Giriş Tarihi : 18-12-2019 21:14

Bir veya Üç Yüz Kişi

-I- “Koca Eflâk’ın içinde üç yüz atlıdan kuşkulanıyorsun

-I-

“Koca Eflâk’ın içinde üç yüz atlıdan kuşkulanıyorsun. Bunlar elçi maiyeti… İşlemeli mızraklarına, süslü esvaplarına, altın hâşâlarına, sırma eyerlerine aldanma… Göze parlaklıklarıyla çarparlar ama ellerinden bir şey gelmez. — Bunlar Türk değil mi? — Türk… Ne olacak? — Kılıçları ne kadar süslü olsa yine keser… — Sen korkaksın! Bir avuç atlı, üç yüz kişi koca bir devletin içinde ne yapabilir?” Birinci zabit ve kumandan arasında geçen bu konuşma, Ömer Seyfettin’in Topuz’unun bana göre en vurucu kısımlarından biridir. Hikâyenin nihayetinde ise elçinin elindeki topuz, prensin tacına iner ve salondaki kimse ses dahi çıkaramaz. Bu topuz, istiklal sevdasına düşenlerin acı sonunu temsil etmektedir. 300 atlı, elçi heyeti ve süslü kılıçlar ile topuz, Türk devletinin ulaşabileceği noktayı gösterir. Günümüze yakın döneme göre yorumlarsak da Türk Milliyetçiliği’nin uzun yolculuğunda adeta çok da kalabalık olmayan bir kitle ile ani çıkışını ve beklenmedik hamlesini resmeder. Tören kılıcı diye önemsenmeyen bir araç, Türk onu kullanmadan dahi etkisini göstermiş; tek kişi elinde birleşen bir güç olarak yorumlanabilecek topuz ise Türkün elinde bambaşka bir mahiyete bürünmüştür. Bu, aynı zamanda bizlere küçük, işe yaramaz, önemsiz, işlevini kaybetmiş diye görünen kişi veya kaynakların da doğru kullanılması halinde Türk Milliyetçiliği fikrine hizmetinin mümkün olduğunu gösterir. Önemli olan, elimizdeki kaynağı tanımak, bunu en verimli şekilde nasıl kullanabiliriz sorusuna vereceğimiz doğru cevabı bulabilmektir. Gerisi üç yüz atlı – kılıçlı maiyet veya tek kişi elinde bir topuzdur.

-II-

“Muhsin Çelebi sözünü bitirince izin filan istemedi, kalktı. Kapıya doğru yürüdü. Şah İsmail taş kesilmişti. Çaldıran’da kırılacak olan gururu, bugün bu tek Türk‘ün ateş bakışları altında erimişti. Muhsin Çelebi dışarı çıkarken, kendi gibi şaşkınlıktan donan nedimelerine: – Şunun kaftanını veriniz! dedi. Savaşçılardan biri koştu. Tahtın önünde serili kaftanı topladı. Türk elçisine yetişti: – Buyurun, kaftanınızı unuttunuz. Muhsin Çelebi durdu. Güldü. Çıktığı kapıya doğru dönerek şahın işiteceği yüksek bir sesle: – Hayır, unutmuyorum. Onu size bırakıyorum. Sarayınızda büyük bir padişah elçisini oturtacak seccadeniz, şilteniz yok… Hem bir Türk, yere serdiği şeyi bir daha arkasına koymaz… Bunu bilmiyor musunuz? dedi.” Muhsin Çelebi, Şah İsmail’in huzurunda temsil ettiği devletin ayakta bekletilmesini ve böylece aşağılanmasını kabullenememiş, sırtından çıkardığı ve devletin gücünü / ihtişamını sergilediğine inandığı ve bunun için hazırlattığı Pembe İncili Kaftan’ı yere sermiş ve üzerine oturmuştu. Çok uzun sürmeyen konuşmanın ardından da ayağa kalkmış, kaftanı orada bırakmış, uzun yollardan geri dönmüş ve vazifesini yerine getirmiş bir Türk olarak payitahta ulaşmıştı. Kaftan için yaptığı harcama onu fakirliğe sürüklemiş, elindeki pek çok şeyi satmak ve önceki hayatına veda etmek zorunda kalmış; fakat Türk kimliğinin tepesi olarak gördüğü devletinden bunun için bir bedel istemediği gibi, bedeli de yine kendisi ödemişti. Onun için Pembe İncili Kaftan, Türk devletinin asaleti ve Türk milletinin belirli bir paha ile ölçülemeyecek gururuydu. Bu hareketi ile Muhsin Çelebi, “bedel sırasında önde, ödül sırasında arkada” diye bir dönem sloganlaştırdığımız sözün tam da temsili idi.

