Türk Dünyası
Giriş Tarihi : 28-10-2020 15:21   Güncelleme : 28-10-2020 20:44

Türkiye Slovenya Büyükelçiliği Müsteşarı 'Karabağ Sorunu'nu Yazdı

Türkiye Slovenya Ljubljana Büyükelçiliği Müsteşarı Mahmut Niyazi Sezgin, uluslararası sistem ve uluslararası hukuk bakımından Karabağ Sorunu'nu inceleyen bir yazı kaleme aldı.

Türkiye Slovenya Büyükelçiliği Müsteşarı 'Karabağ Sorunu'nu Yazdı

Türkiye'nin Ljubljana Büyükelçiliği Müsteşarı Mahmut Niyazi Sezgin, Karabağ meselesini uluslararası sistem ve uluslararası hukuk açısından değerlendirdiği bir yazı kaleme aldı. Sezgin yazısında,  Ermenistan ordusunun özellikle Azerbaycan'ın kuzeybatı bölgelerine yönelik saldırılarının 27 Eylül'de, yeni inşa edilen ve yakında faaliyete geçecek olan Trans Adriyatik Boru Hattı'nı (TAP) sabote etme amacına hizmet ettiğini ifade etti.

Neden Saldırı Başlatıldı

Azerbaycan doğalgazının Avrupa'ya taşınacağı bu projenin, Avrupa'nın en büyük arz çeşitlendirme projesi olduğunu ve ayrıca Azerbaycan için çok önemli yeni bir gelir kaynağı olacağını söyleyen Sezgin, Ermenistan'ın saldırılarının Azerbaycan'ın bu gelişimine engel olmak için gerçekleştirildiğini aktardı.

Tarihsel Süreç

Ermenistan'ın, Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra Azerbaycan'a saldırdığını ve Karabağ Savaşı olarak adlandırılan askeri çatışmalar neticesinde sadece Karabağ değil, Karabağ'ı çevreleyen vilayetlerde Azerbaycan topraklarının neredeyse yüzde 20'sini işgal ettiğini ifade eden Sezgin, Karabağ Savaşı sırasında 30 bin Azerbaycanlı sivil öldürüldüğünü aktardı. Hocalı katliamına da değinen müsteşar bu savaşların Azerbaycan Türkleri üzerinde ciddi birer travma yarattığını ifade etti.

Savaşın, 1994 Ateşkes Anlaşması ile sona erdiğini fakat bundan sonra da Ermenistan'ın, Azerbaycan'ın işgal ettiği tüm topraklarını fiilen elinde tutmaya devam ettiğini ifade eden yazar, bunun zamanla Ermenistan'ın fiili toprak genişlemesine dönüştünü söyledi.

Türkiye'nin Rolü

Sezgin ayrıca Türkiye'nin, Güney Kafkasya'nın bir parçası, Ermenistan ve Azerbaycan ile komşu olması sebebiyle Karabağ sorununun barışçıl çözümünün Türkiye'nin güvenliği açısından kritik öneme sahip olmasının doğal olduğunu söylerken Türkiye ve Azerbaycan'ın kardeş ülkeler olduğu bilinen bir gerçek olduğunu ifade etti. Fakat Türkiye'nin Azerbaycan'a kardeşlik ilişkisi nedeniyle değil, Azerbaycan'ın toprak birliğini sağlama mücadelesinde yüzde 100 haklı olduğu için desteklediğini söyledi.

'Uluslararası Hukuk İşlemiyor'

"Son yirmi yılda uluslararası ilişkiler sistemi ne yazık ki "uluslararası hukuk" dan "orman hukuku" na doğru kaymaktadır. Uluslararası mekanizmalar işlemiyor, güvenlik ve istikrar sağlanamıyor, barış ve adalet sistem tarafından sağlanmıyor. BM Güvenlik Konseyi kararları uygulanmasa bile saldırganlara yaptırım uygulanmıyor. Güç siyaseti ve çıkar ağları hukuka, barışa ve adalete hakimdir. Bu, dünya düzeni için açık ve talihsiz bir gerilemedir. Hala 21. yüzyılda toprakları fethetmeye çalışan ülkelerin olması insanlık için utanç verici."

...

"Azerbaycan, uluslararası mekanizmaların Ermenistan tarafından topraklarının işgaline barışçı bir çözüm getirmesi için yaklaşık 30 yıldır sabırla beklemiş ve her barışçıl yolu denemiştir. Aslında Azerbaycan'ın sabrından ve uluslararası hukuka bu kadar uzun süredir bağlılığından dolayı tebrik edilmesi gerekiyor. Şimdi, 21. yüzyılda insanlık ona barışçıl bir çözüm vaat edemiyorsa, Azerbaycan'ı kendi gücüyle barışı sağladığı için nasıl suçlayabiliriz? Azerbaycan'ın topraklarının işgaline sonsuza kadar sabır göstermesi beklenebilir mi? Ermenistan'ın bölgesel genişlemesi ve "Büyük Ermenistan" hayalleri, 21. yüzyılda ulaştığımız evrensel insani değerler çerçevesinde tolere edilebilir mi?

Azerbaycan fiziksel birliğini yeniden tesis etmek için mücadele ediyor. Hiçbir millet için daha kutsal ve şerefli bir sebep olamaz. Bu nedenle Azerbaycan'ı haklı mücadelesinde desteklemek ve Ermenistan'ı Azerbaycan topraklarından ordusunu çekmeye çağırmak her milletin ve her bireyin ahlaki bir yükümlülüğü olmalıdır. Çünkü Karabağ sadece Ermenistan ve Azerbaycan arasında bir çatışma değil, aynı zamanda önümüzdeki on yıllar için uluslararası sistem, düzen ve hukuk için çok kritik bir sınavdır."