Giriş Tarihi : 08-01-2020 15:58

“Milliyetçiliğin Altın Çağı”

Avrupa’da Milliyetçiliğin Yükselişi Aşağıdaki haritayı 

Avrupa’da Milliyetçiliğin Yükselişi Aşağıdaki haritayı BBC’nin Web sitesinden aldım. Uyarı açık: Avrupa’da milliyetçilik yükseliyor. Grafikte, milliyetçi partilerin aldıkları veya anketlere göre alacakları oy oranları gösteriliyor. Her bir ülkede, milliyetçi oyların miktarına göre haritada ülkenin rengi değişiyor; oy oranı yükseldikçe koyulaşıyor. İsviçre, Avusturya ve Macaristan’da oran %25’in üzerinde. Yükseliş derken, bir önceki seçime göre oy artışı kastediliyor. Milliyetçi oyların yükseldiği ülkelerin, sığınmacı probleminin en çok konuşulduğu ülkeler olduğunu da not edelim. Ve yine not edelim ki Batı’nın milliyetçiliği bizimkine pek benzemez. Rahmetli Dündar Taşer’in bu konudaki tespiti şöyleydi: “Bizim milliyetçiliğimiz kendimizi büyük gördüğümüzdendir; onların milliyetçiliği başkalarını aşağılık gördüklerindendir”. Biz tarihimizi, dilimizi, kültürümüzü sevdiğimiz için Türk milliyetçisiyiz. Onlar, bizi ve Batı’nın dışındakileri aşağılık gördükleri için kendi milliyetçiliklerini yaparlar. Irkçı geçmişleri hafızalarında henüz tazedir ve tekrar ortaya çıkmak için fırsat kollamaktadır[1]. Avrupa Böyle, Ya Amerika? Aşağıdaki video, ABD Başkanı Donald Trump’ın, 22 Ekim 2018 akşamı Teksas’ın Houston şehrindeki konuşmasının bir parçasıdır. Alt yazılar benim. [embed]https://millidusunce.com/misak/wp-content/uploads/2019/12/TrumpHouston.mp4[/embed] N’li Kelime? Önemli bir konuşma. Amerikan komedyen Sarah Silverman bu konuşmanın haberini, “Trump n-kelimesini kullandı; hayır o n-kelimesini değil, öbür n-kelimesini” diye verdi. “N-kelimesi” şimdi çok ayıp olan zenci, “negro” ifadesidir. Şimdiki ise “nationalist ~ milliyetçi”nin n’si. 19. asırda, hatta 20. asrın ilk yarısında, Batı’nın ırkçılığı ahval-i adiyedendi. Olağandı. Fakat Alman Nazizmi’nin insanlığa karşı suçlarından sonra Avrupa ve entelektüel çevrelerin milliyetçilik kelimesinden bile irkilmeleri normaldir. Fakat işte Trump, Alman Nazileri gibi sapıkların kirlettikleri kelimeyi kitle önünde yeniden yükseltiyor. Devlet Başkanı seviyesinde 1945’ten beri bir ilk. Trump entelektüel bir zirve değildir muhakkak. Fakat bir siyasetçidir ve siyasetçi, halkın neden hoşlanıp neden hoşlanmayacağını iyi bilir. Zaten videonun sonunda dinleyen kalabalığın “Kullan o kelimeyi! Kullan o kelimeyi! “diye tempo tutması halkın duygusunu gösteriyor. Halkın her yerde hisleri bu. Amerika’da da Avrupa’da da Japonya ve Çin’de de Rusya’da da… Türkiye’de ideolojik at gözlükleriyle milliyetçiliği ayakları altına alanlar, kamuoyu yoklamalarını görünce ayaklarını ve ellerini kaldırıp milliyetçiliğe teslim oluverdiler; hiç olmazsa takiye mecburiyetini hissettiler. Ama üstat ne demişse o: Tekrar ayaklar altına alacakları günü kolluyorlar. Beynimizdeki Milliyetçilik Önceki yazımda, dünya düzeni üzerinden atıf yaptığım Foreign Affairs dergisinin Mart-Nisan 2019 sayısı şu kapakla çıktı: Yeni milliyetçilik. Hey gidi dünya! Eskiden havaya kalkan yumruklar komünistlerin sembolü ve selamıydı. Bu sayının içindeki makalelerden özellikle bir tanesi ilgimi çekti: “Beyniniz ve Milliyetçilik“.  G. Constantina, incelemesinde, insanların “kendilerinden” olanlarla olmayanlara verdikleri tepkileri ele alıyordu. Eskiden insanların hislerini izlemek zordu. Göz bebeklerinin hareketleri ve  büyüyüp küçülmesi, vücut sıcaklığı, kan basıncı, nabız, hatta EKG, EEG… Bunlar ipuçlarıydı. Yalan makinaları da verilere dayanırdı. Şimdi teknoloji bize çok daha iyisini sundu. Artık hisleri dolaylı değil, doğrudan gözleyebiliyoruz. Artık bileğimiz burkulduğunda bile çekilen şu MR (em-ar okunan) var ya? İşte onunla belirli bir anda beynin neresinin uyarılıp neresinin uyarılmadığı izlenebiliyor. Bu tekniğe fonksiyonel MR, veya kısaca fMR deniyor. Damardan verilen bir ilaçla düpedüz MR altında yapılan bir gözlem. Beynin üst çeperinin bir ön kısmı var. Düşünüp taşınan merkez burası. Beynin üstündeki kabukta, ve kabuğun da ön tarafında. Bu en yeni beyin, pek genç. Çiçeği burnunda, ancak birkaç milyon yıllık. Beynin derinliklerinde daha eski, bademe benzeyen ve ismini bademden alan amigdalalar var. Beynin her şeyi gibi o da simetrik ve iki adet. Yeni beyin hesaplıyor, düşünüyor, mantık yürütüyor, karar veriyor ve icra ediyor. Amigdalalar tam tersi. Kaç veya saldır tepkisini veriyor. Öyle düşünüp taşınmadan. Amigdalanın dışardan gelen ilk işaretle emri vermesi arasında saniyenin kesri, yarısı, hatta dörtte biri kadar bir zaman geçiyor. Hani şu refleks dediğimiz tepkilerle yarışacak hızda. Yeni beyin ancak birkaç saniye içinde mesaisini bitirip vücuda kararını bildiriyor. Bir kaplan veya kartal veya karşı kabileden birini gördüğümüz anda ilk işaret amigdaladan geliyor. Amigdalası daha ağır çalışan veya “Durdum, baktım, ne olacak?” deyip işi yeni beyne devreden insanlar yok mudur? Hemen hemen yoktur. Belki birkaç milyon yıl önce bunlar vardı. Fakat maalesef bu düşünüp taşınan kardeşlerimizi yırtıcılar yedi, düşman kabile öldürdü. Onların zürriyeti kadük oldu. Durup bakanların nesli bugünlere gelmedi. Geriye hızlı amigdalıların genleri,  onların torunları, yani biz kaldık. İşte bahsettiğim makalede, deneklere kendi toplumlarından insan resimleri ile yabancı olduğu besbelli insan resimleri gösteriliyor. Yabancı görünür görünmez amigdalalar ekranda pırıl pırıl yanıyor: Kaç veya saldır! Kendi toplumundan insanın eline iğne batırıldığı görülünce de ekran ışıklanıyor. Yabancının eline batan iğnede de bir reaksiyon var ama birinci kadar şiddetli değil. “Yabancı” izlenimi alan beynin fonksiyonel MR görüntüsü. Aydınlanan iki bölge, amigdalalardır[2]. Daha önceki bir yazımdaki[3] hükmü tekrarlayayım: Millet memetik, milliyetçilik genetiktir. Millet bir kavramdır. Bir anlayıştır. Gökalp’in tabiriyle bir terbiyedir. Dile, müşterek tarih algısına, müşterek akrabalık-kültür algısına dayanır[4]. Algısına diyorum. Millet fertlerinin millet bağını hissetmesi için algı yetiyor. Topluma bağlılık, kendi toplumunu benimsemek,  kendisinden farklı olanlara “yabancı” veya 20. asrın moda tabiriyle “öteki” demek ise genetik. Kendi toplumunun ne olacağı eldeki iletişim araçlarına bağlı. Dünyası bir köy ve onun çevresindeki köylerle sınırlı birinin toplumu, köyünden ibarettir. Komşu köyler “öteki”dir. Biraz dolaşırsa klan algısına ulaşabilir. Deveye binip çevresi genişlerse kendinden farklı daha geniş toplulukları görecek ve kabile veya aşiret şuuruna ulaşacaktır. 7. asır Hicaz’ından örnek verirsek, Haşimiler ve Abbasiler, Kureyş kabilesinin iki “kavm”idir. Başlangıcındaki İslam tarihi hem kabilelerin, hem de bu “kavm”lerin rekabetiyle doludur. Diğer kavim ve kabileler, onların “ötekisi”  idi. İnsanoğlu, Türkler ve Moğollar gibi ata binip binlerce kilometre kat ederse, erkenden millet şuuruna varıyor. Sonra tekrar “oturak olursa” yeniden daha dar bir dünyaya döner. Tersine, küçülen dünya, gelişen iletişim, yani bugünler, millet şuurunu güçlendiren etkilerdir. İnsanın aile ve sülaleden klana, kabileye, aşirete, boya ve nihayet millete terfii; iletişimle birlikte, insan topluluklarının yaşama alanlarının genişlemesiyle birlikte artmıştır. O zamanların iletişim, daha doğrusu ulaşım aracı attı. Daha sonra gazeteydi, kitaptı. Sonra radyo, televizyon, İnternet… Bir insanın bir gruba “benim” diyebilmesi için bir akrabalık algısı ve çevrede “benim değil” diyeceği başka toplumların varlığı ve onların rekabeti gerekiyor.  İletişim arttıkça “benimkiler” ve “benim olmayanlar” algısı da genişledi; sülaleden millete kadar uzandı. Şekilde aileden başlayarak millete kadar insanın geçmişinde gittikçe büyüyen “benim toplumum” kavramlarını görüyorsunuz. En az bir klan boyunda olmazsa yırtıcılara karşı direnemeyen insanın toplum macerası muhtemelen klandan başladı ve önce kabileye uzandı. Toplum birimlerinin insan öncesinden bugüne nasıl geldiğinin bir başka gösterimi de aşağıdaki şekilde. Rekabet ve ittifaklarla küçükten büyüğe gidiş; millete kadar[5]. Son iki şeklin mesajını algıladıktan sonra “Millet ortadan kalkarsa, milliyetçilik ortadan kalkarsa ne olur?” sorusunun cevabını kolayca bulabilirsiniz: Daha küçük birimlerin çatışması hâkim hâle geir. Yemen’deki, Afrika’nın bazı bölgelerindeki gibi… Huttiler ile Tutsiler kapışır. Veya başkaları adına vekalet savaşına sokulurlar. Hugolara, Markslara, Şinasi ve Fikretlere, Karamanlara, globalistlere ve dinbazlara rağmen milliyetçiliğin gideceği tek yön yukarı doğrudur. Milliyetçiliğin tarihî ömrünün bittiğini ilan eden ideolojllerin ise bir kısmı yok olmuş. Geriye kalanlar ağır fakat emin adımlarla tarihin çöplüğüne doğru ilerliyor. Kozmopolitlik Öldü- İmza: Milliyetçilik Bir önceki yazıma Victor Hugo’dan, Şinasi ve Fikret’ten, Marks ve Engels’ten, Seyyid Kutb ve Hayrettin Karaman’dan, milletlerin artık sonunun geldiğine dair tahminleri vererek başlamıştım. Bu siyasî fikirlerin hemen hepsinin sonu geldi. Milliyetçilik ise dimdik ayakta ve bugün “yükselen milliyetçilik” herkesin dilinde. Şimdi bundan, “yükselen milliyetçilik”ten, veya henüz gelmemiş olan “milliyetçiliğin altın çağı”ndan bahsediliyor. Daha da bahsedilecek. Hâlâ milliyetçilik öldü diyebilenler, aklıma eski ve hoş bir karikatürü getirdi. Biri duvara yazmış: “Tanrı öldü. İmza: Niçe“. Birkaç gece sonra bir başkası duvara şunu eklemiş: “Niçe öldü- İmza: Tanrı“. Başkalarının da hoşuna gitmiş ki bu karikatürü ev eşyalarının üstüne yazmışlar. Yukarıdaki resimde aynı sözlerin İngilizcesinin yazılı olduğu bir havluyu ve Amazon’da satılan posterini görüyorsunuz. Son Söz: Tom Nairn’in dediği gibi[6], “Galip ihtimalle milliyetçiliğin altın çağı henüz gelmedi bile.“ [1] İskender Öksüz, Millet ve Milliyetçilik, Panama Yayınları, 2017, “Irkçılık” bölümü, sayfa 51- 92. [2] Şimdi söyleyin bakalım. Türk, Suriyeli sığınmacıyı görünce ne tepkisi verir? Ensar-Muhacir diyenler unutmasın ki Ensar da Muhacir de aynı insanlardı, aynı dili konuşuyordu. Olmayacak duaya amin demiyelim. [3] İskender Öksüz, “Millet memetiktir, milliyetçilik genetik”, Karar Gazetesi, 10 Mayıs 2017. Daha sonra: Bilim, Din ve Türkçülük, Panama Yayınevi, 2018, sayfa 283. [4] İskender Öksüz, Millet ve Milliyetçilik, Panama Yayınevi 2017, sayfa 264, “kin-culture…”. [5] Bakınız: İskender Öksüz, (Ayhan Tuğcugil müstearıyla), Türk Milliyetçiliği Fikir Sistemi- Teori, Töre-Devlet Yayınları 1977, son baskı Panama Yayınevi 2017, s.: 2019, “Cemiyet Birimlerinin Evrimi”. [6] Bakınız, İskender Öksüz, “Millet ve  Milliyetçilik”, Panama Yayınları 2017, sayfa 306. Prof. Dr. İskender Öksüz’ün “Millî Devletin Yerini Şirketler Mi Aldı” başlıklı yazısı ilk olarak 01.01.2020 tarihinde Milli Düşünce Merkezi, Millî Strateji Araştırma Kurulu(MİSAK)’nun internet sitesinde yayımlanmıştır.
NELER SÖYLENDİ?
@

DİĞER YAZILARI Evde Sıkılırken İzlenecek Filmler, 3’ü Bir Arada-5 13-05-2020 23:57 Evde Sıkılırken İzlenecek Filmler, 3’ü Bir Arada 4 26-04-2020 21:02 Evde Sıkılırken İzlenecek Filmler, 3’ü Bir Arada 3 04-04-2020 22:38 Evde Sıkılırken İzlenecek Filmler, 3'ü Bir Arada 2 30-03-2020 00:07 Benim Gözümden Muhsin Yazıcıoğlu 25-03-2020 20:30 Evde Sıkılırken İzlenecek Filmler, 3'ü Bir Arada 25-03-2020 01:00 Nasıl Delirdik? 24-03-2020 23:08 ‘Cezayirli Macron’ ve Göçmenler Sorunu 10-03-2020 20:00 Şirket Ortaklığı Olan Bağ-Kurluların Kucağındaki Bomba 2019/9 Sayılı Genelge 23-02-2020 21:29 Çalışanlar Açısından AGİ Günlük Artışları Derde Derman Olur Mu 23-02-2020 20:41 Ortağı Olduğu Şirketten Sigortalılık İptali Emeklileri de Vuruyor 21-02-2020 21:32 Onuncu Işık: Çevrecilik 19-02-2020 20:45 Türk Milliyetçiliğinin Sorunlarından Biri: Aman Ağzımızın Tadı Kaçmasın 17-02-2020 20:23 Toplumsal Evrim ve Kapitalizmin Kâr Güdüsü 06-02-2020 20:15 Deneme Biçiminde Bir Üstopya: Dijital Hukuk 04-02-2020 20:27 "Celaliyim, Celalisin, Celali" 02-02-2020 20:13 Ankara'da Ünlü Heykeltıraş: Aslan Başpınar 02-02-2020 21:10 Ülkücü Kullanılmaz 30-01-2020 20:29 Türk Milliyetçiliği ve Anlamsız Tartışmalar 30-01-2020 20:00 Atatürk'ün Tarım Politikaları - Rize'de Çay Hasadı 30-01-2020 20:14 Ajan 29-01-2020 19:58 İbrahim Dülger'in Ardından -1- 28-01-2020 20:46 Elçibəydən Sonra 28-01-2020 20:17 Avrupa'daki Irkçılık 27-01-2020 19:59 Neden "Milliyetçi" Değilim 26-01-2020 21:02 Ankara'da Hocaların Hocası Sanatçı: Mustafa Ayaz 26-01-2020 20:55 Enver Altaylı Meselesi ve Türkeş Nosyonu 25-01-2020 20:25 Çar Putin Hükumeti Düşürdü 24-01-2020 19:53 Türk Milliyetçilerinin Pozitivizm ile İmtihanı 23-01-2020 19:58 İstanbulludan İntikam Projesi: Kanal İstanbul 20-01-2020 20:23 Ankara'da Bir Duayen Heykeltıraş Burhan Alkar 19-01-2020 20:01 Libya’nın Kalbi Moskova’da Attı 17-01-2020 19:59 Organize Toplum, Ekonomi ve Spor 16-01-2020 20:00 Dost Yüzün Gördükçe 15-01-2020 21:07 İranda baş verənlər kimlər üçünsə "yorğan davası", bizlər üçünsə, TÜRKÜN DAVASIDIR! 14-01-2020 20:34 "Türken Raus" Diyen Avrupalılardan Türkleri Ev Sahibi Kabul Eden Avrupalılara 13-01-2020 20:01 Bencilliği Nasıl Öğreneceğiz 15-01-2020 20:31 Başkent Ankara'da Yaşayan Sanatçılar 11-01-2020 20:15 Türkiye'de İş Sağlığı ve Güvenliğindeki Sorunlar 10-01-2020 21:00 2019’da Putin Rusların Gönlünü Kazanamadı 10-01-2020 20:31 Bizden Ne Çok Şey Çaldılar 09-01-2020 20:57 Kılık Kıyafet Devrimi ve Cumhuriyetin Sınıfsız Toplum Ütopyası 09-01-2020 20:33 Bu İşin Sırrı Ne 09-01-2020 20:45 Şamanizmi Güncelleme Girişimi Olarak Burhanizm veya Ak Din 08-01-2020 20:53 Hariçten Gazel 08-01-2020 21:01 “Milliyetçiliğin Altın Çağı” 08-01-2020 15:58 Fars Şovnizminin İslam Maskası 06-01-2020 21:03 Avrupa'daki Türklerin Her Dönem Başının Belası: Dolandırılmak 06-01-2020 19:59 Bozkırın Ortasında Bir Vaha: Ankara 05-01-2020 20:28 Bir Yemekhane Meselesi 02-01-2020 20:30 Türk Devrimleri; Harf Devrimi ve Ölçüler Kanunu 02-01-2020 20:00 Millî Devletin Yerini Şirketler Mi Aldı 02-01-2020 15:51 Mum Eğer Yanmırsa Yaşamır Demek 01-01-2020 20:00 Tarih Fetişizmi yahut Meçhul Okuyucuya Mektup 31-12-2019 20:36 Game Of Thrones'un Esin Kaynağı: Güllerin Savaşı 29-12-2019 21:09 AOÇ ve Mustafa Kemal'in Tarım Politikaları 26-12-2019 19:59 Layiqli Vətəndaş Olmaq Üçün İnsan Olmaq Gərəkdir 25-12-2019 19:59 Avrupa'da Milliyetçilik Anlayışı 24-12-2019 20:34 Ankara Efeleri 22-12-2019 20:26 Braveheart'tan Doğu Türkistan'a 21-12-2019 19:47 Doğu Akdeniz’in ‘Kalpgâh’ı: Kıbrıs 21-12-2019 19:47 Kençliyü ya da Han Yağması ve Mustafa Kemal Ekonomisi 19-12-2019 20:21 Bir veya Üç Yüz Kişi 18-12-2019 21:14 Dünden Bugüne Kimlikçi Siyaset Üzerine Düşünceler 18-12-2019 20:15 Türk-Rus Dostluğu(!) 16-12-2019 21:23 Davadan Döneni Vurun 16-12-2019 20:25 Kadın Mücadelesi Üzerine 17-12-2019 20:34 Ankara Türküsü "Misket" 15-12-2019 20:17 Avrupa'da Türk Varlığının Dünden Bugüne Neleri Değişti 14-12-2019 20:56 Türk Mitolojisinde Ayaz Ata Yoktur 14-12-2019 20:04 İdeologiya 13-12-2019 20:16 Rusya’nın Çekmecedeki Tabancası: Wagner 13-12-2019 20:17 Ankara Ahi Cumhuriyeti 12-12-2019 20:10 Siyasal İslam Hücreleri 12-12-2019 19:57 Ne Halklar Ne de Ümmetiz: Türk Milletiyiz 11-12-2019 20:25 Pelinsular, Sümeyyeler, Düşünceler 10-12-2019 20:01 Derelerle Süslü Bir Ankara Olmalı 08-12-2019 20:42 Doğu Akdeniz’de Çekilen Şah: Türkiye-Libya Mutabakatı 07-12-2019 20:16 Diktaya Açlık 07-12-2019 19:56 Elektronik Doğrudan Demokrasi 05-12-2019 21:04 3 Aralık Dünya Engelliler günü imiş, Adamlığımızdaki Engeller Hariç... 05-12-2019 21:19 Şiirimize Ne Oldu 04-12-2019 19:59 Avrupa Eski Avrupa Değil 04-12-2019 19:58 Biz Kimik, Məclis Onun Məclisidir 03-12-2019 20:23 Kadim Bir Türk Şehri Harput 01-12-2019 21:00 Türkçe ile Felsefe Yapamazsınız 01-12-2019 19:57 İspanya: Sürprizlerin Sürpriz Olmadığı Memleket 29-11-2019 19:08 Türkiye Evrensel Değerlere Bigane Kalarak Yönetilemez 29-11-2019 19:17 Don Kişot ve Günümüzün Yandaş Zekası 28-11-2019 21:02 Yeni Nesil Milliyetçiler Vatanı Nasıl Seviyor 23-11-2019 18:11 Müslüman Kardeşler 19-11-2019 18:25 Milliyetçilik Bir Egemenlik Meselesidir 15-11-2019 17:59 Suriyeliler Sorunu: İnsanlıkla Öfke Arasında Muhalefet 10-11-2019 18:05 Dede Korkut Aslında Homeros Mu? 09-11-2019 17:55 Atatürk Ezelî ve Ebedî Türk Dünyasının Sönmez Güneşi 09-11-2019 16:12 Gelecek Geliyor 07-11-2019 15:45 Sözde Ermeni Soykırımı 02-11-2019 20:09 Diriliş İçin Bir Milletin Ayağa Kalktığı Yerdir Sakarya 02-11-2019 20:24
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA