Haberler
Giriş Tarihi : 31-05-2021 22:13   Güncelleme : 31-05-2021 23:21

Davutoğlu: SADAT’ı ve MİT Tırlarını Cumhurbaşkanı'na Sorun

Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, HaberTürk TV'de gazeteci Fatih Altaylı'nın hazırlayıp sunduğu "Teke Tek" adlı programda kendisine yöneltilen soruları yanıtlayıp gündeme ilişkin görüşlerini paylaştı.

Davutoğlu: SADAT’ı ve MİT Tırlarını Cumhurbaşkanı'na Sorun

Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, gazeteci Fatih Altaylı'nın sorularını canlı yayında yanıtladı.

Davutoğlu'nu açıklamalarından satır başları şöyle:

Sedat Peker Kaosu

İzlerken çok üzüldüm. Konunun bana nasıl geldiğini anlayamadım. Bir kere bu iddiaların hepsi yalan. Bir kere Süleyman Soylu'ya bir teşekkür borcum var. Bunu yıllardır anlatmaya çalışıyordum. Parti içinde darbe teşebbüsüyle kumpas kuran bir ekip vardı. Bunu anlatmaya çalışıyordum. Perde gerisini devlet adamı ahlakıyla anlatmakta zorluklar yaşarken Süleyman Soylu ortaya koydu. Madem ki pandoranın kutusunu açtılar. Binali Yıldırım, Süleyman Soylu, Berat Albayrak bu üç kişi... Bu üç kişinin hesapları farklıydı. Sedat Peker'in videolarıyla ortaya çıkan tablo, bu üç kişinin iktidar için yürüttüğü çirkin ve kirli mücadele. Tayyip Erdoğan sonrası öne geçme mücadelesi. Ben Başbakan iken terörle mücadele, reformlarla uğraşıyordum. İki seçim, üç kongre yönettim. Ben bunlarla uğraşırken bu arkadaşlar bunlarla uğraştı. Ben onların ihtiraslarına engeldim. Bir dalga kıran gibiydim. Şu gün dökülen şeylerin çoğu için o gün kapsamlı bir reform hazırlığındaydım: Siyasî şeffaflık, ihale yasası... Tek tek yolsuzluklar sistemik hâle dönüşüyordu.

Bunlara karşı mücadele yapmak lazımdı. Ben bu mücadeleye başlayınca... İlk şeffaflık yasasından söz etmem 2015'tir. Herkes benden rahatsız oldu. Bu üç kişi kendi siyasi ihtiraslarına beni engel görüyorlardı. Bir taraftan devleti yönetiyordum. Sayın Binali Yıldırım 'Başbakanlık benim hakkım' diye düşünüyordu. Süleyman Soylu bir başka partiden geldi. Mustafa Şentop dahil birçok isim Süleyman Soylu hakkında bana rapor sunuyordu. Berat Albayrak partiyi mirası gibi görüyordu. Sayın Cumhurbaşkanı'nı tabiri caizse doldurdular. Sanki liderlik yarışı varmış gibi.

Kendi partimde ihanetle karşılaştım. Şeffaflık Yasası, İmar Yasası konusunda sivil toplum niye baskı yapmadı? İmar Yasası üzerinden yolsuzluklar döndüğünü gördüm. Akademisyen olarak önce resim çekerim. Sistem içinde bakar, tek tek pazılları yerleştiririm. Bu ülkenin bütünüyle yenilenmesine kanaat getirdim. Şeffaflık Yasası bunun içindi. Kanunla tanımlanmış devlet sırları dışında hiçbir ilişki olmayacak dedim. Siyasi Ahlâk Yasası çıkartacağız dedim, başka hiçbir görev alamayacak dedim. Hepsinin mal beyanı olacak dedim. Ben mal beyanını ilçe başkanlığına kadar getirelim dedim. Bunu Türkiye'nin kaynakları tüketilmesin diye.

"İmar Yasası Çıkmış Olsaydı Kanal İstanbul'u Yapamazlardı"

