Gerçek Beka Meselesi: Susuz Türkiye
Türkiye, yaz aylarını artık sadece bunaltıcı sıcak hava dalgalarıyla değil, barajların hızlı şekilde kurumasıyla artan su kesintisi haberleriyle karşılıyor.
Son olarak Uşak’ta, şehre su sağlayan barajın tamamen kuruması nedeniyle belediye, su dağıtımını yalnızca belli saatlerle sınırlamak zorunda kaldı. Musluktan damlayan her damla su, bir an önce önlem alınmazsa Türk milletini gelecekte nelerin beklediğini fısıldıyor: İhmal ve işbilmezliğin gölgesinde susuzluk, gıda krizi ve zorunlu göçler.
Türkiye her ne kadar yarı kurak bir coğrafyada bulunsa da bugün karşı karşıya kalınan ve yakın gelecekte daha da kötüleşmesi beklenen tablo yalnızca iklim değişikliğinin değil, aynı zamanda kötü yönetimin de sonucu.
Her yıl daha da artan orman yangınları sonrasında yanan yüzbinlerce hektar alan yeniden ve hızlıca ağaçlandırılmak yerine inşaat rantına kurban ediliyor. Su tutacak ormanların yerine yapılan oteller, maden sahaları ve lüks konut projeleri, doğamızın dengesini geri dönülmez biçimde bozuyor.
Yer altı suları ise başta tarımsal faaliyetlerde olmak üzere yıllardır süren bilinçsiz kullanım nedeniyle tükenme noktasına gelmiş durumda. Tarımda damla sulama yerine salma sulama kullanımının hâlen yaygın olması, yer altındaki rezervleri telafisiz şekilde tüketiyor. Ranta dayalı betonlaşma ve plansız kentleşme, yağmur suyunun toprağa karışıp yer altı sularını beslemesini engelliyor.
Vahşi Madenciliğin Yarattığı Çöl
Kaz Dağları’ndan Akbelen’e, Cerattepe’den İkizdere’ye kadar Türkiye’nin dört bir yanında yürütülen vahşi madencilik faaliyetleri, su kaynaklarını ve orman ekosistemlerini yok ediyor.
Madencilik faaliyetleri sırasında açılan devasa kimyasal atık çukurları, siyanürle altın ayrıştırma sonrası zehirlenen topraklar, mermer yatakları için adeta doğranan dağlar ve kurutulan dere yatakları, Türk milletinin geleceğini şimdiden sessizce katlediyor.
Kısa vadeli ve bir avuç çıkar grubunun elinde biriken kâr uğruna yok edilen doğal rezervler, Türkiye'yi ve Türk milletini varoluşsal bir tehditle karşı karşıya bırakıyor.
İklim değişikliğine bağlı olarak Akdeniz Havzası'nda giderek artan kuraklık, bölgedeki tüm ülkelerde orman yangınlarında artışa sebep olsa da AKP yönetimindeki Türkiye, orman yangınlarıyla mücadelede gereken önlemleri ve dersleri almamaya devam ediyor.
Yetersiz hava filosu, koordinasyonsuzluk, liyakatsizlik ve müdahalede gecikmeler nedeniyle her yıl binlerce hektarlık ormanımız tam anlamıyla yok oluyor. Yangınlarda yalnızca ağaçlarımızı değil aynı zamanda ağaçların tuttuğu su, koruduğu toprak ve yarattığı mikroklimayı da kaybediyoruz. Ranta dayalı inşaat faaliyetleriyle orman örtüsünün yerini alan beton ise doğayı tamamen mühürlüyor.
Betonun Yuttuğu Şehirler
İstanbul’dan Ankara’ya, Antalya’dan Diyarbakır'a kadar tüm şehirlerimiz rant odaklı çıkar gruplarının faaliyetleriyle hızla beton yığınına dönüşürken, zaten kısıtlı sayıdaki yeşil alanlar ve çevre ormanları da bu rant için acımasızca feda ediliyor.
Şehirlerimizin içinden geçen dere ve çayların betonlarla kaplanması yüzünden yağmur suyu toprakla buluşamadığı gibi yağış durumunda suyu emip depolayacak doğal zeminler ortadan kalkıyor. Doğal zemin kalmadığı için şehirlerimizde sel felaketleri yıldan yıla daha da artarak can ve mal kayıplarına neden oluyor.
Beslenemeyen yer altı sularıyla birlikte şehirlerimizde hem kuraklığa hem de sel felaketlerine aynı anda davetiye çıkarılıyor.
Gerçek Beka Meselesi
Türkiye'nin önümüzdeki yıllarda su fakiri ülkeler kategorisinde yer alacağı bilimsel raporlarda sıkça yer bulurken, AKP yönetiminin stratejik su yönetimi politikaları yerine Kanal İstanbul gibi rant odaklı projelerle daha büyük felaketlere kapı aralaması tabloyu daha da kötüleştiriyor.
Türk milletinin tamamına ait doğal kaynakları korumak yerine, rant ve kısa vadeli kazanç uğruna su havzalarının kurutulması, plansız ve denetimsiz yapılaşmaya devam edilmesi, geleceğin tablosunda Türkiye'yi tamamen kurak ülkeler kategorisine sokabilir.
Bir an önce önlem alınmadığı takdirde çok yakın bir gelecekte,
Şehirlerimizde su kesintilerinin olağan hale geldiği,
Tarımda ürün veriminin dramatik şekilde düştüğü,
Hatalı tarımsal politikalar nedeniyle zaten pahalı olan gıda fiyatlarının tamamen kontrolsüzce arttığı,
Kimi zaman çeşitli gıda ürünlerine parayla bile ulaşılamayan,
Su tankerleri ve su kuyruklarının özellikle büyükşehirlerimizde sıradan manzaralar haline geldiği
Anadolu’nun gölleri ve akarsularının haritalardan tamamen silindiği,
yeni ve vahim bir gerçeklikle karşı karşıya kalabiliriz. Türk milletinin Gazi Meclisi’nde kurulan komisyonda, istibdadın devamı uğruna teröristbaşına özgürlük talepleri tartışılırken; kurutulan su kaynaklarımız, yanan ormanlarımız ve betonla kaplanan doğamız, milletimizin gerçek beka meselesi haline geliyor.
Bilimsel planlama, sıkı çevre politikaları ve halkın bilinçlendirilmesiyle bu tabloyu değiştirmek mümkün olsa da zaman giderek daralıyor. Fakat her şeyden önce susuzluk tehlikesi ve su krizini ciddiye alan ve rant uğruna doğayı tüketmeyecek kadar ülkesini seven bir hükümet gerekiyor.