Haberler
Giriş Tarihi : 17-01-2021 15:50   Güncelleme : 17-01-2021 15:50

Tuğrul Türkeş'ten 'Azgın Milliyetçilik' Eleştirisi: Gücü Blöften İbaret

AKP Ankara Milletvekili ve TÜDEV Yönetim Kurulu Başkanı Tuğrul Türkeş, Türkiye'de de kök saldığını ifade ettiği hamaset eksenli bir milliyetçiliği 'azgın milliyetçilik' olarak nitelendirerek buna karşı bir ıslah ihtiyacı hasıl olduğu uyarısında bulunduğu bir yazı kaleme aldı.

Tuğrul Türkeş'ten 'Azgın Milliyetçilik' Eleştirisi: Gücü Blöften İbaret

Türk dünyasının büyük lideri merhum Alparslan Türkeş'in oğlu Yıldırım Tuğrul Türkeş, Yönetim Kurulu Başkanlığı görevini yürüttüğü Türk Devlet ve Toplulukları Dostluk, Kardeşlik ve İşbirliği Vakfı (TÜDEV)'in resmi sitesinde yayımlanan "Azgın Milliyetçilik: 21’inci yüzyılın ilk çeyreğinde Dünya ve Türkiye’deki gelişmeler üzerine” başlıklı bir yazı kaleme aldı.

Milliyetçiliğin tarihsel gelişimini ve yakın tarihteki rolünü izah ile yazısına başlayan AKP Ankara Milletvekili Türkeş, Covid-19 pandemisinin yarattığı küresel tehdidin etkisini ise "Son olarak küresel planda idrak edilen Covid-19 pandemisi de ortaya koymuştur ki, her ne kadar mevcut koşullarda dünya gerçekten de bir “köyü” andırsa da milletler kriz anlarında yine evvelâ kendi milletlerine dönüyorlar ve milletleriyle baş başa kalıyorlar. Birbirinin sıhhî malzemelerine el koyan devletlerden tutun sınırların kapatılmasına, piyasanın “görünmez” denilen elinin avucunu açarak sosyal devletlerden yani aslında ayakta kalmakla mükellef ulus-devletlerden yardım dilenmesine değin her gösterge bu minvaldeki hakikati perçinlemiştir. Dolayısıyla son zamanlarda sıkça duyduğumuz “milliyetçilik yükseliyor” yorumları bu anlamda doğrudur, isabetlidir" satırlarıyla açıkladı.

Bu noktada 'hangi milliyetçilik' sorusunu gündeme getiren Tuğrul Türkeş, yazısına şöyle devam etti:

"Milliyetçiliğin iyisinin iyisiyle mi yoksa kötüsünün kötüsüyle mi karşılaşacağımızın hiçbir garantisi bulunmuyor. Vaziyet buyken, Türk milliyetçilerinin de kendi entelektüel hazırlıklarını yapmaları, geçmişte olduğu gibi “tarihi gerileticilerden” değil, “tarihi ilerleticilerden” olmanın kavgasını vermeye yönelik bir anlayışla kuşanmaları elzemdir."

Azgın Milliyetçilik: Türkiye'de de Kök Salan Hamaset Eksenli Milliyetçilik

"Etnik yahut kültürel bir “anti” tasavvur üzerinden kurgulanan hiçbir milliyetçiliğin varacağı nokta müspet olmaz, olamaz. Etnik köken-din-mezhep üçlüsü üzerinden bir “karşıtlık” zemininde yükselmek isteyen milliyetçilikler hüsrana uğramaya ve dahi hızlıca yere çakılmaya mahkûmdur. Tarih de akıl da sağduyu da böyle diyor.

Bu istikamette kısır popülizme, pratikte hiçbir karşılık üretemeyen kaba sloganlara ve salt hamasetten beslenmeye muhtaç bir milliyetçilik şablonunun dünya genelinde alan kazandığı aşikârdır.

Maalesef ki Türkiye’de de bu tip hamaset eksenli bir milliyetçiliğin – ki ben buna “azgın milliyetçilik” demeyi uygun görüyorum – sosyolojik tabanda kök salmaya yakın olabileceği tehlikesini görüyorum.

İçi tamamıyla boş, programsız ve dolayısıyla da “Tarihin Davetine” icabet edebilecek olgunluktan çok uzak bu formatın çağa yön vermek şöyle dursun çağı yakalaması bile mümkün değildir."

"Milliyetçiliği İnternet Devrimlerinin Rüzgârlarıyla Yeni Bir Bilinçlenme Evresi Bekliyor"

"Başlangıçta da değindiğim üzere çağdaş anlamda siyasallaşmış milliyetçilik, sanayi devrimlerinin içine doğup onları geliştirebilmiştir. Şimdi milliyetçiliği internet devrimlerinin rüzgârlarıyla yeni bir bilinçlenme evresi bekliyor.

Şüphesiz burada da – tıpkı geçmişte tezahür ettiği gibi – kötücül etkileri olan sürümler de olacaktır ve vardır. Ancak maharet – en azından Türkiye özelinde – Türk milliyetçiliğinin kurucu ruhuna bağlı kalmak suretiyle onun müspet etkilerini günümüze taşımaktır.

Covid-19 salgını belki 10 yıla yayılacak bir değişimi, bir devrimi kısa bir süre zarfinda kompakt ve hızlandırılmış bir şekilde önümüze koydu.

Nasıl ki 19’uncu yüzyılda sanayi devrimleri toplumların çalışma organizasyonlarını, alışkanlıklarını ve düşünce tarzlarını tepetaklak ettiyse, 21’inci yüzyıl da aynı şekilde hepsini değiştirecektir ve değiştirmektedir.

Dolayısıyla milliyetçilik, bilhassa da Türk milliyetçiliği, devrimlerin içinden süzülüp biçimlenecek yeni koşullardan mülhem meydana gelebilecek bilimsel, teknolojik, sosyo-ekonomik ve kültürel sorunlar çözülüp genel ilerlemenin hizmetine nasıl verilir bunun üzerinden düşünmeli ve davranmalıdır."

"Azgın Milliyetçiliğe Karşı Yeni Bir Metot ve Islah İhtiyacı"

"Ulus-devletlerin hâlâ canlı bir tarihsel kategori olduğu son salgınla birlikte mühürlenmiştir. Bu anlamda her milletin, kendi başına ürettiği bilim kadar, ürettiği teknoloji kadar, ürettiği sebze-meyve kadar, ürettiği egemenlik kadar özgür olabileceği anlaşıldı.

Söz konusu başlıklarda duraksamak ve planlama yapmak yerine, Türkiye’de Kürtler üzerinden ayrımcılık güden, Alevîler üzerinden mezhepçilik örgütleyen, Hristiyanlar ve diğer azınlıklar üzerinden dışlayıcılık geliştiren ve/veya Avrupa’daki popülist üstüncülüğün farklı bir varyantı üzerinden hesaplar yapan bir milliyetçilik, Türk milliyetçiliği olamaz. Olsa olsa, “azgın milliyetçilik” olur.

Toplum tabanında bu yönde birtakım düşünce kusurlarının, kimi reflekslerin olması, azgın milliyetçiliğe karşı yeni bir metot ve ıslah ihtiyacını ortaya çıkarmıştır.

19 ve 20’nci yüzyıllarda Türk milliyetçiliğini “Türk milliyetçiliği” yapanların arasında Kürtlerin, Arnavutların vb. farklı etnik köklerden insanlar olageldiği unutulmamalıdır. Yine inançlı-inançsız, Sünnî-Alevi (veya Caferi) ve hatta bazı Hristiyan ve Musevîlerin de Türk milliyetçiliğinin fikrî omurgasının oluşumunda izi, emeği ve alın teri vardır."

"Türk Milliyetçiliği Yarını Düşlemek ve Onu Hedeflemektir"

"Azgın milliyetçilik bilime aykırıdır. Teknolojik dönüşümü kötüye kullanır. Her şeyin ötesinde bilginin, bilgi birikimin karşısında ve muhalifidir. Azgın milliyetçiliğin mahir olduğu tek şey şiddetli yıkımdır. Oysa Türk milliyetçiliği; “yapmak” üzerinedir; “inşa etmek”, “kurmak” ve “çözmek”tir. Yarını düşünmek ve onu hedeflemektir.

Dünya, Batı’sı ve Doğu’suyla yeniden uçurumların kenarında duruyor. Devrimleri kaldırabilecek olanlar var, kaldıramayacak olanlar var. Devrimleri hayra kullanacaklar var, şerre kullanacaklar var.

Türk milliyetçiliğine ve milliyetçilere düşen görev, tıpkı geçtiğimiz yüzyılın bu dönemlerindeki gibi, kendi özgün modelimizi örmek ve tarihin çarklarını geleceğe doğru döndürenlerden olmaktır.

21’inci yüzyıl “distopyan” olarak tanımlanıyor. 20’nci yüzyılda ideolojiler ve ütopyalar vardı. Bu yeni dönemde acımasızlık, azgınlık ve vahşilik ise “bireyselcilikten” kaynaklanıyor.

“Siber Punk” akımı sinema, bilgisayar oyunları ve çizgi filmlerle yeni nesilleri şekillendiriyor. Ve bu akımda “Robin Hood” vb. örnek-iyi kahramanlar yok. Birbirine şiddet uygulayan ve şahsî çıkarını önceleyen tipler mevcut.

Bizim; milliyetçi-muhafazakar insanlar olarak, Türk milliyetçileri olarak dünyanın karşı karşıya olduğu bu çılgınlıktan ve kötü gidişattan insanlarımızı, milletimizi hatta imkân olsa bütün insanlığı korumamız/kurtarmamız gerekiyor."

"Ben Filizlenen Bu Azgın Milliyetçiliğe Karşıyım"

"Bu nedenle açıkça ifade ediyorum ki; ben filizlenen bu azgın milliyetçiliğe karşıyım.

Gerçek milliyetçiler olarak biliyoruz ki, azgın milliyetçiliğin gücü blöften ibarettir. Sözleri ve hareketleri palavradır.

Azgın milliyetçiliğin hiçbir fikrî derinliği bulunmaz. Yarının Türkiye’siyle ilgili hiçbir fikri yoktur. Sözü de hareketi de salt kaba kuvvettir. Bu nedenle de milleti temsil edemez.

21’inci yüzyılın ilk çeyreğini idrak ettiğimiz bu dönemde çağın değiştiğinin de idrakiyle dünün dogma ve kötü örnekleriyle insanımıza iyi bir gelecek temin edemeyiz.

Bizler, milliyetçi ve muhafazakar insanlar olarak, hedefimizin “isyan vadisine” sevk edilmiş bütün kesimleri anlamak ve kucaklamak ve de kazanmak olduğunu kavramalıyız.

Bu yepyeni çağda kendi sadeliğimizi ve tarihten gelen özelliklerimizi muhafaza etmeliyiz.

Batı’dan ve hatta dünyanın hiçbir yerinden doğan kötü uygulamaları “çağdaş” aldatmacasıyla sahiplenmemeliyiz.

Hedefimiz ve öncelikli görevimiz, yarının dünyasında çağın gereklerini içselleştirerek Büyük ve Güçlü Türkiye’yi ihya etmeye çalışmaya devam etmektir."