor.

Sektör Haline Gelen Hayvanseverlik

"Ortadaki çözümsüzlükten, sorundan, kaostan beslenen bir güruh...'' Bu bir abartı mı yoksa ortada gerçekten böyle bir sektör var mı?

Bu her konuda geçerlidir. Eğer otorite açık verirse, bu açığı kullanan insanlar ortaya çıkar ve durumu kendi menfaatlerine çevirir. Hele köpek gibi duygu sömürüsüne çok açık bir konuysa, insanların duyguları üzerinden rahatlıkça suistimal edilebilir bir şey bu. Hayatını başıboş köpeklere adayan insanlar görüyoruz. Bakıyoruz bu insanlar çalışmıyor. Peki hayatını nasıl idame ediyor? Neyle geçiniyor ve hangi parayla bu kadar köpek bakabiliyor? Aynı kişilerin sosyal medya hesapları bağış istekleri, iban numaralarından geçilmiyor. Mamacılar var, mama kumbaraları var hepsi bu işten rant sağlıyorlar. Hayvansever STK'lardaki etkin bazı kişileri bile incelediğimizde petshopçu çıkabiliyor, AB’den fon alabiliyor. Ortada bir sektör olduğu çok belli. Ama bunlar üzerinden biz bir komplo teorisi inşa etmiyoruz, buna gerek yok. Eğer başıboş köpek olursa, bu köpekleri besleyen de çıkacaktır, sözde tedavi etmek veya beslemek amacıyla dilendiren de çıkacaktır, rant da olacaktır. Bu basit bir neden sonuç ilişkisi.

Aynı neden sonuç ilişkisi sürekli bilerek ortaya attıkları ve gündemde tuttukları "insanlar köpekleri öldürüyorlar", bu da genellikle bir neden sonuç ilişkisi. Bir çok insan her türlü yolu deniyor, zabıtayı, polisi, belediyeyi; kaymakamı, valiyi arıyor. Cimer'e yazıyor, şikayetimvar.com'a yazıyor, bize yazıyor, her yolu deniyor. Ama sorun bir türlü çözülmüyor. Saldırıya uğruyor, çocuğunu evden dışarı çıkartamıyor ve en sonunda kendi yöntemleriyle bu soruna müdahale edebiliyorlar.

Sorun karşısında hiçbir önlem ortaya koymayan kanun koyucular, bu durum karşısında ise insanları cezalandırarak sorunu çözebileceklerini düşünüyorlar. Sonuç olarak, bir insan köpek öldürüyor, hapse kadar gidebiliyor, linç ediliyor... İnsana da köpeğe de yazık oluyor. Sorunsa aynen devam ediyor. Sadece bu da değil, artık bilinçsiz köpek besleme nedeniyle insanlar kavga ediyor, bu sebepten birçok ölümlü vaka yaşandı. Otorite burada da 3 maymunu oynuyor ya da neden sonuç ilişkisini görmek istemiyor.

Sokaklarda başıboş köpekler olduğu sürece, konuştuğumuz her şey devam edecek. Çözüm için ise dünyayı yeniden keşfetmek gerekmiyor, başıboş köpek sorunu diğer ülkelerde geçmişte nasıl çözüldüyse bugün burada da acilen ve kalıcı olarak çözülmelidir. İnsanların köpek saldırısı tehditi olmadan, huzur ve güvende yaşaması anayasal bir haktır, devlet bunu sağlamak zorundadır.


Muhammed Âkif