Yusuf Ayberk Enişte
Giriş Tarihi : 06-08-2020 20:24
Güncelleme : 21-08-2020 18:25

Gericilik Hayaletini Yok Etmek Adına Muhalefete Bir Fırsat

Cumhuriyet kurulduğundan beri ortalıkta bir hayalet dolaşıyor

Cumhuriyet kurulduğundan beri ortalıkta bir hayalet dolaşıyor. Hayaletin ismi: Hilafet. Hilafet hayaleti Türkiye tarihinde ara ara hortlayarak çeşitli siyasi, sosyal ve askeri hareketlenmelere mahal vermiş olması yadsınamaz bir gerçek. Hilafet; Türkiye Cumhuriyeti inşasının harcına konulmak istenen ulus, laiklik, demokrasi, hukuk, medenilik ve birçok ileri atılım için öngörülmüş değeri yok edecek hareketin başat aktörü olarak kabulümüz durumunda. Bundan ötürü adı her anıldığında laik, seküler, cumhuriyetçi kesimlerin tüyleri diken diken olmakta.

Türkiye’nin çok partili hayata geçtiği 1946 ve CHP dışı bir partinin iktidara oturduğu 1950 senesinden bugüne baktığımızda verilen en net yüzeyde bulunan mücadele tarafları, radikal muhafazakarlar ve '23 Devrimi ile gelen kurucu değerlere bağlı laik kesim. Bu gerçeğin ışığında bakacağımız Türkiye siyasi tarihinde belki de daha önce elde edilememiş bir fırsat ile karşı karşıyayız. Devrim gerçekleştikten sonraki süreçte, devrimin mevcudiyetini korumak ile yükümlü olmuş TSK, bu konuda bugüne kadar birçok olayda reaksiyon vererek anti-demokratik yol ile de olsa kendi saikleri doğrultusunda adım atmaktan çekinmemiştir.

1960 darbesinden, 2007 E-muhtıraya kadar geçen süreç içerisinde, Hilafet yanlısı, radikal İslamcı kanat ile rejim arasında çelikten örülü TSK duvarı, geri kalan laik kesim için her zaman bir güvenli bölge garantisi sağlayan iç rahatlatıcı bir unsurdu. Bunun farkında olan ordu daima bunu da hissettirmekten çekinmiyordu. Bunun için en güzel örneği ise muhtemelen 28 Şubat olacaktır.

Alınan MGK kararları doğrudan, sokağa taşmış olan aşırı dinci lobilerin yarattığı tehlikeyi en üst perdeden dahi olsa suçlu ya da suçsuz noktasını aşırı irdelemeden yok etme odaklıydı. Bunun doğruluğu ya da yanlışlığı yazımın konusu değil. Peki şartlar Türkiye tarihi açısından böyle gelişmişken, bizim elimizdeki fırsat ne? Siyasal İslam'ı vizyon edinmiş partilerin halka götürdüğü popülist siyasetin çizgisi, kendilerinin sokulduğu mağdur durum, demokratik haklarının kendilerinin elinden zorla alınması ve ötekileştirilip devlet mekanizmasına dahil edilmemeleriydi.

Erdoğan’ın yıllardır yaptığı siyasetin geçiş evrelerinde “Menderes’in idamı, Refah Partisinin kapatılması, Erbakan’ın istifa ettirilmesi, türban, Türkçe ezan” gibi konuları daha radikal hale getirerek kendi kitlesine sunmaktan geçiyordu. Asker eli ile kendi kesimine yapılan bir zulüm döngüsünün varlığını ve bunun sonucu olarak anti-demokratik yaklaşımların kurbanı olduklarını sürekli şekilde sunarak, kazanılan mağduriyetin avantajı ile daha da seçmen kitlesini kendine bağlıyordu. Ancak Ayasofya’nın ibadete açıldığı günden bugüne, Hilafet sesleri gazete köşelerini, sokaklarda yapılan yürüyüşleri hatta açılan Taliban bayrağına kadar uzandı.

Geçmiş dönem yaşananların yarattığı tecrübe hesaba katılırsa, bu olayların neticesinde Laik kesimin gözü yine TSK’ya dönerek, Cumhuriyete gelebilecek bir zararın önüne geçebilecek bir garantörlük sergilemesini olağan karşılayacaktı. Ancak son 20 yıl içerisindeki gelişmeler, Fetöcülerin asker içine sızmalarını göz ardı eden yönetim, onların kurduğu kumpaslar ile Atatürkçü subayların Ergenekon ve Balyoz kumpasında yargılanması ve son olarak 15 Temmuz hadisesi ile yaşanan kaosu kontrol edebilme bahanesi ile tamamen iplerine eline alarak birçok noktayı tek bir açıdan ve kendi istekleri doğrultusunda yön verme meşruiyeti kazanmış bir Cumhurbaşkanı. Şartlar böyleyken muhalif kesimin üzerine yapışmış tembellikten kaçınarak, bir üst kurumların aracılığı ile değil kendi imkanları ile elinden alınmasına korktuğu Cumhuriyeti muhafaza etmesi gerekir.

24 Temmuz günü dolaylı yollar ile ülke kurucularına saygısızlık yapılmış, sonrasında Genelkurmay’ın Instagram hesabından paylaşılan Anıtkabir fotoğrafı insanların Genelkurmay’ın yapılan saygısızlığa bir duruş gösterdiğini düşünmesine neden olmuş ancak Milli Savunma Bakanlığı sırf bir fotoğraf paylaşımı için dahi bir açıklama yayımlayarak söz konusu fotoğrafın 1 ay önce planlandığını söylemişti. Sadece bir fotoğraf üzerinden dahi kendini ifade etme gereksinimi duyan, yaşadığı hadiseler ile yıpranmış ve birçok konuda pasifize edilmiş bir Genelkurmay varken bize düşen fırsat, bu gericiliği vereceğimiz reaksiyonlar ile, demokratik yollar ile yok etmektir. Bunu başardığımızda Siyasal İslam’ın yıllardır anti-demokratik muamele ile haksızlığa, hukuksuzluğa uğradığı popülizmi inanılırlığını tamamen kaybedecektir.

Eğer günümüz muhalifleri olarak bunu başarabilirsek Türk siyasi hayatında belki de en kasvetli kara bulutu dağıtarak, içimizi kaplayan karamsar, yorucu bu siyasi atmosferi gelecek yıllar için daha katlanılabilir hale getirebiliriz. Yıllardır toplum olarak verilmesi gereken reaksiyonu Silahlı Kuvvetlerin vermesi demokratik bir ülke gerçekliğine uyuşmamakla birlikte, artık daha da ilerlemiş ve Cumhuriyeti daha da sindirmiş bir toplum olarak bunu başarmak kesinlikle bize düşmekte. Bunu başardığımızda gerçekten de gericilik denen zehir ile bir daha zehirlenme korkusunu yaşamayacağımıza inanıyorum. Kutsallarımızı savunmak için aracı olarak gördüğümüz muhalefet partilerinin politikaları, artık bu arzumuzu karşılamak hususundaki güven problemi tamamen ayyuka çıkmış durumda.

Zaman bize gösteriyor ki; bize bizden başka kimse yardım etmeyecek, bizi bizden başka kimse de harekete geçiremeyecek.

Yusuf Ayberk Enişte

NELER SÖYLENDİ?
@
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA