Edebiyat
Giriş Tarihi : 13-04-2020 20:29   Güncelleme : 13-04-2020 20:29

Sevda Hal İlen Olur

“İnsan bazı şeyleri kendisine ne kadar söylese de başkalarından duyunca farklı olmaz mı? Sana hiç olmadı mı mesela? Yani, biri çok güzel gülüyorsun dediğinde daha güzel gülmeye başlarsın ya

Sevda Hal İlen Olur
“İnsan bazı şeyleri kendisine ne kadar söylese de başkalarından duyunca farklı olmaz mı? Sana hiç olmadı mı mesela? Yani, biri çok güzel gülüyorsun dediğinde daha güzel gülmeye başlarsın ya. Gözlerin ne güzel der birisi, daha başka baktığını hissedersin. Sesine bir övgü gelse, sanki yeni bir şey keşfetmiş gibi olursun. Olmaz mısın yoksa? Olsun, ziyanı yok. Sen yine de hepsini sana söyledim say. Reyhani Baba’yı bilir misin bilmem. “Belki derdimize çare bir çiçek” der ya duymuşsundur belki. Sen çiçek misin, yoksa bahar gelince çıkılan karşı dağ mı emin değilim. Fakat baharı beklemekteyim, bilirim. Bahar, senin gözlerin… Sakın, iltifat sayma. Hakikat say. Yazdıklarım kadar hakikat. Bilmem şu cihanda kaç türkü vardır gözlere değin ama ben bir türkü yazabilsem, senin adını verirdim inan. Hem, sazın telinde gezinirdim aheste. Belki bir yerde yan yana düşer, iki başka telde, aynı parmağa değerdik. Hayal bu ya... Bir seher vakti çalardım kapını, daha uyanmamışken tabiat. Belki kuş sesleri, bir ağaç ardında. Ne derler anlamam, Sultan Süleyman değilim. Yine de bilirim, arzuhaldir. Gönülden gönüle, o sezilmeyen yoldur. Tam üç türküdür, maşuku güldür. Akan bir pınarın başından, evine gelen yoldur. Bir türkü dinlerim şimdi, az sonra bir deyiş okurum. Deyişin bir yerinde, dizenin birinde seni bulurum. Yine dönerim başa, tekrar dinler, tekrar okurum. Sokağından geçmiş de pencerene bakmış sayarım. Ne taş atarım ne ses yaparım. Belki, ayaküstü birkaç kelam ederiz. Sen anlatırsın, ben susarım. Sözüm yok sanma, vardır elbet amma suyun kenarına varıp da su sesini dinlememek olur mu! Bir deniz olsan, tuzuna laf mı ederim? Göl diye düşsem, ah mı ederim? Liman uzakta diye feryat mı ederim? Balığın deryadan geçtiği görülmüş müdür? Yaşın belki benden birkaç azdır ama bu sevda belki bir asırdır vardır. Duvarımda asılan sazdır. Çoktan biraz çok, imkânsızdan biraz azdır. Bey oğlu olmayana zordur. Fakat ne gam! Bütün ağaçlar fırtınalarda kırılsa, sana gelen tüm kapılar kapansa da bu yol, artık mukadderdir. Çok kelam düşmandır. Az sözün peşinde, ben hep ordayım. Bu yollar uzadıkça, inan dardayım. Yine de bir ses etsen, ta uzaktan, vallahi sendeyim, billahi sendeyim. Atalar sözüdür: Sevda dediğin, hal ilen olur.” Mustafa, nağmeyi yazdığı küçük kâğıdı iyice sardı, küçük kardeşine verdi. “Aman ha yakalanmayasın. Olur da görülürsen, altta kalmayasın. Dolaşmaya çıktıydım, buradan geçerim diyesin. Sakın ha sırrı ele vermeyesin.” Hasan başını salladı, nağmeyi alıp kuşağının içine iyice yerleştirdi. Cepkenini giyip yola düştü. Sabah ezanı okunalı belki yarım saat olmuştu. “Güle güle yiğidim” dedi Mustafa arkasından. “Kuşlar kanadın olsun” Veysel Çıtlak