Azerbaycan Halk Cumhuriyeti’nin kurucusu ve Milli Şura Başkanı Mehmet Emin Resulzade, vefatının 71'inci yıl dönümünde Türk Dünyası'nda rahmet ve saygıyla yâd ediliyor.
6 Mart 1955 tarihinde Ankara’da hayata gözlerini yuman Resulzade, ömrünü "müstakil bir Azerbaycan" idealine adamış bir Türk devlet adamı olarak tarihteki yerini koruyor.
Resulzade, modern Azerbaycan Türklerinin milli kimliğinin oluşmasında oynadığı büyük rol ve hayatı boyunca bağımsızlık ile toplumun aydınlanması için yürüttüğü çalışmalarla Azerbaycan tarihine derin izler bıraktı.
İstiklal Yolunda Bir Ömür
1884 yılında Bakü yakınlarındaki Nevahı köyünde doğan Resulzade, genç yaşlarından itibaren siyasi ve edebi faaliyetleriyle ön plana çıktı.
Mayıs-Aralık 1918 arasında Azerbaycan Millî Şûrası Başkanı olarak görev yaptı. O dönem, yalnızca Kafkasya'nın değil tüm Türk-İslam coğrafyasının kaderinin yeniden yazıldığı bir dönemdi. 28 Mayıs 1918'de Millî Konsey, Azerbaycan Halk Cumhuriyeti'nin kuruluşunu resmen ilan etti; 4 Haziran 1918'de ise Azerbaycan ile Osmanlı Devleti arasında imzalanan dostluk ve iş birliği anlaşmasına Azerbaycan adına imza attı.
Kızıl Sovyet işgalinin ardından vatanından ayrılmak zorunda kalan Resulzade, mücadelesine Avrupa ve Türkiye’de devam etti. "Azerbaycan davasını" dünyaya duyurmak için çok sayıda eser kaleme alan Resulzade, 1947 yılında Bakanlar Kurulu kararıyla Türk vatandaşlığına alındı. Aynı yılın Eylül ayında Türkiye'ye döndü ve Ankara'ya yerleşti. Hayatının son dönemini burada geçirdi. 1949'da Ankara'da kurulan Azerbaycan Kültür Derneği'nin fahri başkanlığına getirildi; 1 Nisan 1952'de ise günümüzde de yayımlanmakta olan Azerbaycan adlı dergiyi çıkarmaya başladı.
"Azerbaycan... Azerbaycan... Azerbaycan..."
6 Mart 1955’te Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi hastanesinde vefat etti. Resulzade son nefesinde de "Azerbaycan... Azerbaycan... Azerbaycan..." sözleriyle ebediyete kavuştu.
Resulzade’nin mirası, bugün sadece Azerbaycan’da değil, tüm Türk Dünyası'nda hürriyet ve bağımsızlık sembollerinden biri olarak kabul ediliyor. Özellikle meclis kürsüsünden dile getirdiği ve bir vecizeye dönüşen o meşhur sözü, bugün de güncelliğini koruyor:
"Bir kere yükselen bayrak, bir daha inmez!"








