Katliamcı-Komünist Çin Rejimi, Yeni Yasayla Doğu Türkistan'daki Asimilasyon Politikalarını Kalıcı Hale Getiriyor
Kızıl Çin'in 1 Temmuz 2026 tarihinde yürürlüğe giren "Etnik Birlik ve İlerlemeyi Teşvik Yasası", Uygur hareketinin sert tepkisini çekti. Hareket, söz konusu düzenlemenin Çin Komünist Partisi'nin uzun yıllardır uyguladığı zorla asimilasyon politikalarını yasal zemine oturttuğunu belirtti.
Kızıl Çin'in 1 Temmuz 2026 tarihinde yürürlüğe giren "Etnik Birlik ve İlerlemeyi Teşvik Yasası", Uygur hareketinin sert tepkisini çekti.
Hareket, söz konusu düzenlemenin Çin Komünist Partisi'nin uzun yıllardır uyguladığı zorla asimilasyon politikalarını yasal zemine oturttuğunu belirtti.
Yapılan açıklamada, yasanın etnik çeşitliliği korumak yerine Uygur Türkleri başta olmak üzere Çinli olmayan halkların dilini, dinini, kültürünü ve kimliğini ortadan kaldırmayı hedeflediği savunuldu. Düzenlemenin, farklı etnik kimlikleri Çin Komünist Partisi'ne bağlı tek bir siyasi kimlik altında toplamayı amaçladığı ifade edildi.
Asimilasyon Politikaları Yasallaştırılıyor
Açıklamada, yeni yasanın eğitimden aile hayatına, dini kurumlardan medyaya, dijital platformlardan kültürel yaşama kadar birçok alanda devlet denetimini genişlettiği belirtildi.
Yasa kapsamında Mandarin Çincesi'nin kamusal yaşam ve eğitimde daha baskın hale getirileceği, ana dilde eğitimin zayıflatılacağı, okullarda ve ailelerde "Çin Ulusu Topluluğu" ideolojisinin yaygınlaştırılacağı aktarıldı.
Bunun yanı sıra dini kurumlar üzerindeki Komünist Parti denetiminin artırılacağı, "etnik birlik" gerekçesiyle ifade özgürlüğüne yönelik kısıtlamaların genişletileceği ve yurt dışında yaşayan Uygurlara yönelik baskı politikalarına yeni bir hukuki dayanak oluşturulacağı ifade edildi.
Doğu Türkistan Bu Politikaların Deneme Alanı Oldu
Uygur hareketi, Doğu Türkistan'ın son on yılı aşkın süredir söz konusu politikaların uygulama sahası hâline getirildiğini belirtti.
Açıklamada, Uygur Türklerine kitlesel keyfi gözaltılar, siyasi baskılar, zorla çalıştırma, dini yasaklar, cami ve tarihi eserlerin yıkımı, Uygur Türkçesinin bastırılması, zorunlu yatılı okullar, ailelerin parçalanması, nüfus kontrol politikaları ve yoğun dijital gözetim uygulamalarına maruz bırakıldığı ifade edildi.
Yeni yasanın, bugüne kadar fiilen uygulanan bu politikaları kalıcı devlet politikası hâline getirdiği vurgulandı.
BM Raporu Dikkat Çekti
Açıklamada, söz konusu uygulamaların önemli bölümünün Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği'nin 2022 yılında yayımladığı raporda da yer aldığı hatırlatıldı.
Raporda, Uygurlar ve diğer Müslüman topluluklara yönelik keyfî gözaltı uygulamalarının "insanlığa karşı suç" oluşturabileceği değerlendirmesine yer verildiği belirtilirken, bağımsız araştırmalar, sızdırılan resmî belgeler ve tanık ifadelerinin de sistematik hak ihlallerini ortaya koyduğu ifade edildi.
Rushan Abbas: "Bu Yasa Kültürel Olarak Yok Edilmenin Hukuki Planıdır"
Uygur Hareketi Direktörü Rushan Abbas, yaptığı açıklamada yeni düzenlemenin Çin yönetiminin gerçek gayesini açıkça ortaya koyduğunu belirtti.
Abbas, yıllardır Pekin yönetiminin Doğu Türkistan'daki uygulamaları "geçici terörle mücadele tedbirleri" olarak gösterdiğini hatırlatarak, yeni yasanın Uygur Türkleri'nin halkının dili, inancı, kültürü ve kimliğini ortadan kaldırmayı hedefleyen sistemi kalıcı hâle getirdiğini söyledi.
Yaklaşık sekiz yıldır Çin'de tutuklu bulunan kız kardeşi Dr. Gulshan Abbas'ı hatırlatan Abbas,
"Pekin buna 'etnik birlik' diyor. Biz ise bunun zorla asimilasyon olduğunu söylüyoruz. Bir halkın kimliği yasalarla ortadan kaldırılamaz. Bu yasa birlik değil, kültürel silmenin hukuki planıdır."
ifadelerini kullandı.
Uluslararası Topluma Çağrı
Uygur hareketi, Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği, İslam İşbirliği Teşkilatı, Türk Devletleri Teşkilatı, demokratik ülkeler, uluslararası insan hakları kuruluşları, hukukçular ve akademisyenlere çağrıda bulunarak Çin'in zorla asimilasyon politikalarını meşrulaştırma girişimlerine karşı ortak tavır alınmasını istedi.
Açıklamanın sonunda,
"Bir halkın varlığı yalnızca nüfusuyla değil; dilini, dinini, kültürünü ve kimliğini özgürce yaşatabilmesiyle ölçülür. Bu değerler sistematik biçimde ortadan kaldırıldığında mesele yalnızca insan hakları ihlali değil, bir halkın varoluş mücadelesi hâline gelir."
denildi.