Portreler
Giriş Tarihi : 23-06-2021 14:42   Güncelleme : 23-06-2021 15:31

Kazan'dan İstanbul'a Türkçülük Bayrağı: Yusuf Akçura

Kazan'dan İstanbul'a Türkçülük Bayrağı: Yusuf Akçura

2 Aralık 1876’da doğan Yusuf Akçura, Türkçülük akımının önde gelen düşünürlerinden biri olan Kazan Tatar Türkü yazar ve siyasetçidir. Kazan’ın Simbir şehrinde Hasan Akçurin ve Bîbî Kamer Bânû Hanım’ın oğlu olarak dünyaya gelen Yusuf Akçura, ailenin hayatta kalan tek çocuğudur.

Babasının ölümü üzerine annesi ile birlikte Kazan’dan ayrılarak İstanbul’a göç etmek zorunda kalan Akçura, ilköğrenimini Mahmud Paşa ve Kara Hâfız mekteplerinde gördükten sonra 1885 yılında Koca Mustafa Paşa Rüşdiyesi’ne kaydolmuştur. 1890 yılında eğitimini yarım bırakarak Kazan’a gitmiş, bir yıl sonra İstanbul’a geri dönüp rüşdiyeye devam etmiştir.

Dördüncü sınıfı bitirdiğinde Harbiye Mektebi’ne kabul edilmiştir. İkinci sınıftayken Türkçülük adına yaptığı bazı faaliyetleri dolayısıyla tutuklanan Akçura, 45 günlük cezasının ardından çalışkan bir talebe olması sebebiyle tekrar Harbiye’ye dönmüştür.

Okuldan mezun olduğunda Erkân-ı Harbiye sınıfına ayrıldıktan sonra Jön Türkler ile ilgisi bulunduğu gerekçesiyle tutuklanmıştır. Anılarında, o zamanlar Jön Türkler ile ilgisi bulunmadığını belirtmekle birlikte Türkçülüğünün şuurlu bir şekilde bu devrede başladığını aktarmıştır. 1897 beraberindeki 83 kişiyle birlikte Fizan’a sürülmek üzere Trablusgarp’a gönderilmiştir. Tutukluları Fizan’a gönderecek yol parası bulunamadığından Trablusgarp’ta hapsedilmiştir. 1899 yılında İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin yaptığı girişimler sonucu kent içerisinde serbest dolaşım izni almıştır. Bir müddet sonra serbest bırakılarak rütbesi iade edilen Akçura, Erkân-ı Harbiye Kalemi’nde çalışarak öğretmenlik yapmış, fakat tahsiline Avrupa’da devam etmek üzere önce Tunus’a kaçarak oradan da Paris’e geçmiştir.

Paris’te Ecole Libre des Sciences Politiques’e kaydolan Akçura, Sadri Maksudi ve Jön Türkler hareketinin liderlerinden Ahmed Rıza ile tanışarak Jön Türklere katılmıştır. Ahmed Rıca’nın çıkardığı “Şûrâ-yı Ümmet” gazetesinde yazılar yazmaya başlayan Akçura, 1903 yılında “Osmanlı Devleti Kurumlarının Tarihi Üzerine Bir Deneme” adlı teziyle okulunu bitirerek Kazan’a dönmüştür.

Yusuf Akçura, Kazan’da öğretmenlik yapmaya başlamış, buradayken meşhur “Üç Tarz-ı Siyâset” adlı makalesini kaleme alarak yayımlanması üzere Kahire’de basılan “Türk” gazetesine göndermiştir. Akçura, bu makalesinde Osmanlı’nın önündeki seçeneklerin; Osmanlıcılık, Panislamizm ve Türk Milliyetçiliği olduğunu belirtmiş, bunlardan en uygununun da Türk Milliyetçiliği olduğu çıkarımını yapmıştır.

II. Meşrutiyet’in ilanına kadar Kazan’da kalan Akçura, burada Rusya’da yaşayan Türklerin mücadelelerine ortak olmuş, bazı siyasi ve kültüler hareketlere katılarak “Cedîdciler” arasında yer almıştır. 1905 yılında “Kazan Muhbiri” adlı bir gazete çıkarmış, 1906 yılında da “Ulûm ve Tarih” isimli kitabını yayımlamıştır. Rus hükûmeti, Akçura’nın Duma’ya seçilmesini önlemek amacıyla 8 Mart 1906 tarihinde evine baskın yaparak 43 gün hapse mahkum etmiştir. Mapus hatıralarını “Mevkufiyet Hatıraları” adıyla 1907 yılında yayımlayan Akçura’nın, Kırım’da çıkan “Tercüman” gazetesinde çalışırken yayımladığı “Üç Haziran Vak’a-i Müessifesi” adlı eseri nedeniyle hakkında kovuşturma başlatılmıştır.

II.Meşrutiyet’in ilan edilmesiyle Ekim 1908’de İstanbul’a gelen Akçura, bir süre burada durduktan sonra Rusya ve Almanya’ya gitmiş, ancak İstanbul’a geri dönmüştür.

İstanbul’da, o yıllarda faaliyete geçen Türkçülük ile ilgili derneklerin hemen hemen hepsinin kurulmasında büyük emeği olan Akçura, Türk Yurdu Cemiyeti’nin yayın organı olan ve 1911-1917 yılları arasında müdürlüğünü yaptığı “Türk Yurdu” dergisindeki faaliyetleri ile dikkat çekmiştir. Akçura, ayrıca, Türk Derneği ve Türk Ocağı’nın kurucuları arasında yer almıştır.

Harbiye’de, Medresetü’l Vâizîn’de, İstanbul Dârülfünunu ve Deniz Lisesi’nde öğretmenlik yapan Akçura, Rusya’daki Müslüman Türk-Tatar Halklarını Koruma Komitesi üyesi sıfatıyla İsviçre’deki Milletler Konferansı’na katılmıştır. 1917-1919 yılları arasında Osmanlı Hilâliahmer (Kızılay) Cemiyeti delegesi olarak Batı Avrupa ülkeleriyle Rusya’da faaliyetlere katılmıştır.

1919 yılı sonlarına doğru İstanbul’da İngilizler tarafından tutuklanan Akçura, 1920 yılında serbest bırakıldıktan sonra evlenmiştir. Milli Mücadele’ye katılmak üzere Anadolu’ya geçmiştir. İlk önce Maarif Vekâleti’nde, daha sonra da yedek kurmay yüzbaşı olarak Kazım Karabekir’in karargahında görev almıştır. Cumhuriyetin ilanından sonra Atatürk’ün yakın çevresinde yer alan Akçura, İstanbul mebusu olarak 1924’te Meclis’e girmiştir. Ölünceye kadar Meclis’teki yerini koruyan Akçura, Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti’nde çalışmış, 1932 yılında ise yeni adı Türk Tarih Kurumu olan cemiyetin başkanlığına seçilmiştir. Öte yandan, İstanbul Üniversitesi’nin yeniden kuruluşunda Yakınçağ Siyasi Tarihi profesörü olarak da görev yapmıştır.

Avrupa’daki tahsili sırasında Türk kültürü ve tarihi üzerine okuduğu eserlerle kazandığı bilgiler sayesinde siyasi ve fikri sahada milliyetçilik ile Türkçülüğü benimseyen Akçura’nın; Türk tarihi ve Türkçülük, Osmanlı tarihi ve Yakınçağ Avrupa tarihinin siyasi, sosyal ve ekonomik meseleleriyle ilgili yazdığı pek çok makalenin yanı sıra “Üç Tarz-ı Siyaset”, “Muasır Avrupa’da Siyasi ve İçtimai Fikirler ve Fikrî Cereyanlar” ve “Siyaset ve İktisat Hakkında Birkaç Hitabe ve Makale” gibi eserleri bulunmaktadır.

Akçura’nın diğer önemli eserleri arasında “Ulûm ve Tarih (Kazan 1906)”, “Üç Haziran Vak’a-i Müessifesi (Orenburg 1907)”, “Eski Şûrâ-yı Ümmet’te Çıkan Makalelerimden (İstanbul 1911)”, “Osmanlı Saltanatı Müessesâtı Tarihine Dair Bir Tecrübe (Bilgi Mecmuası, İstanbul 1913)”, “Mevkufiyet Hâtıraları (1. bs., Kazan 1907; 2. bs., İstanbul 1930)”, “Rusya’daki Türk-Tatar Müslümanlarının Şimdiki Vaziyeti ve Emelleri (İstanbul 1914)”, “Şark Meselesine Ait Tarih-i Siyasî Dersleri (İstanbul 1928)”, “Osmanlı Devleti’nin Dağılma Devri (İstanbul 1940; Ankara 1985” ve “Ta Kendim yahut Defter-i Âmalim (İstanbul 1944)” gibi eserler yer almaktadır.

Yusuf Akçura, 11 Mart 1935 tarihinde geçirdiği kalp krizi sonucu İstanbul’da hayatını kaybetmiştir. Akçura’nın naaşı Edirnekapı Mezarlığı’na defnedilmiştir. Yusuf Akçura’nın evliliğinden Tuğrul ve Ülken adlı iki çocuğu olmuştur.

Türkçü grup şehitleri unutmadı