Habertürk TV Genel Yayın Yönetmeni Mehmet Akif Ersoy’un odağında olduğu soruşturma ve Ersoy başta olmak üzere gerçekleştirilen tutuklamalar, Türkiye'de medya tarihinin bugüne dek görülmüş en büyük skandallarından birini ülkenin gündemine yerleştirdi.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında Mehmet Akif Ersoy'un “uyuşturucu madde kullanılmasına yer ve imkân sağlamak”, “eve gelen kadınlara uyuşturucu madde temin etmek” ve “birden fazla kişiyle birlikte ilişki yaşanan ortamlar oluşturarak çevresine menfaat sağlamak” iddialarıyla tutuklanması, sadece gazetecilik mesleğini değil, Türkiye’de geleneksel medyanın köklerine işlemiş çürümeyi de tartışmaya açtı.
Savcılığın sevk yazısında yer alan iddialar, bir kişinin gücünü kötüye kullanmasının ötesinde, geleneksel medyanın belirli katmanlarında oluşmuş “kayırmacılık, baskı ve bağımlılık ilişkileri ağına” işaret ediyor.
Bu tablo, özellikle ABD’de yıllarca siyasetten Hollywood’a kadar geniş ilişkiler ağına sızmış Jeffrey Epstein dosyasını hatırlatan yönleriyle dikkat çekiyor: Asimetrik güç ilişkisi üzerinden kişisel menfaat ve istismar, gayri ahlaki ilişkiler ve sistematik örtbas iddiaları…
Her Devrin "Gazetecileri"
O dönemde adı HDP olan Kürtçü DEM Partilileri Habertürk'te "yayına almamakla" övünen fakat AKP-MHP-DEM ortaklığında yürütülen "ikinci çözüm süreci"nin başlamasıyla PKK’lı teröristlerin tahliyeleri gündeme geldiğinde Türk milletine parmak sallayarak,
“Bu insanların topluma kazandırılması gibi zorlu bir süreç var önümüzde. Herkesin kullandığı dile dikkat etmesi gerekiyor.”
demeyi ihmal etmeyen Mehmet Akif Ersoy'un şok edici iddialarla tutuklanması, Türkiye'de geleneksel medyanın ne kadar kirlendiğini bir kez daha gözler önüne seriyor.
Bugün, 11 Aralık tarihinde tutuklanan Mehmet Akif Ersoy'un yanı sıra Habertürk Dış Haberler Editörü Elif Kılınç da dahil olmak üzere çok sayıda isim de savcılık talimatıyla gözaltına alınmıştı. Savcılığın sevk yazısında dikkat çeken ifadeler şunlar:
Kendi konutlarında uyuşturucu madde kullanılmasına kendi konutlarında yer ve imkan sağladıkları',
'Eve gelen kadınlara uyuşturucu madde temin ettikleri',
'İkiden fazla kişiyle birlikte cinsel ilişki yaşadıkları'
'Çevresindeki kadınları bu şekilde ilişkiye sokarak ilerleyen süreçte kendilerine ve çevrelerine sektörel ve maddi anlamda menfaat sağladıkları'
‘Habertürk Emekçileri’ Hesabının Anlattıkları
Soruşturma sonucunda Mehmet Akif Ersoy'un tutuklanmasından çok önce, geçtiğimiz Ekim ayında X’te (eski adıyla Twitter) “Habertürk Emekçileri” adlı hesap tarafından paylaşılan iddialar, Ersoy’un odağında olduğu Habertürk’teki huzursuzluk ve rahatsızlıkların aslında çok daha önce su yüzüne çıkmaya başladığını gösteriyor.
"Habertürk Emekçileri" ismini taşıyan hesaptaki vahim iddialar ise şu şekilde:
- Mehmet Akif Ersoy'un ilişkide olduğu kadınların ekran yüzü yapılması,
- Kanal içinde Ersoy'un kurduğu yapı dahilinde oluşturulan “ayrıcalıklı zümre”,
- Ersoy'un güç asimetrisine dayalı menfaat ilişkilerine dayalı yapının parçası olmayı reddettikleri için işten atılan çalışanlar,
- Üst düzey yönetimin bu ilişki ağından haberdar olmasına rağmen hiçbir adım atmaması.

Söz konusu hesabın paylaşımlarındaki iddialara göre kanaldaki pek çok isim, Mehmet Akif Ersoy ile ilişkileri nedeniyle ekran yüzü yapılmış veya kayırılmış durumdaydı.
Eski Spiker N.K.’nin Açıklamaları: Ülkeyi Terk Etmek Zorunda Kaldım
Skandalı daha da görünür kılan kritik adımlardan biri, kanaldan ayrılan eski spiker N.K.’nın kamuoyuna yaptığı açıklamalar oldu.
Habertürk'ten istifası sonrası bir yıl boyunca işsizlikle mücadele ettiğini ve daha sonra Türkiye’den ayrılmak zorunda kaldığını belirten N.K., Mehmet Akif Ersoy'un sistematik tacizine uğradığını iddia ederek şu ifadeleri kullandı:
"Herkes neden bu zamana kadar sustun diyor. Önce buna bir açıklık getirmek isterim. Birincisi kendimi asla güvende hissetmiyordum. Ne yaparsa yapsın başına bir iş gelmediğini gördüğümüz karanlık, derin bir adamdı.
İkincisi o dönemde evliydim. Korumam gereken bir ailem ve eşim vardı. Bu durumdan birine bahsetmem mümkün değildi."
Mehmet Akif Ersoy'un tacizlerine uzun süre maruz kaldığını dile getiren N.K., ifadelerini şöyle sürdürüyor:
"Gelelim ne olup bittiğine. Uzun süredir devam eden bir taciz süreci vardı. Genel yayın yönetmeliğine getirilir getirilmez de ekrandan almakla tehdit etmeye başladı. En sonunda da ya bu iş böyle olur ya da oturur masada haber yazarsın dediği için istifa edip kanaldan ayrıldım.
O gün bana bu cümleyi kuracağını bilseydim kesinlikle o odaya telefonum ses kaydını başlatarak girerdim. Sonrasında herkese, "Editörlük yapmamı istedi ve kabul etmedim. O yüzden işten ayrıldım" dedim. Mevzu benim dışımda ayyuka çıkınca yavaş yavaş yakın çevreme bu durumdan bahsetmeye başladım."
"Endamını Masanın Arkasına Saklamışlar"
N.K.'nın devam eden anlatımı, karşı karşıya olduğu tacizin ve Mehmet Akif Ersoy'un güç istismarının boyutlarını ve ne derece pervasızlaştığını da açıkça ortaya koyuor.
"Sabanın 5'inde 'Endamını masanın arkasına saklamışlar, yönetmene söyle LED'in önüne geç' diye mesaj atan Genel Yayın Yönetmeni olabilir mi?
Ben utanarak yazıyorum, kendisi zira utanmıyordu. Bu mesajı attığında üstümde etek vardı. LED'in önüne geçmemi isteme sebebi de buydu."
Kimin Himayesindeydi?
Tüm bu iddiaların ve tutuklama kararının ortasında sorulması gereken sorular giderek çoğalıyor. Mehmet Akif Ersoy ve "uyuşturucu bağımlılığı ve çarpık ilişkilerle bezeli menfaat zinciri" onca iddia ve mağdura rağmen bu zamana kadar nasıl örtbas edildi?
Ersoy'u kim ya da kimler himaye etti? Medya kulislerinde ve kamuoyunda yankılanan en önemli soru işareti, bu denli vahim suçlamaların odağındaki bir ismin, faaliyetlerini bu kadar pervasızca sürdürmeyi nasıl başarabildiğiydi.
Mehmet Akif Ersoy vakası, bu yönleriyle tek bir kişinin çarpık ilişkileri ve bağımlılıklarının çok ötesinde, Türkiye'de geleneksel medyanın derinliklerine işlemiş çürümenin en net göstergesi olarak ön plana çıkıyor.
Panzehir: Bağımsız Medya
Savcılığın tutuklama istemi içeren sevk yazısı, eski çalışanların ve mağdurların anlatımlarıyla birleştiğinde, geleneksel medya yapılarının kirli siyaset, maddi menfaat ve gayri ahlaki ilişkiler ağı tarafından ne denli kuşatıldığını gösterirken, bu kirlenmeye karşı tek panzehirin bağımsız gazetecilik olduğu gerçeğini bir kez daha kanıtlıyor.
Tüm zorluklara rağmen TamgaTürk gibi yalnızca okurlarının desteğiyle ayakta duran ve büyük Türk milletinin sesinden başka bir sese kulak vermeyen medya kuruluşlarının yaşamaya devam edebilmesi, milli egemenliğin ve bağımsız düşüncenin korunması adına büyük önem taşıyor.
Büyük Türk milletinin vicdanını ve hakikat arayışını temsil eden bağımsız mecralar, Türkiye’de medya bağımlılıklarının ve çarpık ittifakların yarattığı körlüğe karşı temiz, ahlaklı ve milletin değerlerine bağlı gazeteciliğin hâlâ nefes aldığını gösteren en somut dayanışma örneğini teşkil ediyor.








