Türk Dünyası
Giriş Tarihi : 21-03-2021 18:43   Güncelleme : 21-03-2021 19:08

Uluslararası Af Örgütü, Birbirinden Koparılan Uygur Türkü Ailelerin Kabusuna Dair Bir Rapor Yayımladı

Uluslararası Af Örgütü'nün yeni araştırmasında, Doğu Türkistan'daki devlet “yetimhaneleri”nde esir tutulan Uygur çocukların sürgündeki aileleri yer aldı.

Uluslararası Af Örgütü, Birbirinden Koparılan Uygur Türkü Ailelerin Kabusuna Dair Bir Rapor Yayımladı

Uluslararası Af Örgütü, kendisi yurtdışına çıkıp çocukları Çin’de kalan ebeveynle görüştü. Çocuklarıyla iletişimleri tamamen kesilen ve “yeniden eğitim” adı verilen gözaltı kamplarına gönderilme tehdidiyle Çin’e geri dönemeyen ebeveyn, Af Örgütü’ne yaşadıkları süreci anlattı. Rapora konu edilen çocukların bazıları henüz beş yaşında. Rapora buradan erişebilirsiniz: Kırık Kalpler ve Hayatlar: Birbirlerinden Koparılan Uygur Ailelerinin Kabusu

Uluslararası Af Örgütü Avustralya, Kanada, İtalya, Hollanda ve Türkiye’de yaşayan sürgündeki altı Uygur aile ile görüşmeler gerçekleştirdi. Uygurlara ve diğer Müslüman azınlık gruplara yönelik baskıların yoğunlaştığı 2017’den önce Çin’den ayrılan aileler, çocuklarının yanlarına gelmesinin engelleneceğini hiç düşünmemişlerdi.

Uluslararası Af Örgütü Çin Araştırmacısı Alkan Akad konu hakkında yaptığı açıklamada, “Çin’in Sincan’da (Doğu Türkistan'da) acımasızca sürdürdüğü toplu gözaltı uygulaması aileleri katlanılmaz bir duruma soktu. Çocukların tutulduğu yerden çıkmasına izin verilmiyor, ancak aileler de çocuklarıyla ilgilenmek için ülkeye geri dönmeye çalıştıklarında zulüm ve keyfi gözaltı ile karşı karşıya kalıyor” dedi. Akad, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Görüştüğümüz ebeveynlerin üzücü tanıklıkları, çocuklarından ayrılan Uygur ailelerin yaşadığı ızdırabın yalnızca dış yüzü. Çin Hükûmeti Sincan’daki (Doğu Türkistan'daki) insafsız politikalarına son vermeli ve ailelerin baskıcı bir kampa gönderilme kaygısı duymadan bir an önce çocuklarına kavuşabilmesini sağlamalıdır.”

2017’den bu yana bir milyon veya daha yüksek sayıda kişinin Doğu Türkistan'da güya “eğitim yoluyla dönüştürme” veya sözde “meslekî eğitim” merkezleri şeklinde ifade edilen toplama kamplarında keyfi şekilde gözaltında tutulduğu tahmin ediliyor. Bu toplama kamplarında tutulan kişiler, siyasî telkin ve zorla kültürel asimilasyon da dâhil çeşitli biçimlerde işkence ve kötü muameleye maruz bırakılıyor.

Alkan Akad, “Yurt dışındaki Uygurlar çoğunlukla Çin’deki yakınlarına misilleme yapılabileceği endişesiyle kendilerine ve ailelerine yönelik insan hakları ihlallerini kamuoyuna açık bir biçimde anlatmaktan çekiniyor. Bu zorluklara rağmen görüştüğümüz aileler, yakın zamanda çocuklarına kavuşmalarına faydası olur umuduyla hikayelerini paylaşmaya karar verdi” dedi.

Çocuklar, İtalya’ya Ulaşmak için Tehlikeli Yolculuklara Çıkıyor

Mihriban Kader ve Ablikim Memtinin adlı ebeveyn, polis tarafından taciz edilmelerinin ve pasaportlarını vermeye zorlanmalarının ardından 2016’da Doğu Türkistan'dan İtalya’ya kaçtı. Dört çocuklarını geçici olarak büyükanne ve büyükbabalarına emanet ettiler ancak kısa bir süre sonra büyükanne bir toplama kampına götürülerek esir edildi, büyükbaba ise polis tarafından sorgulandı.

Mihriban, Uluslararası Af Örgütü’ne şunları söyledi, “Diğer yakınlarımız, anne ve babamın başına gelenlerden sonra çocuklarıma bakmaya cesaret edemedi. Kamplara gönderilmekten korktular.”

En küçük üç çocuk, Doğu Türkistan'ın dört bir yanında, ebeveyni zorla gözaltı kamplarına, cezaevine veya diğer gözaltı merkezlerine gönderilen çocuklara barınma sağlamak -ve fikir aşılamak- için kurulan ve “yetim kampı” adı verilen merkezlere gönderildi. En büyük çocukları ise gözlem ve gözetim altında tutulmak üzere bir yatılı okula yerleştirildi.

Mihriban ve Ablikim İtalya’dan çocukları ile iletişime geçemedi fakat 2019’da İtalya Hükûmetinden çocuklarını yanlarına getirebilmek için bir izin belgesi aldılar. Yaşları 12 ile 16 arasında değişen dört çocuk Şangay’daki İtalya Konsolosluğu’na ulaşmak için yalnız başlarına Çin’de yolculuk yaptı ancak polis çocukları alı koydu ve onları yetimhaneye ve yatılı okula geri gönderdi.

“Çocuklarım şu an Çin Hükûmetinin elinde ve ben onları bir daha görebilecek miyim, bilmiyorum” diyen Mihriban, sözlerini şöyle sürdürdü:

“En çok acı verense çocuklarım için artık anne-babaları yokmuş gibi olması; sanki biz öldük ve onlar yetim kaldı.”

Başka bir vakada, Ömer ve Meryem Faruh, polisin pasaportlarını teslim etmelerini istemesinin ardından 2016 sonlarında Türkiye’ye kaçtı. Beş ve altı yaşlarındaki iki çocuklarını büyükanne ve büyükbabalarına bıraktılar çünkü o tarihte henüz seyahat belgelerini alamamışlardı. Daha sonra yakınlarının toplama kamplarına götürüldüğünü öğrendiler ve o günden beri çocuklarıyla ilgili hiçbir bilgi alamadılar.

Ömer, Uluslararası Af Örgütü’ne şunları aktardı:

“En az 1594 gündür kızlarımızın sesini duyamıyoruz. Eşim ve ben, acımızı burada bizimle olan diğer çocuklarımızdan saklamak için yalnızca geceleri ağlıyoruz.”

İnsan Hakları Gözlemcilerinin Erişimi Hayatî Önemde

Sincan’da (Doğu Türkistan'da) aileleri birbirinden ayıran trajedi, Çin’in ‘terörle mücadele’ adı altında Uygurları ve diğer Müslüman etnik grupları kontrol ve telkin etme çabalarının insanlık dışı olduğunu gösteriyor” diyen Alkan Akad, sözlerini şöyle sonlandırdı:

“Çin, Müslüman azınlıkların özgürce ülkeden çıkma ve geri dönme haklarını sınırlandıran tüm uygulamalara son vermelidir. ‘Yeniden eğitim’ adı verilen tüm siyasî kampları kapatmalı ve burada tutulan herkesi derhal, koşulsuz ve önyargısız biçimde serbest bırakmalıdır.”

Uluslararası Af Örgütü, Çin Hükûmetini, Birleşmiş Milletler (BM) insan hakları uzmanlarının, bağımsız araştırmacıların ve gazetecilerin bölgede ne olup bittiğini soruşturmak üzere Doğu Türkistan'a tam ve sınırsız erişimini sağlamaya çağırıyor.

Uluslararası Af Örgütü ayrıca diğer hükûmetlere, ülkelerinde bulunan Uygurlar, Kazaklar ve Çin'de oturan diğer etnik azınlıkların çocuklarının nerede tutulduğunu öğrenebilmeleri, onlarla iletişim kurabilmeleri ve bir araya gelebilmeleri için gerekli desteği sağlamak üzere mümkün olan tüm adımları atma çağrısında bulunuyor.