Algoritmik Savaş Sistemleri: Nükleeri Gölgede Bırakan Güç
Ukrayna-Rusya savaşı, yeni nesil savaş sistemleri ve doktrinlerinin alışıldık güç hesaplarını alt üst edeceğini ispatladı. Algoritmik Savaş Sistemleri, savaş alanının yeni kralı olacak.
Savaş tarihi boyunca bütün inovasyonların temelindeki arayış aynıdır diyebiliriz: Düşmanı, kendini tehlikeye atmadan öldürebilmek. İlk etkili silahlarımız olan mızraklar, temren denen baş kısımlarında basit makina prensibiyle işliyorlar, basıncı daha küçük bir yüzey alanına aktardıkları için etkili oluyorlardı. Fakat mızrağın gövdesi de önemli bir işlev üstlenmişti: Düşmanı kendinden uzak tutmak. Ağaç dallarına takılmış taş uçlardan, Büyük İskender’in sarissalarına, mızrak bu en temel arayışın ilk, arketipik ve çok uzun yıllar etkili ürünlerinden biri olmuştu. Çok sonraları ok ve yay, balista, mancınık, nihayet top ve tüfek icatları da aynı arayışın ürünleriydi. Patton’un ölümsüz deyimiyle, savaş vatanın için ölmek değil, karşındaki piçin kendi vatanı için ölmesini sağlamaktır.
İngiliz piyade okçuları, Yunan balistacıları, Fenikeli sapancılar, Göktürk atlı okçuları yahut İskoç mızrak piyadeleri… Bunların hepsi düşmanından uzak dururken onu öldürmeye odaklı silahlar kullanıyorlardı. Fakat hepsi bir zaman makinesine binip geleceğe gitseler tek bir silahın aldığı hal ve üstlendiği işlev karşısında hayrete kapılır ve kullanabilmiş olmayı dilerlerdi: Sahra topçusu. Özellikle Napolyon’un öncülüğünde sahra topçusunun üstlendiği işlev müthiştir: Ateşli silah kullanan piyadelerin dahi sahip olmadığı bir konfor alanında, tek bir top silahında birkaç bölük piyadenin atış gücüne sahip olmak – düşmanı görüş alanının bile dışındayken öldürebilmek.
Topçunun Kısa Tarihi
Evet, topçu savaş tarihini değiştirmiştir – hem kara, hem deniz savaşlarında, sonraları havadaki hakimiyet mücadelesinde hakim olan mekanizma bir silah olarak topun mekanizmasıdır. Çok uzun mesafelere gönderilebilen cisimler en büyük kıyımların, en korkunç tahriplerin asıl sebebi haline geldiler. İlk cevap verilen teknolojik ihtiyaç, topun uzun süreli ve tekrarlı kullanımına elverişli metal işleme tekniklerinin bulunmasıydı. Fatih’in günde bir ya da iki kere atış yapabilen toplarından, 18. Yüzyıl İngiliz donanmasının bir dakikadan biraz fazla bir sürede yeniden atış yapabilen toplarına uzanan süreçte metal teknolojisi zemini hazırlamıştı. Standartlaştırılan döküm usulleri ve mühimmat çapları ile yeni ateşleme mekanizmaları bunu takip etti.
Fakat isabetlilik en önemli meselelerden biri olma özelliğini koruyordu. Bunun için yiv ve set denen, namlu içine açılan oyuklarla mermiye dönüş hareketi kazandırıp havayı daha doğrusal bir şekilde delmesini sağlayan teknoloji gelişse de yeterli değildi. Her bir topçu, matematik üstadı olmak zorundaydı. Topçu erata önceden hazırlanmış uzaklık-açı çeteleleri veriliyor, başlarındaki subay ve astsubayların ise iyi trigonometri bilmeleri temin ediliyordu. Düşmanın hareketine, aradaki mesafeye, hatta rüzgar ve nem koşullarına göre topun açısı hazırlanıyor, mermilere zaman ayarlı fitiller koyuluyor, topçunun hedefi tam isabetle, en büyük zayiatla vurması ülkelerin en kıvrak ve ince zekalarının asıl meselesi haline geliyordu. I. Dünya Savaşı’nın hemen öncesinden hareketli hedefleri vurması gerektiğinden ihtiyacı en derinden hisseden donanma buna öncülük etti. Başlarda yalnız mesafe ve açı belirleme aparatları kullanan deniz topçuları için, analog bilgisayarlar geliştirildi. Bu bilgisayarlar gemideki her bir topun açısı ve istikametini hem üzerinde bulunulan geminin hem hedef geminin hızı ve aradaki mesafeyi hesaplayarak “otomatik” olarak belirliyordu.
II. Dünya Savaşı’nda bu ateş kontrol mekanizmaları radarla birleşti. Artık İngiliz ve Amerikan gemileri düşmanlarını görmeden ateş edebiliyor, kilometrelerce menzile sahip topçuları sayesinde tehlikeye girmeden görevlerini ifa edebiliyorlardı. Napolyon’un savaş alanının kralı haline getirdiği topçu, denizlerde yepyeni bir özellik kazanıyor, tarihi büsbütün değiştirmeye hazırlanıyordu: Otomatize edilmiş, hedefi vurma istatistikleri tavan yapmış bir Azrail muavini.
Otomatizasyon ve Güdüm
İkinci Dünya Savaşı, operasyonel birliklerin mühimmatlarını boşa harcadıkları senaryoları en aza indirmek için çok hızlı atılımların yaşandığı bir teknoloji yarışıydı. Bütün taraflar hem topçularının, hem torpido, roket ve bombalarının hedefi vurabilme kabiliyetini artırmaya çalışıyordu. Uzaktan ya da içten güdümlü sistemler, hedef takip sistemleri önceleri analog, sonraları yavaş yavaş elektronik olarak bu dönemde gelişti. Manyetik sistemler, zamanlayıcılar, önceden programlı analog devreler gibi bileşenler sayesinde önceleri basit bir gülleden ibaret olan topçu mühimmatının kendisi de bir teknoloji harikasına dönüşmeye başlamıştı. Topçunun üstlendiği işlevi artık roketler, akıllı bombalar, nihayet füzeler üstlenmeye başlasa da temel mantık aynıydı: Düşmanı çok uzaktan yapılan bir hamleyle imha edebilmek.
Nükleer savaşların gelişip yayılması ve Soğuk Savaş, otomatizasyon ihtiyacını stratejik düzeye taşıdı: Yalnız muharip taktik unsurların hedefi otomatik olarak tespit edip ona kilitlenmesi yahut ateş açması yeterli değildi. Bütün bir ülkenin topyekun savaşa otomatik olarak hazır olması gerekliydi. Zira binlerce nükleer başlıklı balistik füzesi olan düşman bir defa saldırdığında, sizin nükleer bir güç olmanız bir anlam ifade etmeyebilirdi. Ülkeler caydırıcılıklarını artırmaya ve hasım ülkelerin yarattığı tehdidi azaltmaya odaklandılar.
Bu dönemde hem nükleer silahlar hem de nükleer silahlara karşı geliştirilen savunma sistemlerinde otomatikleştirme ve bir ağa bağlayarak hareket etmelerini sağlama ana trenddir. Nükleer silahlar daima hazır durumdadırlar ve gözlem radarları düşman ülkenin nükleer saldırısını tespit ettiğinde savunma sistemleri anında harekete geçebilmeli, karşılık verecek nükleer silahlar anında ateşlenmelidir. ABD’de, mesela, Stratejik Savunma İnisiyatifi böyle doğmuştur, balistik füzeleri imha edecek karşı füzelerin hızlı tespit ve otomatik reaksiyon prensibiyle kurulmasına dayanır.
Algoritmik Savaş Sistemleri
Uzunca bir süre nükleer silah gücünün stratejik düzlemde konvansiyonel silahlara ebedi bir üstünlük kurduğu düşünülmüştü. Ülkeler gelir ve teknolojilerine göre konvansiyonel cephaneliklerini kuruyorlardı, bu ülkeler arasında nüfus ve ekonomik güç gibi parametrelerde büyük bir asimetri yoksa konvansiyonel silahlarla savaşta gidişatı büsbütün değiştirecek bir fırsat penceresi aralamak imkansız gibiydi.
Ta ki yapay zekanın gelişen elektronik teknolojinin yarattığı yeni konvansiyonel sistemlerle birleşmesine dek. Yeni sistemlerin radarı daha güçlü, isabetlilik oranı daha yüksek ve insan faktörü daha düşüktü. Fakat meşhur “savaş sisi” hala geçerliydi, düşmanın nerede olduğunu bilmiyorsanız, aynı önceki asırlarda olduğu gibi körlemesine atışlarla, tahminlerle hareket etmek zorundaydınız. Uydu ve radarlarınız düşmanın yerini tespit etse dahi karar mekanizmalarında insanlar vardı, insan hataları verim ve etkinliği düşüyordu.
Yapay zekanın düşman hareketlerini insan beyniyle değil, işlemci hızıyla takip edip, “öğrenme” kabiliyeti ile karşı senaryolar geliştirmesi ve insansız silahları insanlı silahlara karşı kullanıp üstünlük sağlamasının ilk etkileyici örneği herhalde 2020’de düzenlenen Alpha Dogfight simülasyonunda gerçekleşti. İsrail yapımı silahlı insansız hava aracı Heron, bu simülasyonda önce yapay zeka kategorisinde kendi benzerleriyle yarıştı ve başarılı oldu. Akabinde ABD’nin en başarılı pilotlarından birinin yönettiği F-16 ile karşılaştı. Senaryoya göre it dalaşı yapılacaktı. Yapay zekanın yönettiği Heron, beş karşılaşmanın beşinde de F-16’yı ve pilotu saf dışı bıraktı. Algoritmik sistemler, sahip olanlar için insan faktöründen kaynaklanan verimsizliği ortadan kaldırdığı gibi, insan canını tehlikeye atmadan çok etkili ve isabetli bir şekilde düşmanı ortadan kaldırmayı vaat ediyordu.
Bu yeni nesil savaş sistemleri, yapay zekanın üzerine kurulu olduğu algoritmik mekanizmalara dayanıyor. Büyük dataları önceden verilmiş ancak sonraları makinenin “öğrenme kabiliyeti” ile geliştirilebilen ve çıktıları değişen algoritmalara dayalı olarak işliyor ve ne yapılması gerektiğine karar veriyor. Radar ve uydu görüntülerinden düşmanın intikalini insan zihninden çok daha hızlı şekilde, üstelik doğrudan veri olmayan senaryolarda ikincil verilerin yorumlanmasıyla isabetli şekilde tespit edebilen, uzaklık, açı vb. ayarlarını otomatik yapabilen ve anında harekete geçen sistemler… Bu sistemlerin savaş alanının yeni kralı olacağı açıktı ve ilk büyük gösterisini Ukrayna’da gerçekleştirdi.
Ukrayna’da akıllı sistemlerin yapay zeka tarafından yönetilmesi projesini üstlenen Palantir Technologies yetkilisi Alex Karp, Ukrayna’nın Rusya üzerinde kurduğu üstünlüğü şöyle tarif ediyordu: “Gelişmiş Algoritmik Savaş Sistemlerinin gücü o kadar büyük ki, nükleer silahları olmayan bir düşmana karşı nükleer silah sahibi olmanın yarattığı üstünlükle eşit hale geldi.” Ukrayna’nın ABD başta olmak üzere Batı tarafından sağlanan uydu ve istihbarat verileriyle Palantir sayesinde entegre edilmiş sistemleri, düşman unsurlarını çok daha hızlı ve kesin bir şekilde tespit ediyor ve zayiat verdiriyor. Nükleer güç olmayan Ukrayna, konvansiyonel silah envanteri ve nüfus bakımından da kendisinden kat be kat üstün olan Rusya’yı böyle durdurdu ve Rus işgalinde olan topraklarını yavaş yavaş ama kararlılıkla geri alıyor.
Yapay zekanın yarattığı algoritmik savaş sistemlerinin tek işlevi muharebe anıyla sınırlı değil elbette. Lojistik ve operasyonel hesaplar da bu sistemle çok daha hızlı, isabetli ve verimli bir şekilde yapılabiliyor. Hangi unsurun nasıl bir ihtiyacının olduğu ve olacağı, olası senaryolarda bunun nasıl değişeceği, hangi hatlar üzerinden ikmal edilmesi gerektiği, hangi üretim merkezlerinin hangi birliklerin hangi ihtiyacına nasıl bir sıralamayla cevap vermesi gerektiği… Yapay zeka bu alanda da ipleri eline almış durumda. Rusya devasa cüssesine rağmen – ya da belki onun yüzünden – ciddi lojistik sıkıntılar çekerken, Ukrayna elindekini çok daha verimli şekilde kullanabiliyor.
Yukarıdan aşağıya karar dayatan ve merkezi yönetimi önceleyen, hem nükleer hem konvansiyonel cüssesi devasa olsa da hantal yapıda olan Rus ordusu, Network Centric Warfare denen sisteme kısmen geçmiş, General Valeriy Zalujni öncülüğünde sahadaki üniteleri daha bağımsız kararlar alabilecek hale getirmiş, algoritmik savaş sistemleri sayesinde mühimmatını ve gücünü çok daha isabetli kullanabilen Ukrayna karşısında ciddi biçimde çuvalladı. Halihazırda insansız hava araçları alanında adından söz ettiren ve yatırımlar yapan Türkiye için ekipmandaki ilerlemeler doktrinde algoritmik sistem atılımıyla birleşirse, Türk Ordusu’nun bölgedeki etkisinin katlanarak artacağı aşikar görünüyor.