Sayın Cumhurbaşkanı geçen gün "İnadına Kanal İstanbul'u yapacağız, Haziran'da temel atacağız" dedi. Bizim gölge bir kabinemiz var. Bir arkadaşıma sordum, "Nasıl başlayacaklar? Yatırım ihalesi yok" Meğer firmanın ismini vermeyeyim, büyük bir firma deplase yani yeraltı iletişim hatlarının değişimiyle ilgili vaktiyle ihale yapılmış. Bu ihaleyi değiştirip köprü ihalesi haline getiriyorlar. Suç bu. Mahiyet değişiyorsa ihale tekrarlanır. Ortada finansman planlaması yok. Olsa da İstanbul'a ihanettir. Ben Başbakanlığı aldığımda ilk hükûmet programında eski hükûmetin devamı olduğu için bu projeyi saydım. Benim Başbakanlığım döneminde Kanal İstanbul'la ilgili hiçbir adım atılmadı. Bunu o zaman Sayın Cumhurbaşkanı'na da söyledim. Stratejik olarak yanlıştır, deprem, terör riski, İstanbul'u dar bir koridora hapsedilmesinden bahsettim. İmar Yasası çıkmış olsaydı bunu yapamazlardı. Bunun paralelinde İstanbul Yasası'nı yapacaktım. Mesele kanal değil, mesele orada rantı kapatanlara mesaj veriyor. İmar Yasası olsaydı böyle keyfi hamleler yapılamayacaktı. Sonuna kadar mücadele ettim. Şimdi yalnız değilim artık. Bu mücadeleyi sonuna kadar yürüteceğiz. Şimdi Gelecek Partisi var.

"SADAT’ı ve MİT Tırlarını Cumhurbaşkanı'na Sorun"

19 Ocak'taki MİT tırlarının hikayesi nedir? Zalim Esad kimyasal silah kullanmış kendi halkına. Humus'u, Halep'i yerle bir etmiş. Türkiye'nin en tabii hakkıdır kendi sınırlarını korumak. Mültecileri kapınıza geldiğinde almak zorundasınız. Geri dönüşleri kolay olsun diye yorumladık biz onu. Doğu Türkistan'dan kaça Uygurlar'ın statüsü, Bulgaristan'daki soydaşlarımızın statüsü neyse o. Esad rejimi sınırlarda kontrolü kaybettiğinde Türkiye haklı olarak kendisine müzahir yapılara önem verdi. Bunlar Bayırbucak Türkmenleriydi. Bunların korunması, oradaki mevcudiyetleri Türkiye için elzemdi. Akraba topluluklara Kürt ve Araplara... O bölgeler bombalandığında, Türkmenler zor durumda kaldığında yardımlar yapıldı. 17-25 Aralık'tan hemen sonradır bu. Türkiye'yi istikrarsızlığa sevk eden unsurların asker içine sızmış kanatları, 19 Ocak'ta, tam da o zaman Adana'dayım. Mülteci kampında bölge dışişleri bakanları toplantısı yaptık. Biz oradayken bu operasyon yapıldı. Türkiye'yi suçlu göstermek isteyen çetenin işiydi MİT tırlarına yapılan operasyon. Türkiye sınırındaki her olaya yeterince tepki vermek zorundadır.

Ben Dışişleri Bakanıyım, Erdoğan Başbakan. İçinde bulunduğum hükûmeti satmam. SADAT denilen yapının hiçbir rolü yoktu. Sedat Peker'in anlattığı ilişkiler ağı sonradır. Bir zihniyet devlet güç ilişkileri örgütüdür. O gücü elde eden kendisini devlet yerine koyar diye bir görüş vardır. Benim devlet anlayışım tam bunun karşısındadır. Devlet milletin örgütlenmiş kurumudur, şahsi manevisidir. Bugün Bahçeli devlet adamı olarak konuşuyor. O gün MİT tırlarına en ağır ithamı yapıyordu. Başbakan iken de ne Sedat Peker ne SADAT'ın benimle hiçbir görüşmesi olmamıştır. Hiç kimse kendisinden menkul görev üstlenmemiştir. Türkiye'de cuntalar olmuştur. Benim Başbakanlık yaptığım dönemde FETÖ gibi yapılar, Erdoğan'ın Başbakanlık yaptığı dönemde olmuş ve yanlış iş yapmış olabilir. Başbakanlık döneminde ise ikili otorite vardı. Benim Başbakanlık otoritesi kullanarak verdiğim talimatlar ve bazen aynı kişilere Sayın Cumhurbaşkanının verdiği talimatlar. Kendisine sorarsanız cevap vermek durumundadır.

Benim iradi olarak Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı vasfıyla herhangi bir yapıya hiçbir görev verilmemiştir. Benim talimatımla olmamıştır. MİT tırlarıyla Sedat Peker'in bahsettiği tarih ayrı tarihtir. Kronoloji bilgisi olmadan yorum yapanlar muhakeme yapamaz. Benim dönemimde Sedat Peker ve bu yapıların aktivitesi yoktu. Olsa duyulurdu. Net olarak MKYK'da talimat verdim. Sedat Peker'in ismini zikrederek değil. O dönemde bazı ocaklar çıktı. AK Parti'nin kendi mitingleri dışında kimse AK Parti adına miting yapamaz. Benim dönemimde ne AK Parti ne de devlet içinde bu yapılara hiçbir misyon verilmemiştir. O dönemde spontan şeklide birçok faaliyet yapılıyordu. Onlara karşı tavrımı söyledim. Sedat Peker'in kast ettiği ilişkiler ağı zihnar benim döneminde sözkonusu değildir. MİT tırları Türkiye'yi uluslararası La Haye divanına getirmek için FETÖ'nün işidir. Bu ilişkiler benim 5 yıldır devlet yönetiminde bulunmadığım döneme ait ilişkiler.

Bu süreçler yaşanırken. 7 Şubat 2012 MİT Müsteşarımızın ifadeye çağrılması. Sayın Başbakan'a bağlı müsteşar çağrılıyorsa bu yapılanma aşikar. Hemen Dışişleri'ne talimat vermiştim gerekli önlemler alınması için. 2013'te bu faaliyetler yoğunlaşınca özellikle Suriye bağlamında operasyon yapılırken Türkiye'nin uluslar sınırlarını korumak için dahil olmak üzere, 2013 yılında BM toplantısı için New York'a giderken Sayın Erdoğan'la istişare bulundum. Fetullah Gülen'in yurt dışında kalması halinde Türkiye karşısında istihbari olarak kullanabileceği yönünde, Sayın Erdoğan benden mümkünse Fetullah Gülen'le görüşüp Türkiye'ye getirmek için talimat verdi. Sayın Erdoğan 2015'te 'görevi ben verdim' diye teyid etti. Ben Erdoğan'a intibalarımı anlattım. 'Kesinlikle geleceği kanaatinde değilim. Türkiye'de devlet içi yapılanmalarında teşkil ettiği, dolayısıyla her türlü senaryonun beklenebileceği' şeklinde kendisine söyledim. Ben bu görevimi yaptım. Ne onun öncesinde oturup görüşmüşlüğüm var, ne bankaların açılışında bulundum, ne orada, ne şurada, ne burada. O gün bir şekilde ikna edilip getirelebilseydi Türkiye bunlarla karşı karşıya kalmazdı.

"Ben Süleyman Soylu gibi hükûmeti satmam"

Benim dönemimde devlet kurumları dışında hiçbir aracı olmamıştır. Sayın Tuğrul Türkeş'in kast ettiği 19 Ocak tırlarıdır. 30 Mayıs 2015'de seçim kampanyası esnasında Sayın Bahçeli, Bayburt'ta mitingte "Türkiye Cumhuriyeti MİT tırları altında ezilmiştir" diye Türkiye'yi uluslararası alana şikayet etti. Ben de "Bu tırlar Bayırbucak Türkmenlerine gidiyordu" dedim. Ben Süleyman Soylu gibi hükûmeti satmam. Sayın Tuğrul Türkeş "Gitmiyordu" dedi. Ben de 5 Haziran'da Kahramanmaraş mitinginde yemin ederek 'Bayırbucak Türkmenlerine gidiyordu' dedim. Ha Bayırbucak Türkmenlere gitmeden başka ellere geçmişse bilemem ama o konuda da bir delil yok. ABD'nin YPG'ye silah aktarması, Fransa'nın aktarması, Rusya'nın yığınak yapması suç olmuyor da Türkiye'nin Türkmenlere aktarması mı oluyor? Ne Nusra ne DEAŞ'la ilgili bir ifadem var. Terör örgütü ilan edilen bir topluluğa devlet yardım gönderir mi? Benden sonrasıyla ilgili bir şey diyemem. Benim dönemimde illegal bir şey yapılmışsa bunun üzerine gidilmiştir.

"Erken seçim zarurettir"

Şu anda sistemik deprem yaşandığı ülkede, asgarî ücretin açlık sınırına geldiği bir ülkede, siyasî iktidarın kendi içinde yoğun çelişkiler yaşadığı bir ülkede erken seçim zarurettir. Hukukî olarak zor. Sayın Cumhurbaşkanı, her geçen gün kendi aleyhine işlediğini görecek. Bu ülkenin sahibi biziz, bütün millet. 1946'daki seçimler tekrar edilmeyecek. Bu sene içinde olması zayıftır, 2022 kuvvetli ihtimaldir. Hukukî olarak Sayın Cumhurbaşkanı'nın yeniden seçilme şartları her zaman şaibe oluşturur. En geç gelecek sene seçime gitme kararını vermelidir. İki kez görev yapmış olduğu için 1 sene önceden seçime gitmezse seçilse bile tartışma olacak.