Murat Özbülbül
Giriş Tarihi : 23-04-2020 20:32
Güncelleme : 31-08-2020 12:29

23 Nisan 1920: Türk Milletinin Egemenlik Kavgasına Konan Nokta

Milli egemenlik modern dönemlerin ve çağdaş toplumların talebidir

Milli egemenlik modern dönemlerin ve çağdaş toplumların talebidir. Tarihin çok uzun bir dönemi boyunca egemenlik hakkı hanedanlara aitti! Milletler egemenlik haklarını bu hanedanların elinden ancak çok uzun ve kanlı mücadeleler sonucunda alabilmişlerdir. Tarih boyunca silahlı güçleri komuta ederek diğer insanlara boyun eğdiren, onları köleleştiren, kullaştıran askeri şeflerden oluşan hanedanlar, tanrılar tarafından seçildiğini ve asil kandan geldiğini iddia ederek bu iddialarını legalize etmeye çalışmışlardır. “Ben asil kandan geliyorum” ve “Beni tanrı seçti” yalanları üzerine bina edilip, kaba kuvvet kullanılarak sürdürülen hanedan egemenlikleri hem toplumsal evrimi yavaşlatmış ve hem de çok büyük bir şiddet, yokluk ve yoksulluk dalgası yaratmıştır.

Yerkürenin hemen her coğrafyası hanedanlar arası, yahut da hanedan içi kanlı çatışmalara sahne olmuş tepedeki hanedan ya da kişiler değişse dahi bu düzen değişmemiş geniş halk kitleleri köleleştirilmiş, sömürülmüş aç biilaç, yok yoksul yaşamaya mahkum edilmiştir. Bu dönemde sıradan insanlar, asil olduğunu iddia eden hanedanların kulu, kölesi, tebaası olarak nitelenmiş, hiçbir şekilde eşitlik, özgürlük ve adalet gibi kavramların öznesi kabul edilmemişlerdir.

İnsanlık tarihinde hanedanların egemenliğine karşı ilk açık başkaldırı Fransız ihtilalidir ve milli egemenlik talebi ilk defa bu ihtilalde ortaya çıkan devrimci bir görüştür. Egemenliğin kaynağını “halka ve millete” dayandıran görüşler Fransız ihtilali ile ortaya çıkmıştır. Fransız ihtilali tüm insanlık için çok önemli bir dönüm noktası olmuştur, bu ihtilalin etkileri  tüm dünya halkları arasında dalga dalga yayılmış, hanedanların ve hanedanlar ile işbirliği içindeki dini, askeri, mali bürokrasinin egemenliği, iktidarları ve imtiyazları sorgulanmaya başlamıştır.

Türk milletinin egemenlik talebi de Fransız devrimi sonrasında ortaya çıkmış Osmanlı İmparatorluğunun mutlaki monarşi rejimi tartışmaya açılmış, bir meclis kurulması ve bir anayasa yapılarak padişahın mutlaki monarşisinin sınırlandırılmasına yönelik talepler ortaya çıkmıştır.

Bu sürecin kronolojik sıralaması kısaca şu şekildedir:

Tanzimat Dönemi, Tanzimat Fermânı 3 Kasım 1839'da Sultan Abdülmecid döneminde Hariciye Nazırı Koca Mustafa Reşid Paşa tarafından Gülhane Parkı'nda okunmuştur. Fransız İhtilâli ile Osmanlı toplumunda da aydınlar arasında yeni fikirler ve talepler oluşmaya başlamıştır. Özellikle meşruti yönetim yanlısı aydınların baskıları, yapılan ıslahatların kalıcı olması fikri ve Fransız ihtilâli ile beraber ülkeye giren milliyetçilik ve milli egemenlik düşüncesinin karşısında Osmanlı İmparatorluğu bu fermânla kendisini yenileyeceğini çağa uyum sağlayacağını beyan etmiştir.

Bu fermân ile Osmanlı devleti:

  • Tüm vatandaşların can, mal ve namus güvenliğinin sağlanmasını
  • Yargılamada açıklık, hiç kimsenin yargılanmadan idam edilememesini
  • Vergide adalet sağlanmasını,
  • Erkeklere dört yıl mecburi askerlik yaptırılmasını,
  • Rüşvetin ortadan kaldırılmasını,
  • Herkesin mal ve mülküne sahip olması, bunu miras olarak bırakabilmesi. Özel mülkiyet güvence altına alındı ve müsadere kaldırılmasını.

Kabul etmiştir.

Fermanda verilen bütün sözlerin tamamen yerine getirilememesine rağmen bu çabalar, islami yönetimden uzaklaşmaya, çağdaşlaşmaya ve cumhuriyet fikrine önayak olmuştur. Tanzimat Fermânı'nın okunmasından I. Meşrutiyet'in ilanına kadar geçen dönem, Osmanlı tarihinde Tanzimat Dönemi (3 Kasım 1839 - 22 Kasım 1876) olarak anılır.

Birinci Meşrutiyet dönemi, Osmanlı İmparatorluğu'nda 1876 yılında II. Abdülhamid tarafından ilan edilen anayasal monarşi rejiminin ilk dönemidir. Bu dönemin anayasası 23 Aralık 1876'da ilan edilen Kanun-ı Esasi, yürütme organı padişah II. Abdülhamid, yasama organı ise Meclis-i Umumi'dir.

Kanun-i Esasi, aslında padişahın egemenlik haklarına bir kısıtlama getirmiyordu. Yürütme yetkisini tümüyle elinde tutan padişah, sadrazam ve bakanları istediği gibi atayıp görevden alabiliyordu. Meclisin vekiller üzerinde denetim yetkisi yoktu. Padişah, savaş ve barış yapma, istediğinde meclisi kapatma ve yeniden seçimlere götürme yetkisine de sahipti. Ayrıca padişahın, "kamu yararı için" polis soruşturması sonucunda kişiyi sürgün etme yetkisi de vardı.

Kanun-i Esasi uyarınca iki kanatlı bir parlamento oluşturulmuştu. Üyeleri seçim yoluyla belirlenen meclise Meclis-i Mebusan, üyeleri atama yoluyla belirlenen meclise de Âyan Meclisi deniyordu. İki meclisin oluşturduğu parlamento Meclis-i Umumi olarak adlandırılmıştı. Âyan Meclisi'nin başkan ve üyeleri doğrudan padişah tarafından atanıyordu. Anayasaya göre Genel Meclis padişahın buyruğuyla kasımda açılıyor, mart başında çalışmalarını tamamlıyordu.

Birinci Meşrutiyet, II. Abdülhamid'in 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşındaki yenilgiyi gerekçe göstererek Meclis-i Mebusan'ı kapatmasıyla 1878'de son bulmuştur.

İkinci Meşrutiyet  Anayasanın, 29 yıl askıda kaldıktan sonra, 23 Temmuz 1908'de yeniden ilân edilmesiyle başlayan ve Mebuslar Meclisi'nin Sultan Vahdettin tarafından 11 Nisan 1920'de tasfiyesi ile sona eren dönemdir. Bu dönemde, parlamenter demokrasi, seçim siyasi parti, askeri darbe ve diktatörlük olgularıyla tanışılmış, iki büyük savaş Balkan Savaşları ve I. Dünya Savaşı yaşanmış ve imparatorluğun yenilip, dağılmasına tanık olunmuştur.

23 Nisan 1920 tarihinde Ankara’da Mustafa Kemal önderliğinde toplanan meclisimiz bu tarihi süreçler ve egemenlik mücadelesi üzerine bina edilmiş, son derecede köklü bir mücadele geleneğinden gelmektedir.

Türk milleti Ankara’da toplanan bu meclis yönetiminde hem işgal kuvvetlerine karşı bağımsızlık savaşını vermiş ve hem de egemenliğini bir ailenin elinden söküp almıştır. Türk Milleti bu tarihi süreçleri iyi bilmeli, milli egemenliğin hangi kavgalar, kahramanlıklar ve fedakarlıklar sonucunda kazanıldığını hiç unutmamalıdır.

Türk milleti olarak bizler milli egemenlik davamızdan hiç vazgeçmeyecek, daha nice 23 Nisan’ı Milli Egemenlik bayramı olarak coşku ile kutlayacağız.


Murat Özbülbül

NELER SÖYLENDİ?
@
Murat Özbülbül

Murat Özbülbül

DİĞER YAZILARI Earth 2050 16-10-2020 12:30 42 Bin Uydu 08-10-2020 13:24 Olmasaydın Olmazdık 01-10-2020 14:11 Türk İç Savaşı Sona Erdi mi? 25-09-2020 09:29 Türk İç Savaşı 18-09-2020 13:13 Vatan Nedir, Vatandaş Kime Denir 11-09-2020 10:07 İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisi 04-09-2020 09:54 Türk Milletinin İlk Zaferi 30-08-2020 18:01 İmzalanan Sevr Anlaşması'nın İçeriği 27-08-2020 16:51 Sevr İmzalandı mı? 25-08-2020 14:20 Sosyolojik ve İdeolojik Taban Meselesi 14-08-2020 19:36 Türkçülük, Türk Milliyetçiliği ve Irkçılık 06-08-2020 20:13 Frigler, Etrüskler ve Göktürk Alfabesi 30-07-2020 19:53 İstanbul Sözleşmesine Kim Neden Karşı 23-07-2020 21:15 Vahdettin'in Üç Mektubu 16-07-2020 19:56 Adaları Kim Aldı Kim Verdi 09-07-2020 21:20 Osmanlı'da Köle Ticareti 04-07-2020 20:59 Menderes'in İki Büyük Suçu 25-06-2020 20:39 Osmanlı'da Padişah Olmak ya da Olmamak 17-06-2020 21:20 Kılıç Hakkı ve Ayasofya Meselesi 11-06-2020 20:45 Mustafa Kemal Batıcı Mıydı? 07-06-2020 20:06 Demokrasi Nedir, Ne Değildir? 28-05-2020 20:55 Milli Ekonomi Davası 21-05-2020 20:07 Geçmişte Yaşayan Milliyetçiler 18-05-2020 20:07 Dr. Rıza Nur Meselesi ve Türk Milliyetçilerini Zehirleyen Anılar 07-05-2020 21:33 Dr. Rıza Nur Meselesi 30-04-2020 20:30 23 Nisan 1920: Türk Milletinin Egemenlik Kavgasına Konan Nokta 23-04-2020 20:32 Törenin Üstünlüğü 16-04-2020 20:16 Türkçe Bir Ordu Dilidir 09-04-2020 20:45 Nasıl Bir Gelecek 02-04-2020 20:47 Milliyetçi Siyaset Otoriter ve Militarist Olmak Zorunda mı 28-11-2019 21:17 Yeni Bir İnsan Irkı Mı Doğuyor 21-11-2019 18:00
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA