Konuk Yazar
Giriş Tarihi : 10-05-2021 11:15
Güncelleme : 10-05-2021 11:37

Ülkücülerin 'Ablası', Ülkücülerin 'Şahikası'

Ülkücü fikir ve siyaset adamı, Ülkücü hareketin önde gelen isimlerinden, Ülkücü hareketin tarihini yazan, araştırmacı-yazar Hakkı Öznur'un Türk edebiyatının usta kalemi, Ülkücü yazar Emine Işınsu Öksüz'ün vefatının ardından yayımladığı mesaj.


İnnâ lillahi ve innâ ileyhi râciûn.” (Bakara Suresi,156) (Hepimiz Allah’tan geldik, tekrar O’na döneceğiz.)

Zaman geçtikçe yalnızlaşıyoruz. Şan ve şeref dolu mücadelemizin yiğitleri,  kahramanları, sembol isimleri, teker teker bu fani dünyadan ebedi âleme göç ediyor, sonsuzluğun sahibine kavuşuyor.

Fikir hayatımızın şekillenmesinde emeği çok olan, bu toprakların değerli seslerinden, büyük edip, yazar ve dava insanı Emine Işınsu  ablamız, bir hayli zamandır çekmekte olduğu menhus hastalık sonucu ‘Dünya zahmetinden Hakk’ın rahmetine hicret etti’.

Türk edebiyatının önemli kalemlerinden, roman ve oyun yazarı, milliyetçi-Ülkücü bir görüşle ele aldığı romanlarıyla genç kuşakların milli şuur ve tarih bilincine sahip olmasında etkisi büyük olan, 83 yıllık ömrünü ülküye, ülkücülüğe, milletine, Türklüğe adayan  ülkücülerin ablası Emine Işınsu, müstesna ve abide bir şahsiyettir.

12 Eylül öncesi sokaklarda, meydanlarda attığım ilk slogan, “Başbuğ Türkeş”. Duvarlara yazdığım ilk yazı “Savaşımız Vurguncu Düzenedir Düzene”. Okuduğum ilk romanlardan biri ise Emine Işınsu ablamızın Ülkücüleri, kavga günlerimizi, mücadele yıllarımızı, şehidimiz Dursun Önkuzu’yu anlattığı tarihi öneme sahip ‘Sancı’ romanıydı.

Davasına, ülküsüne, bayrağına, milletine sevdalı, asil duruşu ve tavrıyla Türk milliyetçiliği hareketinin kutup yıldızlarından Emine Işınsu ablamız, 68 kuşağına mensup ilk şehitlerimizden Dursun Önkuzu için “Sancı” romanını yazdı.  Destan şairimiz Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu da “Önkuzu” şiirini yazdı.

Gençlik yıllarımızda ‘Sancı’ romanı tekrar tekrar okuduğumuz politik bir romandı. ‘Sancı’, yüreğimizde sancılar bırakarak bitiyordu.

İlk baskısı (1974) yeni yayınlanan ‘Sancı’ romanını okuyarak Emine Işınsu ablamızı tanımıştım. “Sancı”'sı ile feda ruhuna sahip Anadolu’nun yiğit gençlerinin, Ülkü Ocaklıların, kahraman ve idealist bir neslin romanını yazmıştı.

‘Sancı’, bizim hikayemizdir. Sancı’da anlatılan senin hikayendir, tarihindir ülküdaş!

Emine Işınsu, 1968-1970 yıllarının, sancılı günlerin romanını yazmıştı. Duru, tertemiz Türkçesiyle her gencin yüreğine dokundu hep. ‘Sancı’yı okurken o günün Türkiye resmini de görmüş, yaşamış oluyorsunuz.

Emine Işınsu, 58 kuşağına mensup Türk milliyetçilerindendi. Türk Ocakları’nda, Devlet’te, Töre’ de, mücadelenin olduğu her alanda, millî kültür pınarlarından biri olan Emine Işınsu, güçlü kalemiyle vardı.

Emine Işınsu, Türk milletinin âşığıdır. “Ne yaptıysak Türk’e hizmet aşkımız için yaptık…” diyordu. Milliydi, yerliydi. Milli ve İslami değerlere bağlıydı. 60 yıllık yazı hayatında milletinin değer ve inançlarını savundu.

Ülkücü Hareket’in tarihi ve destansı mücadelesinde her türlü emperyalizme karşı milli direnişinde, köhnemiş, vurguncu, talancı, sömürücü düzene karşı çıkışında, sisteme itirazında, muhalif duruşunda Emine Işınsu kalemiyle, kelamıyla, asil duruşuyla,  milliyetçi harekete yön veren isimlerdendi. 

Bir fikir, dava, ülkü ve ideal insanı olan Emine Işınsu’ya göre Ülkücülük, ahlaktır, duruştur, tavırdır. Ülkücüler zulme rıza göstermez, zalimlere boyun eğmez.

Sözde aydınların, “angaje” aydınların, etki ajanlarının, nüfus casuslarının, beşinci kol mensuplarının cirit attığı, devletin kılcal damarlarına kadar girdiği, gizlendiği ülkemizde Emine Işınsu, 60 yıllık yazı hayatıyla milli duruşu, milli tavrıyla, her türlü gayrimilli ideolojilerle mücadelesi ile Türk milliyetçiliğinin kutup yıldızıdır.

Emine Işınsu, ömrünü, Türk milliyetçiliği ülküsüne vakfeden, kalemiyle, kelamıyla örnek bir şahsiyettir. Hepimizin üzerinde emeği ve  hakkı vardır..

Emine Işınsu, yazmak eylemini hayatta kalmanın, var olmanın, inandığı yolda ilerlemenin bir göstergesi olarak kabul eder. Yaşanmış olaylar üzerine yazılan, “Sancı” güçlü anlatımı sayesinde dönemin gençliğini derinden etkilemişti.

Tarihine, milletine, ülküsüne sevdalı, ömrünü aziz Türk milletine, Türk milliyetçiliği ülküsüne adamış, yazdığı eserlerle nesillerin millî şuur kazanmasında, yakın tarihi idrak etmelerinde büyük bir rol üstlenmiş, ‘Sancı’ romanıyla şehidimiz  Dursun Önkuzu’nun sancısını bağrımızda hissettirmişti,

“Sancı”, 68 kuşağını anlatan, siyasi bir dönem romanıdır. Romanın başkişisi Dursun, gerçek hayatta var olan, dönemin Dev-Genç militanları tarafından 23 Kasım 1970 günü, Ankara’da şehit edilen ilk Ülkücü şehitlerimizden Dursun Önkuzu’yu anlatır. Emine Işınsu, bu romanını hazırlarken Dursun Önkuzu’nun memleketi olan Zile’ye gidip ve onun yakınlarıyla çeşitli görüşmeler yapmıştır.

Şehit Dursun Önkuzu’nun anısına yazılmış bu ölümsüz eser, 80 öncesi, ölümün kol gezdiği, kızıl namluların kan kustuğu, zor ve fırtınalı yıllarda  ülkücülerin  en çok okuduğu  romanlardan biridir. 

Türkiye’yi iç savaşa sürükleyip bölmek ve parçalamak isteyen her türlü emperyalizme ve yerli işbirlikçilerine karşı verilen tarihi ve soylu mücadelede vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğü için kendilerini hiç düşünmeden, “feda” eden, feda kuşağının, şehitlerini, öncülerini, kahramanlarını, “Sancı”da  anlatarak tarihe not düşmüştür.

Vatan, millet, bayrak, dava ve ülkü aşkına kendi hayatlarını ve istikballerini feda eden Ülkücüler için “Sancı”, çekilen çilelerin, dökülen kanların, verilen mücadelenin bir yönüyle  çağına tanıklık eden belgeselidir.

Emine Işınsu Türk Gençliğine İstikamet Verdi

Emine Işınsu, bir neslin sadece mücadelesini, kavgasını değil, sevdasını da en güzel anlatandı. “Kendini Unutan Adam”, “Kendini Mamak’a Adayan Adam”, “Ülkücünün Çilesi”ni yazan, yazdığı gibi yaşayan Galip Erdem, Ülkücülerin ağabeyi, Emine Işınsu da ablasıdır.

68 ve 78 kuşağı Ülkücülerinin gönlünde “abla” dedikleri Emine Işınsu’nun özel ve anlamlı bir yeri vardır. “Sancı”nın yazarına  büyük sevgi ve saygı beslerler. 

Romanlarıyla, yazılarıyla, fikirleriyle, Türk gençliğine istikamet verdi. Fikir ve düşüncelerinden feyz aldığımız milletine sevdalı bir yürektir. Emine Işınsu...

Ölümsüz eserleriyle nesillere istikamet kazandıran Emine Işınsu olmak, kolay değildir. İlkeli, omurgalı, hasbi, dava ve gönül insanı olmayı gerektirir. 

Sancı, 12 Mart’a giden (12 Mart 1971 Muhtırası) süreçteki Türkiye’yi, 68 kuşağını, Ülkücü gençliği, Milliyetçi Hareketi anlatmaktadır.

“Sancı”da Dündar Taşer, Galip Erdem, Süleyman Özmen, Dursun Önkuzu, Sadi Somuncuoğlu, İbrahim Metin, Muhittin Çolak, Salih Dilek, Ali Güngör, Ramiz Ongun, Osman Çakır, Mahir Durakoğlu,  Şevket Bülent Yahnici, Meriç Coşkun, Önkuzu Kardeşler, Devlet gazetesi, Kübitem, Ülkü Ocakları, 9 Işık yürüyüşleri, öğrenci olayları, çatışmalar, Zile, Yıldırım Beyazıt Yurdu, Site Yurdu, Yüksek Öğretmen  Okulu, Erkek Teknik Yüksek Öğretmen Okulu gibi pek çok ismi, olayları, yaşananları, acıları, hüzünleri görürüz. 

“Devlet-i Ebed Müddet Ülküsü” için “Milliyetçi Türkiye” için hayatlarını feda eden  şehitlerimiz  milletimizin ve hareketimizin tarihinde her zaman rahmetle, minnetle, şükranla anılacaktır. 

Mücadele Tarihimizde Bir "Efsane" Olan Devlet Gazetemizde de Yazılar Yazdı

Ülkücü Hareket’in tarihinde çok önemli bir yeri olan, 7 Nisan 1969 yılında “Devletten Millete” başlığı altında yayın hayatına atılmış ‘Devlet’ gazetesinde de yazılar yazdı. Devlet gazetesi; Türk milliyetçileri açısından 1969-1979 yılları arasının bir siyasi tarih kitabı olduğu gibi, Milliyetçi Hareket Partisi’nin ve Ülkücü dernekler ile teşekküllerinin de tarihini içermektedir.

Ülkücü Hareket’in tarihinde bir efsane olan ‘Devlet’ gazetesi, Türk milliyetçiliğinin siyasi tarihidir. Devlet gazetesinin idari ve yazı işlerinde görev almış, eski bir yayıncı/dergici Osman Çakır ağabeyin Türk Yurdu dergisinin Mayıs 2011 sayısında yer alan, “Türk Milliyetçiliği Tarihinde Haftalık Bir Gazetenin 10 Yıllık Hikâyesi: ‘Adı Devlet Olsun” tarihi açıdan çok önemli yazısında Emine Işınsu ile ilgili şu ifadeler geçmektedir:

“Devlet gazetesinin bir odası, Dündar Taşer’e tahsis edilmişti. Dündar Taşer, misafirlerini burada karşılar, görüşür; sohbetlerini burada sürdürürdü. Emine Işınsu, gazetenin tek bayan yazarı idi ve Dündar Taşer, Işınsu’ya çok itibar ederdi.”

KÜBİTEM’de Dündar Taşer’in Sohbetlerini Kaçırmazdı 

1969 yılında kurulan KÜBİTEM, bir ilim, irfan merkezi olarak tasarlanmıştı, Dündar Taşer’in dergâhıydı. Sadi Somuncuoğlu, İbrahim Metin, Halil Özyıldız, İskender Öksüz ve birçok isim, Meşrutiyet Caddesi’ndeki KÜBİTEM’in kadroları arasındaydı.

KÜBİTEM, Prof. Dr. İskender Öksüz hocanın ifadesiyle “KÜBİTEM, 1968-1971 döneminin üniversite ve medya karargahıdır. KÜBİTEM ve Dündar ağabey demek bol sohbet, tarih, strateji, mücadele demektir”.

KÜBİTEM, Dündar Taşer’in sohbet yeriydi. Sohbet meclisinde bulunanlara, haz ve ilham veren büyülü sohbetlerin merkezi de “Kübitem” (Kültür, Bilim ve Teknik Merkezi) idi. Dündar Taşer’in sohbetlerini dinlemek isteyen sevenleri KÜBİTEM’e akıyordu. Dündar Taşer konuşurken beş bin yıllık tarihimiz akıyor canlanıyordu. Emine Işınsu abla da Dündar Taşer’in tarihe not düşen sohbetlerinin müdavimiydi.

Başbuğ Alparslan Türkeş’in ifadesiyle, “bir Türkmen ağası” olan, “vicdanını kaybeden bir devrin vicdanı” olan, abide şahsiyet Dündar Taşer büyüğümüz, Emine Işınsu’nun “Sancı” romanında da anılan bir isim.        

25 yıllık bir aradan sonra, yeniden yayınlanan, TÖRE dergisinin, Şubat 2012 tarihli (Edebiyatımızda Işınsu)  1. sayısında kendisiyle çok güzel bir söyleşi yapan Nebahat Akbaş’ın  “Dündar Taşer ile  nasıl  tanıştınız” sorusuna Işınsu abla, çok değer verdiği, büyük saygı duyduğu Dündar Taşer ile ilgili şu cevabı vermişti:

“O zamanlar bir yer vardı Ülkücü hocaların ve gençlerin devam ettiği Kültür, Bilim, Teknik, Eğitim Merkezi (KÜBİTEM)  oraya ben de devam ederdim. Dündar Bey rahmetli bir odası, masası, koltuğu vesaire orada bize neler öğretirdi. Bütün Ülkücü gazeteler ve Töre de orada başladı. O kültür merkezinde başladı her şey. Dündar Bey seminerler de yapardı, çok güzel konuşurdu, bilgi verirdi. Kendi hayatından, 27 Mayıs’tan. 14’lerdendi”

Milliyetçi Hareket’in lideri Başbuğumuz Alparslan Türkeş’in ilk eşi, Ülkücülerin “ana” gibi sevdiği Muzaffer Türkeş annemizin, büyüğümüzün, 11 Haziran 1974 günü Hakk’a yürüyüşünün ardından kaleme aldığı, Devlet dergisinin 24 Haziran 1974 tarihli sayısında yer alan “Bir Büyük Yürek Kaybettik” yazısında, “Yetmez ki, bu kelimelere sığmaz ki Muzaffer ablamız” diyordu.

Muzaffer annemiz gibi sancılarımızın yegâne ortağı, Ülkücülüğü hayatının her alanında yaşayan Emine Işınsu ablamız da kocaman bir yürekti, Ülkücü hareketin sesiydi, vicdanıydı.

Ülkücü Hareketin Üniversitesi. TÖRE

Türk’e, Türklüğe, Ülküye, Ülkücülüğe, Milletine, imanla, aşkla bağlı olan, Türk dünyasının büyük romancılarından biri olan Emine Işınsu, Türk milliyetçiliği ve edebiyatına yön veren, milliyetçi çizgide yayın yapan dergilerden TÖRE’nin sahibi ve ödüllü sayısız romanın yazarıydı.

Türk fikir hayatında önemli rolü ve ağırlığı olan, 1970’lerin önemli fikir ve sanat süreli yayınlarından, Ülkücü hareketin üniversitesi olan “TÖRE” dergisini 1971-1981 yılları arasında çıkardı. Bir ilim ve fikir dergisi olan, 16 yılı aşan bir yayın süresiyle “Töre,” bir neslin yetişmesinde önemli etkileri olmuş bir dergidir.

“TÖRE” Emine Işınsu’nun eseri ve sevdasıydı. Emine Işınsu, Türk düşünce ve kültür tarihinde iz bırakmış ‘Töre’ dergisini, gelenekli Türk Yurdu’nun bir devamı gibi fikrî, edebî, hatta siyasî, Türk milliyetçiliğinin bir neşir organı haline koymuştur.

Romanlarında dış Türkler meselesini işliyordu. Bazı romanlarında, Türk dünyasının Batı Trakya’dan Azerbaycan’a, Kırım’dan Kerkük ve Bulgaristan’a kadar değişik bölgelerinde yaşayan soydaşlarımızın çektiği çileler, eziyetler; yaşadıkları haksızlıklar akıcı bir üslupla ortaya konulmuştur.

Emine Işınsu Türkiye dışındaki Türklere olan hislerini üç romanında dile getirmiştir. Bunlar,  Balkan Türklerini anlattığı “Çiçekler Büyür”  ve “Azap  toprakları” ile  Kerkük Türklerini anlattığı  “Tutsak” adlı romanlardır.

Emine Işınsu,. eserleri ile edebiyat, kültür ve fikir dünyamızda derin izler bırakmış, hayatını büyük Türkiye dâvasına, Milliyetçi Türkiye davasına adamıştır. Ülkücü dünya görüşüne  fikir ve sanat  alanında yön veren  Emine  Işınsu   kültür ve medeniyetimizin izini süren gerçek bir münevverdi.

Tavizsiz Türk milliyetçisi Emine Işınsu, kendisini, “Elhamdülillah Türk milliyetçisiyim. Dün de Türk milliyetçisiydim, bugün de…” sözleriyle, Türk milliyetçiliği hareketine ve ülküsüne, nasıl bağlı olduğunu ifade eder.

Kurucusu olduğu  fikir ve sanat dergisi  “TÖRE”,  12 Eylül  darbesini  yapan cunta rejimi tarafından  tehlikeli olarak  görülmüş derginin idarehanesi merkezi  asker ve polis karışımı bir ekip  tarafından basılmıştı. Dergide, gözaltına alınacak kimseyi bulamayınca evine gitmişler eşi, akademisyen olan Prof. Dr. İskender Öksüz hocayı  alıp  merkez komutanlığına götürmüşler  ve  daha sonra serbest bırakmışlardı.

"SANCI" Gibi Bir Dönem Romanı, Romanları Bekliyorduk

Türkiye’deki askeri darbeler çok boyutlu bir tanıklık edebiyatı üretmiştir. 27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül dönemlerini anlatan tarihe tanıklık eden çok sayıda kitap yayınlanmıştır. 27 Mayıs, 12 Mart, ve 12 Eylül askeri darbeleri, kalkışmaları, muhtıraları ve sonrasında yaşananlar yazarların,  romanlarına konu edilmiştir.  Emine Işınsu’nun  romanları içinde ikisi, “Sancı” ( 1974) ve  “Canbaz” ( 1982)  68 kuşağının hikayesini anlatıyor. Bu iki muhteşem romanda, dönem romanıdır.  “Sancı”  gibi  “Canbaz”  romanı da herkesin okuması gereken önemli bir kitaptır.

Milliyetçi-Ülkücü camia, Türk romancılığının ve edebiyat dünyamızın önde gelen isimlerinden, düşünce dünyamızın  mimarlarından  biri olan,  Emine  Işınsu  abla’dan ,“Sancı” romanı gibi yaşanmış  gerçek olaylardan  yola çıkarak,  çağına tanıklık edecek bir dönem romanı, “12  Eylül” romanı, romanlarını , o akıcı üslubu ve nefis Türkçesi  güçlü kalemi ile  yazmasını ondan  bekliyorlardı. 

Emine Işınsu, 12 Eylül sonrası yine çok değerli, kıymetli eserler yazdı. Ancak,12 Eylül  öncesini, 12 Eylül darbesini ve darbe sonrasını anlatan  bir dönem romanını, romanları  yazmadı, yazamadı. Yazsa “Sancı” gibi  tarihe geçen,  tanıklık eden  bir çok   eserler  çıkardı. Ancak, kendi ruh dünyası ile ilgili çok önemli nedenleri vardı.

Çok özel ve ince bir ruha sahipti. Yazmak için yazmazdı!  Emine abla, kendisine “mutlaka yazmalısın” diyen sevenlerine, ülkücü kardeşlerine neden yazmadığını kendine has üslubu ile onlara anlatıyor ve söylüyordu. 

Erol  Dok  ağabey  yazma  meselesi ile ilgili bundan 34 yıl önce Emine Işınsu abla ile aralarında geçen diyalogu, Işınsu ablamızın, hakk’a yürüyüşünün ardından duygulu, hüzünlü bir şekilde sosyal medyada anlatıyor, paylaşıyordu.

78 kuşağı Ülkücülerinden, 12 Eylül 1980 darbesi sonrası tutuklanan, MHP ve Ülkücü kuruluşlar davasında yargılanan, Mamak Cezaevi’nde yatan, şehit lider Muhsin Yazıcıoğlu’nun dava ve yol arkadaşı  Erol Dok ,  Emine Işınsu abla ilgili aralarında geçen diyalogu  şöyle anlatıyor:

“Emine Işınsu ablama 1987 senesinde ben Mamak Cezaevi’nden çıktıktan yaklaşık iki yıl sonra, 12 Eylül 1980 darbesi akabinde yakalanmamı, C5’i (Biz Ülkücülere Ankara Mamak Cezaevinde işkence yapılan yerin adı), zulüm kapısı KAFES’i ve ardından Mamak A Blok’u, orada gördüklerimi, yaşadıklarımı ve yaşananları anlattım.

Biraz uzunca bir sohbet oldu. Beni dinlerken çok duygulanmış ve gözleri nemlenmişti.

Gözlerinden yaşlar yanaklarına süzülürken “tam fırsatı” diye düşünmüş ve “Abla ‘SANCI’yı yazdığın gibi bir de ‘MAMAK’ı yazar mısın?” dedim.

Kendimce onu en duygulu anında yakalamıştım, yanılmışım…

Cevabı netti! ‘Yazamam… Bu dinlediklerimi yazamam. Dinlerken kahroldum, kahır ettim! Bir daha o acıları canlandıramam… Zaman zaman ‘Sancı’yı yazdığımdan da pişmanlık duyuyorum. Çünkü duydum ki polisteki ifadelerde ‘Sancı’yı okudum Ülkücü oldum, dava adamı oldum ve gereğini yaptım’ şeklinde ifade veren yavrularımın çektikleri değil mi bunlar? Yeni mağdurlar yaratamam, tekrar sebep olamam, acıları tekrar yaşatamam. Kendim de yazarken dahi olsa yeniden yaşayamam, dayanamam. Hayır, hayır yazamam, yazmayacağım…” diyerek teklifimi geri çevirmişti.

Oysaki Ülkücüler ne sancılar çekti… Sancı 2,3,5… Sancı 10’u da yazabilirdi Emine ablam.

Bizlerin çilesi çoktu ve hala bitmedi be abla, keşke yazsaydın belki içinden birinden ders almak nasibimize düşerdi!

Mekanın cennet olsun güle güle ablacığım. Önkuzulara…, Özmenlere…, idam sehpasına koşarak giden Ülküdaşlarımıza…, Galip ağabeye, Muhsin Başkan’a, Başbuğ’a selam eyle.

EROL DOK

05.05.2021/Ankara”

Bizden Selam Söyle Önden Gidenlerimize

Emine Işınsu tasavvufi neşve taşıyan eserlere imza atmış, Anadolu erenlerinin büyük mutasavvıflarımızın hayatlarını, (Niyazi Mısrî ve Bukağı (2004), Hacı Bayram (2005), Hacı Bektaş Veli) kaleme almıştı. Hacı Bayram’ı boşuna yazmadı. Işınsu, gönül bağı kurduğu, Hacı Bayram Cami’nin musalla taşından uğurlandı sonsuzluğun sahibine…

“Sancı”da Dursun, Dündar Bey’e (Dündar Taşer- ‘Sancı’ ilk baskı sayfa 360) seslenirken şöyle diyordu: “Erenler ölmez, suret değiştirirler!”.

Emine Işınsu ablamız da suret değiştirdi. O da, rabbine, sonsuzluğun sahibine kavuştu.

Ardında, 20’den fazla çok değerli eser bırakarak, 5 Mayıs 2021 günü fani dünyadan ebedi aleme irtihal eden, Türk edebiyatının usta kalemi, Ülkücü hareketin ablası Emine Işınsu, fikirleriyle, anneliğiyle, ablalığıyla ve eserleriyle, Türk milliyetçilerinin, Ülkücülerin kalbinde ebedi olarak yaşayacak...

Nezaket ve zarafet sahibiydi. Daima latif, daima nazik. Zarafetiyle, nezaketiyle, hoşgörüsüyle örnek bir insandı.

Su gibi berraktı. Gül yaprağı kadar zarif, gönül terbiyesi almış, güzel ablam, gittiğin kutlu beldede, bizden de selam söyle,

Başbuğ Türkeş’e, Muzaffer Türkeş annemize, Dündar Taşer’e, Muhsin Başkan’a, Galip ağabeye, Karakoç ağabeye,  Erol Güngör hocaya, canlarımıza, dostlarımıza…

Bizden de selam söyle, bir gül bahçesine girer gibi toprağa düşen Yusuf İmamoğlu’na, Süleyman Özmen’e, Dursun Önkuzu’ya, binlerce Ülkücü şehidimize…

Rıza-i ilahi uğruna adanmış bir ömür, güzel ahlakın örneği, yüreği güzel, gönlü güzel ablamızdır o bizim… Unutursak kalbimiz kurusun…

Bu aziz millet, şehitlerini, kahramanlarını, dava insanlarını, kendisine hizmet edenleri, asla unutmaz!

Emine Işınsu Öksüz ablamızın yattığı yer, nur olsun. Makamı ali olsun, menzili mübarek olsun, mekânı cennet bahçelerinden bir bahçe olsun. Cenab-ı Hakk cennetinde cemaliyle müşerref eylesin. Cenab-ı Hakk rahmet ve mağfiretiyle muamele lütfetsin.

Başta fedakar ve vefakar eşi Prof. Dr. İskender Öksüz hoca olmak üzere ailesinin, yakınlarının, sevenlerinin ve Ülkücü camianın başı sağ olsun. Ruhu şad, mekânı cennet olsun.  

Ruhu için el-fatiha.

AMİN…


Hakkı Öznur

NELER SÖYLENDİ?
@
Konuk Yazar

Konuk Yazar

DİĞER YAZILARI Vahşice Katledilmiş Küçücük Bedenler: EOKA Tarafından Öldürülen Kıbrıslı Türk Çocuklar 31-05-2021 09:55 Değişmeyen Başlık: Onlar Kalabalık, Biz Yükseğiz 19-05-2021 11:17 Ülkücülerin 'Ablası', Ülkücülerin 'Şahikası' 10-05-2021 11:15 1915 Ermeni Meselesi; Balkanlar, Kafkasya ve Ortadoğu 27-04-2021 10:11 Kayıp Sadece 128 Milyar Dolar Mı? 16-04-2021 11:21 Dünya Finans Sistemi ve Merkez Bankası: Arkasındaki Pek Bilinmeyen Gerçekler 29-03-2021 09:21 Tarih Türkeş'i Haklı Çıkardı 16-03-2021 22:51 Indie Oyun Sektörü: Bekleyeni Olmayan Bir Avuç Geliştiricinin Hikayesi 05-03-2021 12:32 “Anadolu İrfanı’na” Aykırı Bir Anadolu Türk Ozanı: Karacaoğlan 19-02-2021 10:55 Zeki Velidi Togan Hoca’nın Eğitim Disiplini Ve Hatıralarım 07-02-2021 09:21 Putin’in Tahtını Sallayan Liberal Milliyetçi: Navalny 31-01-2021 11:34 Turan: Asla Olmayacak Olanda Diretmek 08-01-2021 10:41 FPS Oyunlarının Tarihi Gelişimi 04-01-2021 11:10 Hakkı Öznur'un Kitaplarından İntihal Yapan Yapana 22-12-2020 10:00 Şiiri Kim Öldürdü? 12-12-2020 13:52 Kürdistan Kavramının Günümüzde Olmayan Karşılığı 17-11-2020 09:48 Cumhuriyet Halk Partililerin Amerikan Seçimleri ile İmtihanı 06-11-2020 10:07 Bir Algı Aracı Olarak YPJ İllüzyonu 05-10-2020 13:44 Küresel Dünya Küresel Life 28-09-2020 11:26 Medeniyet Dili Olarak Türkçe ve Hasan Tahsin 18-09-2020 12:37 Bölüneni Börü Yer mi? - Milliyetçi Ayrışma 17-09-2020 10:15 Kızılelma Gömleği X AKP 11-09-2020 10:16 Ölüm Cezasına Dair 03-09-2020 09:13 Doğu Türkistan Milli Davamız mıdır 01-08-2020 21:01 Hoşnutsuz İnsanlar Ülkesinde 01-08-2020 20:46 Atatürk'ün 9. Ordu Müfettişi Olarak Görevlendirilmesi 25-07-2020 20:05 Türkiye’de Kadının Yaşama Hakkı 21-07-2020 22:05 Libya'dan Eli Boş Dönmeyelim? 28-06-2020 20:20 Türk Milliyetçilerinin Günahları 03-06-2020 21:19 Din, Kamu Hizmeti Olmalı Mıdır? Bir Din Kamu Hizmeti Olarak Diyanet İşleri Başkanlığı Tartışması ve Fransız Laikliği Örneği 19-05-2020 19:31 Türkiye’de Sivil Toplum ve AB Üyelik Süreci 18-05-2020 20:46 Bir Siyasal Araç Olarak Serseri Aşık Liseli 16-05-2020 20:20 Lider Ne Diyorsa Doğrudur 05-05-2020 20:27 Bir Kısır Tartışma: Türk Milliyetçiliği mi, Türk-İslam Milliyetçiliği mi? 03-05-2020 21:21 Doktor Rıza Nur Hakkında Birkaç Soru ve Cevap 01-05-2020 21:14 Sahi, Devlet Neydi? 21-04-2020 20:31 Kızıl Hegemonyanın Kanlı Propagandası 17-04-2020 20:31 Çin Gerçekten Virüsü Yendi mi? 10-04-2020 21:00 Eski Türklerde Yada Taşı ve Genel Bilgilendirme 14-04-2020 20:50 Böyük Türk Mücahidi: Başbuğ Alparslan Türkeş 04-04-2020 21:02 Firdevsi ve Nevaî Üzerinden Hedefe İlerleme 31-03-2020 20:26 Bir AKP Masalı 04-03-2020 20:19 Bir Kutsala Dokunmak: Nevzat Kösoğlu'na Dair 03-02-2020 19:59 Kime Hitap Eder Bu Hutbeler 24-11-2019 19:48 İntihar Mı İsyan Mı 15-11-2019 18:11 Türk Genel Devriminin Kısa Bir Deyimi 29-10-2019 17:27
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA