Ozan Çiftci
Giriş Tarihi : 08-04-2020 21:30
Güncelleme : 31-08-2020 15:13

Arktik Yeni Ortadoğu Olur mu? – 3

Arktik coğrafyasının ana aktörü Rusya ve Çin Halk Cumhuriyeti arasındaki güven yoksunu işbirliği, Çin’in Arktik’te sahne arkası bir oyuncu olmasını sağladı

Arktik coğrafyasının ana aktörü Rusya ve Çin Halk Cumhuriyeti arasındaki güven yoksunu işbirliği, Çin’in Arktik’te sahne arkası bir oyuncu olmasını sağladı.

Çin, küresel bir güç olduğu iddiasıyla çeşitli bölgesel sorunlara dâhil olma çabası göstermek suretiyle, Balkanlar’da büyük bütçeli ekonomik yatırımlar yaparak ve Balkan ülkelerine kredi sağlayarak, bölgede nüfuz oluşturmaya başladı. Nitekim 2019 Münih Güvenlik Konferansında, Çin Halk Cumhuriyeti’nin Balkan ülkelerini borç batağına sokarak bölgesel etki potansiyelini arttırdığı ve bu durumun AB için bir güvenlik tehdidi teşkil ettiğinin altı dikkatle çizilmişti.

Çin resmi mercileri Kıbrıs meselesi gibi bölgesel sorunlara değinmek suretiyle önceden sessiz kaldığı birçok konu hakkında beyanlarda bulunmaya ve spesifik meselelere dahil olmaya çabası içerisinde. Çin Halk Cumhuriyeti, küresel güç pozisyonunu kuvvetlendirmek için Balkanlar ve Kıbrıs uzak kaldığı bölge ve hadiseler üzerine eğilmeye başladı.

Çin hükümetinin bu yaklaşımı çerçevesinde, Arktik bölgesi, Çin’in nüfuz oluşturabileceği ve global güç kimliğini yansıtabileceği alanlardan birisi.

1999 yılında Çin, Arktik bölgesine ilk ekspedisyonunu gerçekleştirdi ve beş yıl sonra Svalbard adasında büyük bir araştırma merkezi kurdu. Bunların yanı sıra İzlanda ve Grönland ile ekonomik bağlar kurmaya başladı.

2000’den beri bilimsel faaliyetler yapmak niyetiyle, küresel ısınmayı geçerli sebep göstererek bölgede adı anılır ülkelerden biri olmayı başardı. Netice itibariyle Çin, 2013 yılında Arktik Konseyine gözlemci üye olarak dâhil oldu.

Aynı zamanda Çin, genişlemeye devam eden kutup donanmasına eklemek amacıyla, iki adet nükleer takatli buzkıran gemisi inşasına devam etmekte.

Çin’in yavaş yavaş genişleyen ve derinleşen faaliyetleri, teorik çerçevesi çizilmek suretiyle politik düzleme oturtuldu. Ocak 2018’de Çin hükümeti ‘white paper’ yayınlayarak Çin’in Arktik Politikası başlıklı tasarıyı deklare etti. (Buradan ulaşabilirsiniz)

Çin’in böyle bir politika yayınlamasının yanı sıra söz konusu belgede Çin’in ‘Yakın Arktik Ülkesi’ olarak tanımlanarak, Arktik kimliği kazandırılması çabası, Çin’in uzun vadeli niyetleri ile beraber bölgesel belirsizliği de su yüzüne çıkarıyor. Nitekim Belarus’un başkenti Minsk, Arktik bölgesine Çin’in en kuzey bölgesinden daha yakın.

Dolayısıyla Çin’in bölgesel faaliyetlerini uzun vadede gerçekleştirebilmesi ve Arktik’te fiziki varlık oluşturabilmesi için bölgesel bir partnere ihtiyacı var. Ve o partner Rusya Federasyonu.

Ancak yazının başında da değindiğim gibi, çıkarları birçok noktada çakışan Çin ve Rusya’nın işbirliği güven temeline dayanmıyor. Arktik bölgesinde en geniş kıyıya sahip Rusya için bölge aynı zamanda bir güvenlik tehdidi oluşturma potansiyeline sahip.

Nitekim birçok kez Rusya, Çin gemilerinin Rus münhasır ekonomik bölgesinden geçişine izin vermedi; 2012’de Çin gemilerinin durdurulması ile de 5. Çin Arktik ekspedisyonu askıya alınmak zorunda kaldı.

Ancak güvensizlik rüzgarının eksik olmadığı Çin-Rus işbirliğinin kaderi 2014 itibariyle değişmeye başladı. Rusya’nın Kırım’ı ilhak etmesiyle, ABD ve Avrupalı ülkelerin yaptırım kararları, Arktik politikaları çerçevesinde Rusya’yı Çin’e yaklaştırdı.

Yamal LNG projesinde Çin’in total payı 20% iken (Çin Ulusal Petrol Şirketi), ekonomik yaptırımlar sonrası İpek Yolu Fonu (Silk Road Fund) ile yapılan anlaşma ile 9.9% luk bir pay daha satılarak, Çin’in proje payı 29.9% a yükseldi.

Mevcut işbirliğinde Rusya, Çin’den ekonomik fon ve yapısal inşa desteği sağlamasını bekleyip karşılığında Arktik’ten güvenli geçiş vadediyor.

Ancak Çin Halk Cumhuriyeti, tamamı Rus sınırları içerisinde kalacak bir bölgeye lojistik ve yapısal destek sağlamak konusunda aceleci olmamakta kararlı. Nitekim kısa vadede enerji kaynaklarına ilgi duyan Çin için böyle bir hamle, Arktik’te Rusya’nın pozisyonunu güçlendirmekten başka bir şeye yaramaz.

Dolayısıyla Çin hükümeti yapacağı yatırımların beyhude olmayacağı konusunda ikna edici teminat görmek istiyor.

Netice itibariyle karşılıklı güvensizlik ve korkuya dayanan Çin-Rus ilişkileri, kısa vadede Arktik temelinde genişlemesine rağmen, derinleşme potansiyeli barındırmıyor.

Öte yandan 2000’de Putin’in liderliği ile başlayan, 2007’de gittikçe belirginleşen ve 2014 itibariyle kendini pratikte göstermeye başlayan Rus dış politikasının pragmatist yapısı ve klasik neo-realist karakteri, güvenlik endişelerinin baskın olmasına sebep oluyor.

Dolayısıyla Çin hükümetinin, ikili ilişkiler yerine çok taraflı ilişkiler geliştirerek Arktik’te uzun vadeli hedeflerine ulaşmaya çalışması daha muhtemel bir yaklaşım olarak karşımıza çıkıyor.


Ozan Çiftci 


Yazarın aynı dizi içinde yer alan bir önceki yazısı "Arktik Yeni Ortadoğu Olur mu? - 2" için tıklayınız.

NELER SÖYLENDİ?
@
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA