Haberler
Giriş Tarihi : 09-03-2021 18:30   Güncelleme : 09-03-2021 18:37

Kılıçdaroğlu'ndan Erdoğan'a Aşı Yanıtı: Sıram Geldi Onun İçin Aşı Oldum, Allah Akıl Fikir Versin

CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, TBMM’de partisinin grup toplantısında konuştu.

Kılıçdaroğlu'ndan Erdoğan'a Aşı Yanıtı: Sıram Geldi Onun İçin Aşı Oldum, Allah Akıl Fikir Versin

Kılıçdaroğlu, konuşmasına başlamadan önce CHP’ye katılan İstanbul Milletvekili Cihangir İslam’a rozetini taktı.

Grup toplantısına 8 Mart Kadınlar Günü dolayısıyla Kadın Kolları Genel Başkanı Aylin Nazlıaka ve kadın MYK’sının milletvekili olmayan üyeleri de katıldı. Kılıçdaroğlu’nun kadın hakları ile ilgili yaptığı konuşma sırasında, sık sık "Kadın, Yaşam, Özgürlük" sloganları atıldı.

Kılıçdaroğlu’nun konuşmasından öne çıkanlar şöyle:

Erdoğan eline almış mikrofonu. Prompterdan kopmuş, Kimden bahsedecek, doğal olarak benden bahsedecek. ‘Ey ana muhalefet partisinin başındaki adamcağız, sen ne zamandan beri devletin aşılarını parayla sattığını söylüyorsun?’ Hiç öyle bir şey söylemedim. Devam ediyor, ‘Bu ne utanmazlıktır.’ Yalan söyleyenler utanırlar, ben yalan söylemedim, asla öyle bir laf da söylemedim. Bu kişi devleti yönetiyor. Devam ediyor; ‘Sen vatandaş Kemal diye söylüyordun ‘sıra bana gelirse aşı olacağım’ diyordun, neden gidip aşı oldun?’ E sıram geldi de onun için aşı oldum. Allah akıl fikir versin ne diyeyim. İşte bu zihniyetle devleti yönetiyor.

LEVENT GÜLTEKİN SALDIRISI

Levent Gültekin, hepimizin tanıdığı bir gazeteci, televizyon yorumcusu, dün akşam saldırıya uğradı. Saldırıya tepki veren öncelikle 2 kadın. Onları tebrik ediyorum. Bir gazetecinin düşüncelerini açıkladı diye tehdit edilmesi, dövülmesi kabul edilemez. Gazeteciye kalkan her el, demokrasiye kalkmış demektir. Olaya böyle bakmak lazım. Kendisi ‘son zamanlarda sürekli tehdit alıyordum, kendimden daha çok memleketim adına üzülüyorum’ diyor. İnsan Hakları Eylem Planı’nın açıklandığı bir ortamda hala bu saldırılar oluyor ve saldırıyı yapanlar bir şekilde elini kolunu sallayarak sokaklarda geziyorsa bu eylem planının bir şeye yaramadığı belli oluyor.

İSMAİL DÜKEL - MÜYESSER YILDIZ DAVASI

Müyesser Yıldız, İsmail Düker. İkisi de ceza aldılar. Özellikle Müyesser Hanım uzun süre cezaevinde kaldı. Olmayan belgeden ve olmayan devlet sırrından ötürü yargılandılar ve mahkum edildiler. Eylem planının açıklanmasından hemen sonra böyle bir tablo ortaya çıkması acı. Asıl sorgulanması gereken rütbeli olan birisinin kara kuvvetleri istihbarat başkanlığına getirilmesidir ve bunun FETÖ’cü olarak itirafçı olmasıdır. O rütbeyi kim getirdi, kim ona bu makamı tahsis etti? Gazetecilerle uğraşacağınıza bu konularla uğraşın. Birlikte mücadele edeceğiz. Buradan bütün gazeteci arkadaşlara, kalemini satmayanlara selam gönderiyoruz ve diyoruz ki: Siz kaleminizi satmadığınız sürece kimi eleştirirseniz eleştirin biz her zaman yanınızda olacağız. Bizim özgür medyaya ihtiyacımız var.

İnsan Hakları Eylem Planı hazırlandı, uzun uzun okundu. Biz de biliyorduk ki bu eylem planı bir şey doğurmayacak. Az önce örneklerini verdim. Şehir Üniversitesi vardı, ciddi bir akademik kadrosu, öğrencileri var. Biz kapatıyoruz dediler, Marmara Üniversitesi’ne devrettiler. Kimse mağdur olmayacak dediler. Ama Cumhurbaşkanlığı bir kararname yayınladı, çalışanlarla ilgili mülakat yapacağız, başarılı olmayanların işine son verilecek dedi. E hani kimse mağdur edilmeyecekti?

Bir taraftan bunu yaparken öbür taraftan demokrat dünyaya, kendi saygınlığınızı ifade etmek için İnsan Hakları Eylem Planı açıklayacaksınız, buna inanın diyeceksiniz. Biz buna inanmıyoruz bunları yaptığınız sürece.

Ekrem İmamoğlu, Büyükşehir Belediye Başkanı seçildi. YSK’ya talimat verildi, bir grup hâkim seçimi iptal etti ve yeniledi. Dünya tarihinde olmayan bir kararla… Sonunda 15 binlik fark 800 bine çıktı. Ekrem Bey bu süreçte Karadeniz gezisi yaptı. Ordu’dan VIP’den uçağa binmesi gerekirken, izin vermediler. Bir tartışma çıktı. Vali kendisine hakaret edildiği gerekçesiyle şikayette bulundu. Bulunur tabii. Sağlıklı bir yargılama olmalı normalde. Şikayetçi valinin 12 tanığı ikişer kez dinleniyor. Asıl mağdur olan Ekrem Bey’in 10 tanığından 4’ü dinleniyor. Ordu Milletvekilini dinleyeceğiz sizi diyorlar, sonra dinlemiyor. Hemen iddianameler hazırlanıyor. Dosyada iki bilirkişi raporu var, o da dikkate alınmıyor. Eğer İnsan Hakları Eylem Planı uygulanıyor ve muhataplarına ulaşmışsa bu davadan süratle bir beraatin çıkması lazım.

GAZETECİYE KALKAN EL DEMOKRASİYE KALKMIŞTIR

Çok değerli bir sanatçımız Rasim Öztekin hayatını kaybetti. Baş sağlığı diliyoruz, onu unutmayacağımızı da ifade ediyoruz. Levent Gültekin, dün akşam saldırıya uğradı. Saldırıya tepki veren iki kadın. Gerçekten olağanüstü bir şey… Kalemini kiralamaz, kendi düşüncelerini özgürce ifade eder, bir gazetecinin saldırıya uğraması, dövülmesi kabul edilemez. Gazeteciye kalkan her el demokrasiye kalkmıştır. Müyesser Yıldız, İsmail Dükel… İkisi de ceza aldı. Olmayan belgeden ve olmayan devlet sırrından ötürü mahkum edildiler. İnsan Hakları Eylem Planı açıklanmasından hemen sonra böyle bir tablonun ortaya çıkması gerçekten acı. Kalemini satmayanlara, özgünce düşüncelerini ifade eden tüm gazetecilere selamımızı gönderiyoruz. Bizim özgür medyaya ihtiyacımız var.

İNANMA ŞANSIMIZ YOK

İnsan Hakları Eylem Planı hazırlandı. Biliyorduk ki bu bir şey doğurmayacak. Şehir Üniversitesi vardı, kurulmuştu, ciddi akademik kadrosu vardı. ‘Biz burayı kapatıyoruz’ dediler, kapattılar. ‘Kimse mağdur edilmeyecek’ dediler. Cumhurbaşkanlığı bir kararname yayınladı ve ‘çalışanlarla ilgili mülakat yapacağız.’ Hani kimse mağdur olmayacaktı? Oturacaksınız İnsan Hakları Eylem Planı’nı açıklayacaksınız ve sonra bize gelin buna inanın. Bunları yaptığınız sürece inanma şansımız yok.

EYLEM PLANI UYGULANIYORSA, BU DAVADAN BERAAT ÇIKMASI LAZIM

Ekrem İmamoğlu belediye başkanı seçildi, sonra YSK’ya talimat verildi, YSK’daki bir grup hakim seçimi iptal etti ve yeniledi. Dünya tarihinde olmayan bir kararla. 15 binlik fark 800 bine çıktı. Ekrem Bey bu süre içinde Karadeniz gezisi yaptı. Ordu’da vali hakaret gerekçesiyle şikayette bulundu. Şikayetçi valinin 12 tanığı dinleniyor, asıl mağdur olan İBB Başkanı, Ekrem Bey’in 10 tanığından 4’ü dinleniyor. Ordu Milletvekilimiz var, sizi de dinleyeceğiz diyorlar, onu da dinlemiyorlar. İddianameler hazırlanıyor, şimdi olay yargıda. Dosyada 2 bilirkişi raporu var. Eğer insan hakları eylem planı gerçek anlamda uygulanıyorsa bu davadan süratle bir beraatın çıkması lazım. Bunu birlikte göreceğiz.

BUNLAR TEFECİLERE ÇALIŞIR, BİZ EMEĞE ÇALIŞACAĞIZ

Üretim ordusu bizim çiftçilerimiz yani üreticilerimizdir. 6 Nisan’da Erdoğan’ın bir açıklaması var: ‘Çiftçilerimiz ekilmeyecek toprak bırakmayacaktır.’ Ne kadar güzel… Bunu pekiştiren bir açıklama daha var. 15 Nisan’da Tarım ve Orman Bakanlığı’ndan geliyor: ‘Tarlada ürününüz kalmayacak, eğer satamazsanız biz alacağız.’ Peki gereği yapıldı mı? Tam üç toplantıdır söylüyorum. Nevşehir’de, Polatlı’da ürünler ambarlarda çürüdü. Bir devletin saygınlığı, verdiği sözün arkasında durarak ölçülür. Verdiği sözü tutmuyorlar. Size verilen sözü tutmuyorlarsa, sandıkta gerekli dersi vermek zorundasınız. Biz iktidara geldiğimizde meraklanmayın, sizin 210 milyar lira alacağınız var. Faizlerin tamamını sileceğiz. Ana parayı da makul ölçülerde taksitlendireceğiz. Bunlar tefecilere çalışır; biz alın terine, emeğe çalışacağız.

HANGİ GEREKÇEYLE 'KADIN EVDE OTURSUN'

Toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlayarak yola çıkacağız, birlikte başaracağız. Tam 164 yıl önce bir tekstil fabrikasında kadınlar grev yaparlar. Polis baskını olur, kadınlar fabrikaya kapatılır, yangın çıkarak ve 120 kadın yanarak ölür. Daha sonra Birleşmiş Milletler, bugünü Dünya Emekçi Kadınlar Günü olarak kutlanması için ilan eder. Neden kadınlar konusunda toplum ayrışıyor? Çünkü kadınların taleplerini işitmek istemiyorlar. Ben alt alta yazdım, neler ister kadınlar diye. ‘Bizler üretmek istiyoruz ama kayıt dışı değil.’ Bu talep sonuna kadar hakkı mı hakkı. Peki hangi gerekçeyle karşı çıkılıyor? Hangi gerekçeyle ‘kadın sadece evde otursun?’ Kadıköy’de bir kadın önümü kesti. ‘Benim kocam yok, 10 yıldır dulum, benim 4 çocuğum var, Cumhurbaşkanı’na mektup gönderdim, cevap gelmedi, buraya yürüyerek geldim, ben sizden yardım istemiyorum, iş istiyorum.’ Bir kadın, dört çocuğu var, onuruyla çalışmak istiyor. Haklı mı haklı. Sosyal devletin bunu sağlaması gerekiyor mu, gerekiyor. O hakkı teslim edecek olan devleti yönetenlerdir. ‘Cumhurbaşkanı’na 10 tane mektup gönderdim cevap alamadım’, alamazsın ki zaten. Seni duyan var mı yok.

BU VİCDANİ MİDİR, AHLAKİ MİDİR

İŞKUR’dan iş bekleyen üniversite mezunu kadın sayısı 472 bin. İŞKUR’da bekleyen ve iş isteyen 1 milyon 400 bin. ‘Aynı işi yapıyorsak, aynı ücreti almalıyız.’ Yapılan bir çalışma… İkisi de üniversiteyi bitirmiş, erkek yüzde 15 oranında yüksek maaş alıyor. Bu oran ilkokul ve altı yüzde 38. Kadınlar ‘çalışırken iş güvenliği olmalı.’ İş güvenliği yok, olması lazım. Bu talep haklı mı haklı. Bu talebin yerine getirilip getirilmediğini ilgili bakanlık denetleyecek. Bakanlık üstüne düşeni yapmıyor. Kadınlar ayrıca çalışırken örgütlü olmak istiyorlar, ‘sendikalı olursak daha güçlü oluruz’ diyorlar. Kadınlar, ‘madem Anayasa’da sosyal devlet var, neden gereği yerine getirilmiyor?’ Yerel seçimlerde bütün belediye başkanı arkadaşlarıma şu talimatı verdim: Seçildiğiniz beldelerde, yoksul mahallelerden başlayarak kreş yapacaksınız, kadın güvenecek. Onun da sinemaya, tiyatroya gitme hakkı var, kenti görmeye hakkı var. O zaman o çocuğa sosyal devletin her türlü güvenceyi sağlaması lazım. Bu hak yeteri kadar yerine getirilmiyor. O zaman sosyal devlet görevini yapmıyor. Kadın konuk evi veya sığınma evi… Sosyal devletin yapması gereken yapılardan birisi… Kapasitesi 3 bin 548… Bu vicdani midir, ahlaki midir? Bunları anlatıyorum, çünkü bu konuda yüzlerce şikayet geliyor. Bizim belediyemiz yapıyorlar ama büyük sıkıntı var.

NE DEMEK 'İYİ HAL İNDİRİMİ'

Kadınlar kendilerine yönelik şiddetin sonlandırılmasını istiyorlar. 6284 sayılı Kanun var, ama maalesef yerine getirilemiyor. Samsun’daki görüntüleri inanın sonuna kadar izleyemedim. İnsanın vicdanı kabul etmiyor. Sosyal medyanın en büyük yararı bu. Bir görüntü Türkiye’yi salladı. Bir insana bu yapılır mı? Hukukun gereğinin yerine getirilmesi lazım. Kravat takınca ‘iyi hal indirimi…’ Ne demek iyi hal indirimi? Kadınlar toplumsal eşitlik istiyorlar.

DÜN TEKLİF HAZIRLADIK, İMZA ATTIM

Siyasette eşitlik istiyorlar… Neden? Bu ülkede seçme hakkına sahipse, o kadın ‘benim de seçilme hakkım var’ diyor. Ama önüme konulan engellerin kalkması lazım. Siyasi Partiler Yasası’na girmesi için kanun teklifi hazırladık. Teklifi hazırladık, kadın örgütleri ile görüştük. Kadın örgütleri neden yüzde 30, niye 50 yapmıyorsunuz dediler. Yüzde 50 olarak hazırladık. ‘Fermuar sistemi olsun, eşitliği sağlayalım’ dediler. Kadın milletvekillerimiz dün teklifi hazırladılar, ben de imzaladım, TBMM Başkanlığı’na verildi. Orada yeni bir öneri geldi. ‘8 Mart bizim için tatil olsun.’ Bu ne demek? Bu kadınlar demokrasi istiyor demek. Kadının seçme ve seçilme hakkı varsa, önündeki engellerin kalkması lazım. Kadın kollarımız bir uygulama yaptı. Türkiye’nin neresinde olursa olsun, bir kadın bir sorunla karşılaştığında hemen telefon edebilir, bazı barolarla da iş birliği yapıldı ve protokoller imzalandı. Kadın kolları bu konuda üzerine düşen görevi, büyük çalışmayla yerine getirdi.

BU PARAYI BİZ ÖDÜYORUZ

Geçen grup toplantısında demiştim ki, ‘yüzde 90 maliyetle borçlanırsanız ne olur?’ Bir hükümet altın ve döviz üzerinden borçlanıyorsa bunun ağır maliyeti var. İktisat literatüründe buna ‘ilk günah’ deniyor. Sebebi, yabancı para ve altınla borçlanmak. Neden ilk günah? Bunun riski çok yüksek. Türkiye, kendi ülkesinde altın ile döviz ile borçlanmaya başladı. Altın sertifikası çıkardılar. İki yılda yüzde 85 artış var. Kim ödeyecek, devlet. Onun üzerine faizi var. Kendi vatandaşınıza döviz, altın üzerinden borçlanıyorsunuz, çünkü size güvenmiyor. Altın üzerinden borçlanıyorsunuz, dünyanın maliyeti. Biz yüzde 90 maliyet ile borçlanıyoruz. Soru şu: Bu parayı kim ödüyor? Hepimiz. Elektrik düğmesini açtığınız an, dolmuşa bindiğimizde, çocuk bezi alırken, kefen bezi alırken vergi ödüyorsunuz.

İŞTE BU PATRONA GİDİYOR

Örnek vereceğim: 2013 yılında kişi başına gelir, TÜİK rakamı 12 bin 519 dolardı. Milli geliri nüfusa bölüyorsunuz. Geldik 2019 yılına.. 9 bin 42 dolara düşüyor. Her bir vatandaşın geliri 3 bin 477 dolar düşüyor. İşte bu 3 bin 477 dolar, yüzde 90 maliyetle yaptığımız borçlandığımız patrona gidiyor. Elinizi vicdanınıza koyun. Bana güvenmiyorsanız, girer Hazine rakamlarından, TÜİK rakamlarından alırsınız… Oy verdiğiniz tek başına 19 yıl iktidar yaptığınız bir siyasi parti, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının sırtına yüzde 90 maliyetli bir yük getiriyorsa, bu yük nereye kadar çekilir? Ve biz bu yükü çekmek zorunda mıyız? Yoksa sandığa gidip, bu yükü bize verenlere ders mi vereceğiz?

ALLAH AKIL FİKİR VERSİN

Konuşmayı bitirirken keyifle bitirelim. Erdoğan eline almış mikrofonu, prompterdan kopmuşlar. Çıkmış konuşuyor, kimden bahsedecek, benden… ‘Ey ana muhalefet başındaki adamcağız…’ Buyur. ‘Sen ne zamandan beri devletin aşıları parayla sattığını söylüyorsun.’ Ben öyle bir şey söylemedim, ama nereden duydu onu da anlamadım. ‘Bu ne utanmazlık ne vurdumduymazlıktır…’ Ben yalan söylemedim, yalan söyleyenler utanır. ‘Sen sıram gelince aşı olacağım diyordun, niye oldun’ E sıram geldi onun için aşı oldum. Allah akıl fikir versin, işte bu zihniyet devleti yönetiyor.