Murat Özbülbül
Giriş Tarihi : 06-03-2020 20:02
Güncelleme : 23-10-2020 23:17

Milliyetçilik ve Hilafet Meselesi

Aslında bir milliyetçi için hilafetin savunulacak mesele ya da dava olması mümkün değildir! Milliyetçi ideoloji egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğu sistemin adıdır

Aslında bir milliyetçi için hilafetin savunulacak mesele ya da dava olması mümkün değildir! Milliyetçi ideoloji egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğu sistemin adıdır. Milletin egemenliğine kayıt ve şart koşan, ortak olmaya kalkan bir hilafet sistemi ve makamı ile milliyetçi ideolojiyi savunanların barışık olması mümkün değildir, hilafeti savunmak milliyetçi ideolojiye yüzde yüz olarak zıt olan bir eylemdir. Oysa günümüzde kendini milliyetçi olarak tanımlayan oldukça önemli bir kesim aynı zamanda hilafeti ve dahası Osmanlı Monarşisini de savunmaktadır. Kendini milliyetçi olarak tanımlayan bu kesim tuhaf ve anlaşılmaz bir şekilde saltanatı ve hilafeti kaldırdığı için Cumhuriyete ve Türk milliyetçiliğini devlet ideolojisi haline getiren Mustafa Kemal Atatürk’e de düşmanlık beslemekte, açıkça kin gütmektedirler. Türk milliyetçilerinin en azından bir kısmının bu kadar çelişik bir düşünce yapısına nasıl getirildiğini, hilafet ve saltanatı savunmayı nasıl içselleştirdiklerini, Alparslan Türkeş tarafından ortaya atılan ve Türk İslam sentezi adı verilen ideolojinin milliyetçileri; Türk milliyetçiliğini, milli egemenliği, cumhuriyeti, sekülerizmi ve Türk kimliğini savunmaktan nasıl uzaklaştırdığını artık sorgulamamız gerekmektedir! Soğuk savaş yıllarında SSCB yayılmacılığını ve komünist ideolojiyi durdurmak için oluşturulan yeşil kuşak projesi ile projeye hizmet eden aydınlar ve siyasetçiler bu işin müsebbibidir. Dini inançları ön plana çıkarmak ve Türkçülüğü ve Türk milliyetçiliğini arka plana atmak, Cumhuriyet’in kurucu ideolojisi olan Türk milliyetçiliğini İslam ile karıştırarak elde edilecek Türk İslam sentezi ile seküler bir sistem olan komünizme karşı fikri bir bariyer oluşturmak bu siyasi kadronun icraatıdır. Bu çerçevede Osmanlı saltanatı ve hilafeti ön plana çıkarılmış, halka bu iki kurumun çok mükemmel, güçlü ve etkin olduğu propagandası yapılmıştır. Osmanlı imparatorluğunun zaferleri ballandırılarak anlatılmış, hezimetleri ise hep es geçilmiştir. Öyle ki hilafet kurumunu en çok kullanan Padişah olan Abdülhamit’in payitahtı Rus işgalinden kurtarabilmek, Yeşilköy’e kadar gelen Rus ordusunu durdurabilmek için İngiliz kraliçesinden aman dilediği, İngilizlere hediye olarak Kıbrıs’ı verip Rus ordusunu durdurmasını sağladığını dahi bu kesim hiç bilmez. Sonuçta bu yoğun propaganda sayesinde kendini hem Türk milliyetçisi ve hem de Osmanlı Çocuğu olarak tanımlayan garip, amorf bir kitle peydahlanmıştır. Türk milliyetçiliği ideolojisini yeniden iktidar yapmak istiyorsak artık bazı iddialar tartışılmalı ve gerçekler ortaya çıkarılmalıdır ki kafa karışıklıkları ortadan kalksın. Öncelikle artık Osmanlının  hilafet iddiasının gerçek olup olmadığını, Müslüman dünyada bu iddianın itibar görüp görmediğini ve hilafeti kimin, nasıl kaldırdığını sorgulamanın vakti gelmiştir diye düşünüyorum. İlk sorgulamamız gereken bilgi Osmanlı Hanedanının halifelik iddiasıdır, bu iddia Müslümanlarca kesin ve yaygın olarak benimsenmiş bir iddia mıydı yoksa ciddi bir kabul görmemiş miydi? Genel geçer bilgi Yavuz Sultan Selim’in başka bir Türk devleti olan Memlükler’i (Kölemenler) yenerek hilafeti aldığı yönündedir.  Yavuz’un Memlük’leri yendiği bilgisi doğru lakin Memlükler hilafet makamını üzerlerine almamışlardı ki hilafeti onlardan alabilsin. Memlükler sadece Hülagü Han’ın elinden kaçan Abbasi Halifesini himayelerine almış ve halifenin koruyucuları olmuşlardı. Memlükleri 1517’de ki Ridaniye seferinde yenen Yavuz Sultan Selim Kahire’ye girip Mısır tahtına oturmuş, Memlük sultanının varisi olduğunu göstermiş fakat halifelikle ilgili herhangi bir tasarruf ya da iddiada bulunmamıştır. Çünkü Osmanlılar’da hilafetin genel geçer şartlarından birisinin Kureyş kabilesinden olmak olduğunu biliyorlardı. Osmanlılar için Haremeyn’in koruyucusu, hizmetkârı olmak hilafetten daha önemli ve geçerli olabilecek bir iddiaydı. Sultan Selim’in asıl amacı halife olmak değil; İstanbul’u Şam, Bağdat ve Kahire’den sonra yeni bir hilafet merkezi yapmaktı. Bunun için de Abbasi Halifesi 