-III-

“Kuru Kadı, bütün kuvvetiyle ona yetişmek için koşarken, baktı ki sol ilerisinde Deli Hüsrev kalkanını sallayarak, avazı çıktığı kadar bağırıyor, – Mehmet, Mehmet!… Canını verdin!… Başını verme Mehmet!… Bu nara o kadar müthiş, o kadar tesirli, o kadar yanıktı ki… Kuru Kadı: “Vah Deli Mehmet’miş!” diye olduğu yerde dikildi kaldı. Durur durmaz, o an, kırk adım kadar yaklaştığı kesik başlı şehidin yerden fırladığını gördü. Nefesi tutuldu. Şaşırdı. Bu başsız vücut uçar gibi koşuyordu. Kendi kellesini götüren zırhlı şövalyeye yetişti. Eliyle öyle bir vuruş vurdu ki… Lanetli hemen yüksek atından tepesi üstü yuvarlandı. Götürmek istediği baş elinden yere düştü. Deli Mehmet’in başsız vücudu canlıymış gibi eğildi. Yerden kendi kesik başını aldı. Hemen oracığa yorgun bir kahraman gibi, uzanıverdi. Bunu Kuru Kadı’dan başka kimse görmemişti. Herkes kaçan düşmanı kovalıyordu…” Hikâyenin devamında Deli Hüsrev’in de sesi ile kendine gelen Kuru Kadı da “Allah Allah” nidaları ile düşman üzerine hücum etti. Mehmet’in yaptığı hareket, onun yaşlı bedenine adeta yeniden bir güç vermiş, kanından saklanan cevher-i aslisini harekete geçirmişti. Mehmet artık, terk-i diyar etmişse de bu terk edişteki son hamlesi, düşmana teslim olmayışı, kendini değil de ona seslenenin sesine verdiği ses, geriden gelenlere (en azından birkaçına) ilham olmuştu. Türk Milliyetçiliği de tam olarak buydu. Yol veya ilham olmak. Mehmet, kendisinin artık yolun sonuna geldiğini düşünerek yeise kapılmamış, yaptığı son bir hamle ile ardından umutsuzluğa düşmeye meyilli olanlara umut sunmuş, ışık olmuş, şevk vermişti. Bu, aynı zamanda Türk Milliyetçiliği’nin de tam bir temsili idi. Yaptıklarını yeterli görmemek, ben denedim ama olmadı dememek ve son denemenin dahi mahiyetine önem vermek ile geriden gelenlere bir yol sunmak mümkündü. Bu, ümitsizliğin değil, açılan bir bayrak, atılan bir adım, girilen son bir kavga ile geleceğe mum yakmanın işaretiydi. Daha önce Ömer Seyfettin hikayeleri hakkında yapılan “çocuklar için uygun mu değil mi” minvalindeki tartışmada tam olarak görüş belirtebilecek bir yetkinliğe sahip olduğumu düşünmüyorum. Nihayete doğru giden bu yazının da konusu bu değil zaten.  Ömer Seyfettin’in bu hikâyeleri Türk Milliyetçilileri için yeniden okunması, yorumlanması, üzerine düşünülmesi ve hatta daha iyilerinin yazılması için birer örnek mahiyetinde. Türk Milliyetçiliği’ni çok girift olmayan bir ağ içerisinde herkese anlatmış, bunu yaparken de sunduğu temsiller ile bizleri düşünmeye sevk etmiş birer önemli eser hepsi de. Türk Milliyetçileri bugün, bu eserlerdeki olayları düşünerek “azız, yolumuz nihayete ulaşamaz”, “yenildik, buradan bir zafer çıkmaz”, “kılıçlarımız keskindir ve ancak törenlerde kalmıştır, işe yaramaz” denklemlerinden kurtulmalı; özellikle Deli Mehmet gibi son hamlesi ile dahi geleceğe bir ışık sunmak ve onu izleyen birkaç kişi varsa dahi bunlara geleceğe dönük ilham / cesaret vermek mesuliyeti ve mecburiyetini üzerinde hissetmelidir. Bize kazandıracak olan şey, umuttur. Bu kazancı veya zaferi bizim göremeyecek olmamız ihtimali şahsi tarihimiz için bir talihsizlik olsa da, bizden sonra gerçekleşecek bir zafer ihtimalinde ufak bir katkı sunma ihtimalini ortadan kaldırmış veya bunun olmayacağına dair fikir sunmuş olmamız da bundan çok daha büyük bir talihsizlik, hatta gaflettir. Tarih ırmağı akmaktadır ve biz bu ırmağın bir ağzında sıkışıp kalmış olsak da, buradan öteye de bir yolun olduğunu görüyorsak, en azından bunun ihtimalini anlatmak ve bu uğurda çalışarak hayatımızı nihayete erdirmek durumundayız. Bunun aksine her davranış bizi uğruna mücadele ettiğimiz Türk Milliyetçiliği ülküsünden uzağa götürür. Baki muhabbetle…
NELER SÖYLENDİ?
@

DİĞER YAZILARI Evde Sıkılırken İzlenecek Filmler, 3’ü Bir Arada-5 13-05-2020 23:57 Evde Sıkılırken İzlenecek Filmler, 3’ü Bir Arada 4 26-04-2020 21:02 Evde Sıkılırken İzlenecek Filmler, 3’ü Bir Arada 3 04-04-2020 22:38 Evde Sıkılırken İzlenecek Filmler, 3'ü Bir Arada 2 30-03-2020 00:07 Benim Gözümden Muhsin Yazıcıoğlu 25-03-2020 20:30 Evde Sıkılırken İzlenecek Filmler, 3'ü Bir Arada 25-03-2020 01:00 Nasıl Delirdik? 24-03-2020 23:08 ‘Cezayirli Macron’ ve Göçmenler Sorunu 10-03-2020 20:00 Şirket Ortaklığı Olan Bağ-Kurluların Kucağındaki Bomba 2019/9 Sayılı Genelge 23-02-2020 21:29 Çalışanlar Açısından AGİ Günlük Artışları Derde Derman Olur Mu 23-02-2020 20:41 Ortağı Olduğu Şirketten Sigortalılık İptali Emeklileri de Vuruyor 21-02-2020 21:32 Onuncu Işık: Çevrecilik 19-02-2020 20:45 Türk Milliyetçiliğinin Sorunlarından Biri: Aman Ağzımızın Tadı Kaçmasın 17-02-2020 20:23 Toplumsal Evrim ve Kapitalizmin Kâr Güdüsü 06-02-2020 20:15 Deneme Biçiminde Bir Üstopya: Dijital Hukuk 04-02-2020 20:27 "Celaliyim, Celalisin, Celali" 02-02-2020 20:13 Ankara'da Ünlü Heykeltıraş: Aslan Başpınar 02-02-2020 21:10 Ülkücü Kullanılmaz 30-01-2020 20:29 Türk Milliyetçiliği ve Anlamsız Tartışmalar 30-01-2020 20:00 Atatürk'ün Tarım Politikaları - Rize'de Çay Hasadı 30-01-2020 20:14 Ajan 29-01-2020 19:58 İbrahim Dülger'in Ardından -1- 28-01-2020 20:46 Elçibəydən Sonra 28-01-2020 20:17 Avrupa'daki Irkçılık 27-01-2020 19:59 Neden "Milliyetçi" Değilim 26-01-2020 21:02 Ankara'da Hocaların Hocası Sanatçı: Mustafa Ayaz 26-01-2020 20:55 Enver Altaylı Meselesi ve Türkeş Nosyonu 25-01-2020 20:25 Çar Putin Hükumeti Düşürdü 24-01-2020 19:53 Türk Milliyetçilerinin Pozitivizm ile İmtihanı 23-01-2020 19:58 İstanbulludan İntikam Projesi: Kanal İstanbul 20-01-2020 20:23 Ankara'da Bir Duayen Heykeltıraş Burhan Alkar 19-01-2020 20:01 Libya’nın Kalbi Moskova’da Attı 17-01-2020 19:59 Organize Toplum, Ekonomi ve Spor 16-01-2020 20:00 Dost Yüzün Gördükçe 15-01-2020 21:07 İranda baş verənlər kimlər üçünsə "yorğan davası", bizlər üçünsə, TÜRKÜN DAVASIDIR! 14-01-2020 20:34 "Türken Raus" Diyen Avrupalılardan Türkleri Ev Sahibi Kabul Eden Avrupalılara 13-01-2020 20:01 Bencilliği Nasıl Öğreneceğiz 15-01-2020 20:31 Başkent Ankara'da Yaşayan Sanatçılar 11-01-2020 20:15 Türkiye'de İş Sağlığı ve Güvenliğindeki Sorunlar 10-01-2020 21:00 2019’da Putin Rusların Gönlünü Kazanamadı 10-01-2020 20:31 Bizden Ne Çok Şey Çaldılar 09-01-2020 20:57 Kılık Kıyafet Devrimi ve Cumhuriyetin Sınıfsız Toplum Ütopyası 09-01-2020 20:33 Bu İşin Sırrı Ne 09-01-2020 20:45 Şamanizmi Güncelleme Girişimi Olarak Burhanizm veya Ak Din 08-01-2020 20:53 Hariçten Gazel 08-01-2020 21:01 “Milliyetçiliğin Altın Çağı” 08-01-2020 15:58 Fars Şovnizminin İslam Maskası 06-01-2020 21:03 Avrupa'daki Türklerin Her Dönem Başının Belası: Dolandırılmak 06-01-2020 19:59 Bozkırın Ortasında Bir Vaha: Ankara 05-01-2020 20:28 Bir Yemekhane Meselesi 02-01-2020 20:30 Türk Devrimleri; Harf Devrimi ve Ölçüler Kanunu 02-01-2020 20:00 Millî Devletin Yerini Şirketler Mi Aldı 02-01-2020 15:51 Mum Eğer Yanmırsa Yaşamır Demek 01-01-2020 20:00 Tarih Fetişizmi yahut Meçhul Okuyucuya Mektup 31-12-2019 20:36 Game Of Thrones'un Esin Kaynağı: Güllerin Savaşı 29-12-2019 21:09 AOÇ ve Mustafa Kemal'in Tarım Politikaları 26-12-2019 19:59 Layiqli Vətəndaş Olmaq Üçün İnsan Olmaq Gərəkdir 25-12-2019 19:59 Avrupa'da Milliyetçilik Anlayışı 24-12-2019 20:34 Ankara Efeleri 22-12-2019 20:26 Braveheart'tan Doğu Türkistan'a 21-12-2019 19:47 Doğu Akdeniz’in ‘Kalpgâh’ı: Kıbrıs 21-12-2019 19:47 Kençliyü ya da Han Yağması ve Mustafa Kemal Ekonomisi 19-12-2019 20:21 Bir veya Üç Yüz Kişi 18-12-2019 21:14 Dünden Bugüne Kimlikçi Siyaset Üzerine Düşünceler 18-12-2019 20:15 Türk-Rus Dostluğu(!) 16-12-2019 21:23 Davadan Döneni Vurun 16-12-2019 20:25 Kadın Mücadelesi Üzerine 17-12-2019 20:34 Ankara Türküsü "Misket" 15-12-2019 20:17 Avrupa'da Türk Varlığının Dünden Bugüne Neleri Değişti 14-12-2019 20:56 Türk Mitolojisinde Ayaz Ata Yoktur 14-12-2019 20:04 İdeologiya 13-12-2019 20:16 Rusya’nın Çekmecedeki Tabancası: Wagner 13-12-2019 20:17 Ankara Ahi Cumhuriyeti 12-12-2019 20:10 Siyasal İslam Hücreleri 12-12-2019 19:57 Ne Halklar Ne de Ümmetiz: Türk Milletiyiz 11-12-2019 20:25 Pelinsular, Sümeyyeler, Düşünceler 10-12-2019 20:01 Derelerle Süslü Bir Ankara Olmalı 08-12-2019 20:42 Doğu Akdeniz’de Çekilen Şah: Türkiye-Libya Mutabakatı 07-12-2019 20:16 Diktaya Açlık 07-12-2019 19:56 Elektronik Doğrudan Demokrasi 05-12-2019 21:04 3 Aralık Dünya Engelliler günü imiş, Adamlığımızdaki Engeller Hariç... 05-12-2019 21:19 Şiirimize Ne Oldu 04-12-2019 19:59 Avrupa Eski Avrupa Değil 04-12-2019 19:58 Biz Kimik, Məclis Onun Məclisidir 03-12-2019 20:23 Kadim Bir Türk Şehri Harput 01-12-2019 21:00 Türkçe ile Felsefe Yapamazsınız 01-12-2019 19:57 İspanya: Sürprizlerin Sürpriz Olmadığı Memleket 29-11-2019 19:08 Türkiye Evrensel Değerlere Bigane Kalarak Yönetilemez 29-11-2019 19:17 Don Kişot ve Günümüzün Yandaş Zekası 28-11-2019 21:02 Yeni Nesil Milliyetçiler Vatanı Nasıl Seviyor 23-11-2019 18:11 Müslüman Kardeşler 19-11-2019 18:25 Milliyetçilik Bir Egemenlik Meselesidir 15-11-2019 17:59 Suriyeliler Sorunu: İnsanlıkla Öfke Arasında Muhalefet 10-11-2019 18:05 Dede Korkut Aslında Homeros Mu? 09-11-2019 17:55 Atatürk Ezelî ve Ebedî Türk Dünyasının Sönmez Güneşi 09-11-2019 16:12 Gelecek Geliyor 07-11-2019 15:45 Sözde Ermeni Soykırımı 02-11-2019 20:09 Diriliş İçin Bir Milletin Ayağa Kalktığı Yerdir Sakarya 02-11-2019 20:24
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA