Gümrükte Truva Atı: AB - Mercosur Anlaşması Türkiye'ye Neler Kaybettirecek?
Avrupa Birliği (AB) ile Güney Amerika’nın önde gelen ülkeleri Brezilya, Arjantin, Uruguay ve Paraguay’dan oluşan Mercosur bloku arasında 25 yıldır süren pazarlıklar, bu yılın başında atılan imzalarla yeni bir boyuta taşındı.
700 milyonluk bir pazarı kapsayan bu devasa serbest ticaret hamlesi, Türkiye'nin ekonomik ve stratejik hesaplarını da doğrudan sarsacak bir potansiyele sahip. Zira Türkiye için AB-Mercosur Anlaşması, Gümrük Birliği’nin prangaları altında yeni bir kayıp anlamına geliyor.
İmza aşamasına dek AB’nin bu anlaşmaya itiraz eden üyeleri –başta Fransa olmak üzere– çevresel standartlar ve yerli çiftçinin korunması gibi gerekçeler öne sürerken, madalyonun öteki yüzünde ise Türkiye'nin ekonomik çıkarları yer alıyor.
Asimetrik İlişkinin Faturası
Güney Amerika’nın tarım ve hayvancılıktaki güçlü yapısı anlaşma kapsamında Avrupa’nın sanayi ürünleriyle takas edilirken; Türk milleti masada olmadığı bir anlaşmanın faturasını yüklenme riskiyle karşı karşıya kalacak.
Türkiye’nin bu süreçteki en büyük açmazının, 1996’dan beri süregelen ve artık anakronik bir hal alan Gümrük Birliği (GB) düzenlemesi olduğu görülüyor. O dönemde Tansu Çiller’in, Avrupa Birliği’ne fiili üyelik gibi lanse ettiği ve iç politikada oy tahviline dönüştürmeye çalıştığı Gümrük Birliği, aslında normal şartlarda bir ‘geçiş süreci’ olarak tasarlanmıştı. Bugün gelinen noktada Brüksel’in üstenci ve küstah yaklaşımı, AB'ye tam üyeliğin önüne sadece set çekmekle kalmamış aynı zamanda Türkiye’nin elini kolunu bağlayan stratejik bir prangaya dönüştürmüştür.
Türkiye’siz Anlaşma, Türkiye’ye Açılan Pazar
AB-Mercosur Anlaşması da Türkiye için tam anlamıyla bu prangaya eklenen yeni bir zincir niteliği taşıyor. Türkiye, AB’nin üçüncü ülkelerle imzaladığı her serbest ticaret anlaşmasında (STA), kendi pazarını bu ülkelere otomatik olarak ve gümrüksüz açmak zorunda kalıyor.
Öte yandan AB’nin anlaşma yaptığı Mercosur ülkelerinin, Türkiye’ye aynı kolaylığı sağlama yükümlülüğü bulunmuyor. Bu durum, Arjantin veya Brezilya mallarının Türkiye’ye sıfır gümrükle girmesi, buna karşın Türk ihracatçısının bu ülkelere mal satarken yüksek gümrük duvarlarıyla karşı karşıya kalmasına sebep oluyor.
Avrupa sanayisi ile Güney Amerika tarım ve hayvancılık sektörleri arasında kurulan bu mekanizma, söz hakkı olmayan Türk milleti, ortaya çıkacak ekonomik yükle baş başa kalabilir.
Brüksel’de alınan ekonomik kararlara uymak zorunda kalan ancak bu kararlara itiraz etme yetkisi bulunmayan Türkiye, AB’nin fiili bir “ticari uydusu” konumuna sürüklenme riskiyle karşı karşıya bulunurken, AB-Mercosur anlaşması bu riski somutlaştırma potansiyeli taşıyor.
Türkiye, Gümrük Birliği’ni acilen revize etmediği veya bu tek taraflı bağımlılığı kırmadığı sürece, küresel ticaret pastasından pay almak yerine, pastanın kendisi olmaya devam edecek. Egemen bir devletin kendi gümrük duvarlarını yönetememesi, sadece ekonomik bir kayıp değil, aynı zamanda milli güvenlik meselesi olarak görülmelidir.
Türk Çiftçisinin Tabutuna Son Çivi
Zaten yıllardır yanlış tarım politikaları, artan girdi maliyetleri ve planlama eksikliğiyle can çekişen Türk çiftçisi için Mercosur anlaşması, adeta bir "idam fermanı" niteliği taşıyor.
AKP iktidarının ithalata dayalı, yerli üreticiyi korumaktan uzak ve ranta odaklı tarım politikaları Türkiye'de tarımsal üretimi büyük ölçüde dışarı bağımlı hale getirip, halkın alım gücü sınırlarını zorlarken, hayvancılıkta ise durum daha da vahim durumda.
Saman ve canlı hayvan ithalatında yıllardır rekor üstüne rekor kırılırken, AB-Mercosur Anlaşması ile Güney Amerika'dan gelecek olan "sözde ucuz ve endüstriyel" sığır eti ile tahıl akınını eklediğimizde, yerli besicinin ve çiftçinin rekabet etme şansının tamamen ortadan kalkacağı öngörülüyor.
Güney Amerika’da düşük maliyetle ve çoğu zaman AB standartlarının dahi altında üretilen hayvansal ürünlerin, Gümrük Birliği kanalları üzerinden Türkiye pazarına girmesi halinde, Erzurum’daki besicinin ve Konya’daki buğday üreticisinin zaten zor olan koşullarının daha da ağırlaşması kaçınılmaz olarak görülüyor. AB–Mercosur Anlaşması kaynaklı haksız dış rekabet karşısında Türk çiftçisi ve yerli hayvancılığın korunmaması, gıda güvenliğini zayıflatırken, orta ve uzun vadede gıda fiyatlarındaki artış ve dalgalanmaların vatandaş üzerindeki etkisini artıracak bir tablo ortaya koyuyor.
Ekmeğinin ve etinin fiyatı Güney Amerika’daki üretim ve sevkiyatlara endekslenen Türk’ün sofrasında, gıda güvenliği ve dışa bağımlılık hayati tehditler olarak öne çıkacak.
AB-Mercosur anlaşması, Türkiye için bir uyarı fişeğidir. Türk vatandaşlarının cebindeki paranın alım gücünden, tabağındaki yemeğin güvenliğine kadar her noktayı etkileyecek olan bu gelişme karşısında Türkiye, pasif izleyici konumundan çıkmalıdır.
Gümrük Birliği'nde kısıtlı revizyon, vize serbestisi gibi havada kalan vaatlerin ötesinde, AB ile ticaretin asimetrik yapısını düzeltecek görüşmeler bir an önce başlatılmalı, tarım ve hayvancılıkta acil bir "Milli Koruma Kalkanı" oluşturulmalıdır. Aksi takdirde, Avrupa’nın sanayi ürünlerini Güney Amerika’ya satabilmesi için Türkiye’nin tarımı ve pazarı "rüşvet" olarak masaya sürülmeye devam edecektir.