3. Mütevekkil Alellahı Payitahta getirmiş ve himayesine almıştı. Yavuz Sultan Selim, son Mısır Abbasi halifesi Al-Mutavekkil’den halifeliği devralmadığı gibi, adı bazı yolsuzluk dedikodularına karıştığı iddiasıyla halifeyi Yedikule zindanlarına hapsetmişti. Hilafetin İstanbul’da bir törenle Yavuz Sultan Selim’e devredildiği yolundaki bilgilere dönemin kaynaklarından hiç birinde rastlanmamaktadır. O dönemde bizzat Yavuz Sultan Selim adına yazılmış olan Selimname adlı kaynakta da böyle bir devir teslimin yapıldığı belirtilmemiştir. Babasından sonra tahta çıkan eden Kanuni Sultan Süleyman ise halifenin Mısır’a dönmesine izin vermiş, fakat Mısır’a giden halife rahat durmamıştı. 1524’de Mısır’da isyan eden Ahmed Paşa kendisini Mısır’a sultan, Al-Mutavekkil’i de halife ilan etmişti. İsyan kısa bir süre sonra bastırılmış, Ahmed Paşa öldürülmüştü. Halifenin akıbeti ise meçhuldür, son Abbasi Halifesinin Osmanlılar tarafından öldürüldüğünü iddia etmek esasen yanlış olmayacaktır. Osmanlı İmparatorluğu döneminde Halifelik iddiası aslında çok uzun bir dönem pek dillendirilmedi ve ön plana çıkarılmadı. Diğer yandan sadece Padişahların Şeyhülislam fetvasına ihtiyaç duymaları dahi halifelik iddiasını çürütücü mahiyettedir. yüzyılda siyaseten zayıflayan devlet, gücünü halifelik makamının verdiği egemenlik alanı ile desteklemeye çalıştı. 1774 Küçük Kaynarca Anlaşması ile Kırım’ı kaybeden Osmanlı, anlaşma maddelerinden birisine Kırım hanlarının İslam halifesi olan Osmanlı padişahına bağlılığı ile ilgili bir ibareyi ekletti. Bu bir Osmanlı sultanının resmi olarak halifelik unvanını kullandığı ilk uluslararası belgedir. Cihan harbi yıllarında ise hilafet makamı imparatorluğun kurtuluşundaki son çare olarak İttihat ve Terakkî iktidarı tarafından yeniden ihya edilmeye çalışıldı. 23 Kasım 1914’de Sultan Mehmed Reşad tüm Müslümanların halifesi sıfatı ile kutsal cihâd ilan etti. Fakat cihâd ilanı kendisinden beklenilen etkiyi gösteremedi. Osmanlı ordusu İngiltere ve Fransa saflarında yer alan binlerce Hint’li ve Cezayir’li Müslüman asker ile savaş boyunca mücadele etmek zorunda kaldı. Şerif Hüseyin’in 1916’daki isyanı ile birlikte hilafetin adından başka bir etkisinin olmadığı da ortaya çıktı. İşgal yıllarında İstanbul ahalisi en çok Hint’li ve Senegal’li Müslüman askerlerden zulm görmüştür. Tarihçi Murat Bardakçı “İstanbul'un işgali sırasında en büyük rezillikleri gene Müslüman askerler yapmış maalesef, Hintli ve Senagalli askerler, bilhassa evlere zorla girmeler, çok çirkin eylemler, saldırılar.” demektedir. Bu Müslüman askerler ne Halifelerine ve nede bu kentte yaşayan Müslümanlara saygı göstermemiştir. Bu konu oldukça geniştir lakin hilafetin kaldırılmasını konuşuyorsak önce ortada Müslümanlarca genel kabul görmüş bir hilafet makamı var mıydı onu ortaya koymak gerekirdi ve buraya kadar yazdıklarımdan da Osmanlı’nın hilafet iddiasının hem ciddi bir hukuki temeli olmadığı ve hem de Müslüman dünyada ciddi bir kabul görmediği anlaşılmaktadır. Gelelim Hilafetin kaldırılmasına TBMM çıkardığı kanunlar ile saltanat ve hilafeti kaldırdı, daha da doğrusu TBMM egemen olduğu coğrafya da saltanat ve hilafetin egemenliğini kaldırdı demek gerekir. Saltanat neyse çünkü saltanat sahibi olabilmek için bir toprağa sahip olmak gerekir, lakin hilafet bir kabul meselesidir ve toprak egemenliğine bağlı değildir! Hatırlatayım Memlük himayesine sığınan Abbasi halifesinin hükmettiği hiçbir toprak yoktu. Bu yüzden Müslümanlar Vahdettin’i ya da Osmanlı hanedanının herhangi bir ferdini ya da başka birini halife olarak kabul ettikleri müddetçe hilafet kurumu yaşardı, kabul ettiler mi? Etmediler. Vahdettin İstanbul’dan kaçtıktan sonra esir değildi Mekke ve Kahire’ye gitti buralarda Halife olarak hüsnü kabul görmedi, kimse kendisini kaale almadı, neticede Avrupa’ya döndü, Müslümanlar başta olmak üzere kimse ona Halifem diyerek sahip çıkmadı ve yok yoksul öldü, Osmanlı hanedanından hiç bir kimse de o gün bu gün ben halifeyim diye bir iddiada bulunmadı. Bu yüzden esas olarak, itibar etmeyerek hilafet kurumunu ortadan kaldıran Müslümanlardır demek yanlış olmayacaktır. Sonuç olarak hem Osmanlı’nın hilafet iddiası gerçekçi değildir ve hem de sadece TBMM tarafından çıkarılan bir kanun ile Hilafetin ortadan kaldırılması mümkün değildir! Türk milliyetçileri konuyu bu açıdan da sorgulamalıdırlar.


Murat Özbülbül

NELER SÖYLENDİ?
@
Murat Özbülbül

Murat Özbülbül

DİĞER YAZILARI Eğitim Reformu Nasıl Olmalı 23-10-2020 10:32 Earth 2050 16-10-2020 12:30 42 Bin Uydu 08-10-2020 13:24 Olmasaydın Olmazdık 01-10-2020 14:11 Türk İç Savaşı Sona Erdi mi? 25-09-2020 09:29 Türk İç Savaşı 18-09-2020 13:13 Vatan Nedir, Vatandaş Kime Denir 11-09-2020 10:07 İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisi 04-09-2020 09:54 Türk Milletinin İlk Zaferi 30-08-2020 18:01 İmzalanan Sevr Anlaşması'nın İçeriği 27-08-2020 16:51 Sevr İmzalandı mı? 25-08-2020 14:20 Sosyolojik ve İdeolojik Taban Meselesi 14-08-2020 19:36 Türkçülük, Türk Milliyetçiliği ve Irkçılık 06-08-2020 20:13 Frigler, Etrüskler ve Göktürk Alfabesi 30-07-2020 19:53 İstanbul Sözleşmesine Kim Neden Karşı 23-07-2020 21:15 Vahdettin'in Üç Mektubu 16-07-2020 19:56 Adaları Kim Aldı Kim Verdi 09-07-2020 21:20 Osmanlı'da Köle Ticareti 04-07-2020 20:59 Menderes'in İki Büyük Suçu 25-06-2020 20:39 Osmanlı'da Padişah Olmak ya da Olmamak 17-06-2020 21:20 Kılıç Hakkı ve Ayasofya Meselesi 11-06-2020 20:45 Mustafa Kemal Batıcı Mıydı? 07-06-2020 20:06 Demokrasi Nedir, Ne Değildir? 28-05-2020 20:55 Milli Ekonomi Davası 21-05-2020 20:07 Geçmişte Yaşayan Milliyetçiler 18-05-2020 20:07 Dr. Rıza Nur Meselesi ve Türk Milliyetçilerini Zehirleyen Anılar 07-05-2020 21:33 Dr. Rıza Nur Meselesi 30-04-2020 20:30 23 Nisan 1920: Türk Milletinin Egemenlik Kavgasına Konan Nokta 23-04-2020 20:32 Törenin Üstünlüğü 16-04-2020 20:16 Türkçe Bir Ordu Dilidir 09-04-2020 20:45 Nasıl Bir Gelecek 02-04-2020 20:47 Roma, Veba ve Göçebeler 26-03-2020 20:05 Kamusal Sağlık ve Kamu Sağlığı 19-03-2020 20:58 Göçebe Köklerimiz 13-03-2020 20:00 Milliyetçilik ve Hilafet Meselesi 06-03-2020 20:02 Türk Kimdir, Türk Tarihi Tezi Nedir 27-02-2020 20:02 Türk-İslam Sentezi Mümkün mü 20-02-2020 20:02 Yeni Toplum Yeni İktidar 14-02-2020 10:18 Milliyetçi Siyaset Otoriter ve Militarist Olmak Zorunda mı 28-11-2019 21:17 Yeni Bir İnsan Irkı Mı Doğuyor 21-11-2019 18:00
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA