SEKÜLER MİLLİYETÇİLİK -I[1]
TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİNE GÜNCEL – RASYONEL YOL ve YORDAM ÖNERİSİ
GİRİŞ:
Türk budun yok bolmazun tiyin, budun bolcun tiyin…[2]
Umay’ın bu en sevgili kızını, Peştun yahut Arap sürülerine cariye etmeyeceğiz.[3]
Laik Türkiye Cumhuriyeti’nin 10.yılı Nutkunda şayak kalpaklı Bozkurt, başbuğu olduğu devletinin vizyonunu/hedefini Türk milleti ve dünyaya şöyle ilan ediyordu:
… daha çok ve daha büyük işler yapmak mecburiyetinde ve azmindeyiz. Yurdumuzu dünyanın en mâmur ve en medenî memleketleri seviyesine çıkaracağız. Milletimizi en geniş refah vasıta ve kaynaklarına sahip kılacağız. Millî kültürümüzü muasır medeniyet seviyesinin üstüne çıkaracağız.
Bu vizyon, geçmiş asırların gevşetici zihniyetine göre değil, asrımızın sürat ve hareket mefhumuna göre düşünülmelidir diyerek misyon/yordam belirleyen Atatürkümüz, milletimizin yüksek karakterini, yorulmaz çalışkanlığını, fıtrî zekâsını, ilme bağlılığını, güzel sanatlara sevgisini, millî birlik duygusunu mütemadiyen ve her türlü vasıta ve tedbirlerle besleyerek inkişaf ettirmek millî ülkümüzdür, diyerek de Türkün izlemesi gerekli -askerce terminolojiyle – sevk ve tâbiye’sini imliyor, amaca sevk edecek yolun temel sâiki/motivasyonunu şu cümlede ilan ediyordu: Türk milletinin yürümekte olduğu terakki ve medeniyet yolunda, elinde ve kafasında tuttuğu meşale, müspet ilimdir.
Türk devlet ve milletinin yazılı kaynaklar vasıtasıyla takip edilen tarihi boyunca; birçok defa inhitat/çöküş ve inkıraz/son bulma dönemleri yaşadığı bir vâkıa/realitedir. Yine bir realitedir ki, Türk milleti, inhitat ve inkıraz evrelerinde soylu, vizyoner başbuğlar ve düşün adamları ile, munkariz Türk devlet ve milletinin “ittihat ve terakki”si için Türk budun ertin, ökün uyarısında bulunmuşlardır.
M.Bahadırhan Dinçaslan da taşın altına elini koyanlardan. Türk milliyetçiliğinin mevcut durumuna yönelik tesbitlerinin ardından, aynı ülküye konjonktürel ve rasyonel vizyon/yol ve misyon/yordam belirliyor. Atatürk Cumhuriyeti talebesi olduğu içindir ki teori ve pratiği, geçmiş asırların gevşetici zihniyetine göre değil, değil; 21. Yüzyıl’ın sürat ve hareket mefhumuna göre belirliyor.
Bunun içindir ki Dinçaslan, Türk Milliyetçiliği perspektifinin ayırt edici vasfını seküler sıfatı ile özgeleştiriyor.
Önceden belirteyim ki, bu yazı bir tenkid/critique/eleştiri değil; bir değerlendirme yazısı olup dile getirilenler yazıyı yazanın algısının kapasitesi ile doğru orantılıdır. Ve bir bitig neşredildiğinde artık bitigen’in değil kamunundur, kamunun insaf ve idrakine terk edilmiştir.
Bitig elimde bitik hâle evrilirse Dinçaslan’a şu kahkaha-i ye’s hem câiz hem vâcibdir:
Ben ne yazdım sen ne fehm ettin aceb efsanedir
Vâhibü’l âmâl müzdâd eylesin iz’ânını
I. Teoride Seküler Milliyetçilik
Maksadı gitmektir birliğe doğru
Millî düşünceye dirliğe doğru
Gökalp – Kızıl Elma
Etiam si omnes, ego non proloğu ile birazdan okuyacaklarımızın gelenekselleşmiş milliyetçi retorikten farklı olacağı hissine kapılıyoruz. İlerleyen sayfalarda görüyoruz ki, “tek kitabı olan insanlardan ürken” bir yazarın yeni bir literatür denizine yelken açmıştır. Millet Olma Hali ve Gerekliliği bölümünde millet kavramının belirleyici vasıfları kabul edilen: din, dil, etnisite parametrelerini yeniden kolaçan ediyor Dinçaslan. Çünkü ona göre; etnisite, ulus, millet, gibi kavramlara dair düşünecek bir Türk milliyetçisi, gördüğü yahut fark ettiği ile ifade edebildiğinin uyuşmadığını görecektir. (SM 1, s.33)
Halk-Ulus-Uruk-Milliyet- Millet dizgesini ve aralarındaki nüans farklarını yeniden açıklarken bu ve benzeri kavramlara karşı “gard alma”yı öneriyor Dinçaslan. Yahut o önermiyor da, bahsedilen kavramlara ezbere ve/veya pas tutmuş öğretiler ile yaklaşmamak gereğini duyuyorsunuz. “Milletin Evrimi ve Gerekliliği” derken Darwin; bu başlık altında değişen iklim koşulları, salgın hastalıkları ve göç ile milletlerdeki başkalaşımlardan - DNA’ları da yazısına konuk ediyor – bahsederken Mendel çağrışımları oluyor zihinlerde.
a. Tarz-ı selefe takaddüm ettim / Bir başka lügat tekellüm ettim
Takdir buyurulur ki; “Yelkenler Dikilecek”, “Günlerden Ağustos Aylardan Cuma” marşları, tesbih, sert bakış, pençeli tokalaşma ve kafa tokuşturma; okunmamış Ziya Gökalp – Ömer Seyfettin’in yalnız isimden ibaret mevcudiyetleri, Atsız fenomeninin gölgesinde bina okuyan Milliyetçi müktesebat, “değerli büyüklerden dinlemekle” hakkında malumat sahibi olunan 1944 davaları dışında yeni bir kütüphanenin kapısı açılıyor.
Yalnız bu motivasyonun aşırılığından mıdır, yoksa farklı milletlerin sosyal-politik, demografik niteliklerini irdelemekten midir nedir (Anglosaxonlar, İrlandalılar, Romalılar…) yerli literatürü es geçmiş Dinçaslan.
b. Gün gelür kudemâyı yâd eyleyeler / Fırsat-ı sohbeti ahbâb ganimet bilsün
Dinçaslan, hâlihazırdaki Türk milliyetçiliğinin marazlı yapısını yeri geldikçe eleştirmekte ve fakat Türk milliyetçiliğinin hiç değilse güvenlikçi değil varoluşçu refleks ile kültürel bir nosyonla ortaya çıktığına değinmeliydi. Milliyetçi idealin geçmişine ve ustalarına -sürecin muhasebesi namına – bir projektör tutmalıydı. Dinçaslan, özgün ve özgü bir retorik kullanmakla sanki (en azından ilk ciltte) x kuşağını yakalamak ister gibi ve fakat Türk milliyetçiliğinin hüdayınâbit bir aksiyon olmadığı, kurucusu ve temsilcisinin Devlet Bahçeli; ebedî yetkili kurumunun da MHP olmadığı gençlerin kulağına çıtlatılmalıydı. En azından Dinçaslan’ın 1.cildin sonuna seçme bir literatür eklemesi -ustalara selam bâbında- şık olurdu. “Netekim” çalışmada ne Ziya Gökalp[4], ne Ağaoğlu[5], ne Ömer Seyfettin[6], ne Akçura[7], ne Niyazi Berkes[8], ne Mustafa Akdağ[9] ve hatta fikirlerine katılmasa da / katılmasak da (antitezleri göstermek adına) Cemil Meriç, Nureddin Topçu, Hilmi Ziya Ülken gibi fikir işçilerine değinilmeliydi.
NOTA BENE: Benim gibi, ömrübillah teorisi ile pratiği birbirini tutmayan bir okur-yazar- uyur-gezer Kemalist/SekülerTürk milliyetçisi de işte böyle isimlere takılır. Engüşt-i hata uzatma öyle / beş beytine bir nazire söyle itirazını getirenlere; Kaşgarlı Mahmut’un Araplara yaptığı: Türklere derdini anlatabilmek ve kendini dinletmek istiyorsan onların dili ile konuşmaktan başka çare yoktur, gözdağını siper edinip zevahiri kurtarırım.
c. Gel beraber hatmedelim bu gam-âlûde kitabı
Dinçaslan, çalışmasının 1. Bölümü olan kimlik – millet olma hâli ve milliyetçilik olgularının oluşumu bölümünde/ fasıldan önceki mukaddimesi ile / adı geçen kavramlara dair tesbit ve tahlillerde bulunarak 2.bölümdeki tezleri için tarlayı ekmeye hazır hâle getiriyor. Okur olan ben, tam “ne zaman mesele bize evrilecek?” derken, Dinçaslan 70.sayfa itibari ile yerli bağlama yatay bir geçiş yapıyor: Dmitry Orlov’un Rus çöküşünden hareketle, çöküşün beş safhasını anlattığı kısım, çalışmanın ilk içselleştirdiğim, geçmişimize flashback yaptığım kısım oldu.
Orlov’un Sovyet Rusya için sıraladığı hüsranın beş safhası: Finansal çöküş, Ticarî çöküş, Siyasî çöküş, Toplumsal çöküş, Kültürel çöküş, fragman tadında yaşadığımız bir realiteyi hatırlattı bana. (SM 1, s..70).
Dinçaslan, bu sayfa itibari ile şuurunun diline kırbaç da ekliyor, bu beş safhanın toplamının yarattığı tahribatın “millet olma inancındaki çöküş”ün yaratacağı tahribata denk gelmeyeceğini belirtmekte. 1918’lerde millet olarak gayrının mülkü olmaya ramak kalmışken / milleti olmayan Osmanlı devleti batarken / inançlı bir avuç Türk subayı, çoğu zaman zorla ve halkın nefretini kazanarak bu süreci tersine çevirip yeni devlet, yeni sosyete, yeni vatan yaratabildiler çünkü. (SM 1, s. 71)
Mistisizme hiç de prim vermeyen (ne primi, görüldüğü yerde boynu urula! diyen) Dinçaslan’ın Millî Mücadele’ye hayranlık ve hayretle “mucize” demesinin sebebi de bu:
Millî Mücadele bu yüzden mucizevî bir başarıdır: İnsanların savaşmak için istekleri olmadığı gibi nedenleri de yoktu. (Yakup Kadri’nin Yaban’ındaki Türk dediğin Haymana’da yaşar, elhamdülillah biz Müslümanız diyen köylüsü geldi aklıma).
Atatürk’e saygı duruşunun boyunlara borç olmasının bir sebebi/ en büyük sebebi belki bu değil midir: Ümmetten Millet, Cemaatten Cemiyet yaratması. Gel gör ki Dinçaslan, Millet’ten Ümmet’e, Ümmetten Millete geri sayım yapılan bir süreçte yazdığının bilincinde olarak, geleceği idealize etmek nâmına yeni bir ecclesia’nın inşasına çağırıyor derdi olanları.
d. Gördün mü bu vâdi-i kemîni / Divan Yolu sanma bu zemîni
İşte Türk milliyetçiliğinin başat rolü, bu ikinci kiliseyi her çöküş anında yeniden inşa edebilecek imkânı, zekâyı, birikimi ve teoriyi haiz… iyi çalışır, iyi düşünür, iyi bir vatandaş olan Temiz Türkler /Ak Budun (Beyaz Türkler manasında).
Anlıyorsunuz ki Dinçaslan, inkıraz ve inhitat anlarında, birikim ve deneyimlerinden ihtiyat akçesi gibi yararlanıp “sathı müdafaa eden” zinde kuvvetler yaratmanın bekaa sorunu olduğu inancında. Katılıyorum.
Şuurlu bir millet bilincinde olmayanlar, Dinçaslan’ın muzip analojisi ile: Komşusunu, aşiretinin yahut mezhebinin farkından ötürü büsbütün yabancı gören, küçük etnik yahut getto kimliklerine hapsedilmiş bir şekilde “ağalık” rejimiyle yaşayan yığınlar bunu nasıl yapabilir? (SM 1, s.81) Bu sebepledir ki, “muhafaza”dan değil, “inşa”dan yana Dinçaslan. İnşa etme işlevini önemsediğim için milliyetçiyim (SM 1, s.131) diyen Dinçaslan’ın çağrısı/ütopyası Bir Millet Yaratmak oluyor böylece. Vasatının şuurlu, temiz Türklerle mücehhez ve müteşekkil olan bir hür ve demokrat bir Millet. (Ağaoğlu’nun kulakları çınlasın)
Hür ve Demokrat sıfatlarının postmodern hermenötik zırvalarla laçkalaştığının bilincinde olan Dinçaslan bu sıfatlara IV. Bölümün 119 ve 136.sayfalarında şerh de düşüyor. (woke uykusuna dalmamak için ertin, ökün babında wake up! diyor.) Hürriyet ve demokrasi olgularının postmodern über liberallerce kişiliksiz, aidiyetsiz, hedefsiz yığın foseptiği; yalnız dili ile “milli iradeye” iman eden yönetici çevrelerin ve bağlı ve bağımlılarınca da çoğunluk diktatoryası demokrasinin yegâne getirisi hâline dönüşmemesi için teyakkuz halinde bulunulmasını sağlık veriyor:
Nasıl bir demokrasi? İnsanın insanı dengelediği, iktidarın karşısında zinde güç olan kurumlarının bulunduğu, yasalarının muhtemel kriz anlarında dahi demokrasinin işleyebilesini sağladığı dinamik ve reaksiyoner bir demokrasi. (SM 1, s.131)
Tabii bu müstakbel ve mutasavver demokrasi talebi neşv ü nema için iyi insan, iyi vatandaşın, Dinçaslan’ın deyimi ile Temiz Türklerin mevcudiyetini gerekli kılıyor. Kitap, bir teori kitabı olduğu için hedefin/vizyonun ilk yapı taşı (istinad duvarı): Temiz Türkler. Çünkü niteliği esas alan Demokrasi, ancak nitelikli insanlar üzerine inşa edilir. Bu inşa süreci / “adam yaratma” süreci tamamlanınca diyeceğiz: Onlar Kalabalık, Biz Yükseğiz.
Niceliği esas alan Demokrasi’nin akıllı bir azınlığı, akılsız bir güruhun boğazladığı bir mezbaha olduğu bittecrübe sabittir. Böyle coğrafyalarda yalnız tekbir ile değil; oy sandığı ile de kafalar koparılabiliyor zira. Milli İradenin Gücü Adına!
Dinçaslan’ın, V. Bölümde Turancılık’a dair izlediği usül, Gaspıralı’nın Dilde – Fikirde – İşte Birlik ile mottosu ile özdeş. Gökalp’in 1918 sonrası revize edip adını mefkûrevî vatan koyduğu Turan Ülküsü için Dinçaslan (anladığım kadarıyla) Şangay Beşlisi yahut BRICIS gibi tek milletli Türk Ulusları Birliği öneriyor. Gayet rasyonel bir teklif.
II. Kitabın "En"leri
Önce söz vardı fehvasınca, ben, nerde hikmetli söz görsem mal bulmuş mağribi gibi sevinir, ezberime almaya çalışır, sohbetlerde, mukteza-yı hal ve makama göre “kendi malım gibi” kullanırım.
Seküler Milliyetçilik 2 kitabında 1.cilde göre malzeme daha çok - (ironi ve analoji açısından da) Bahadırhan Bey, olur da bu satırları okur ve hadi lan ordan ukala dümbeleği demezse, Seküler Milliyetçilik 2’yi ayrı bir dosyada değerlendireceğim. Hoş... dese de değerlendireceğim, demese de gerçi.
Bu kitaptan seçtiğim güzide tümceler:
- Sovyetler Birliği, sosyalist vasıtayla emperyalist imparatorluğunu pekiştiren Rusya’nın perdelemesinden ibarettir. Bu yüzden Sovyetler Birliği değil, Sovyet Rusya. (SM 1, s.69)
- Emeksiz, çilesiz, azimsiz bir hayat insanoğluna mutluluk getirmez. En koyu mümin dahi, hiçbir çabanın, hırsın, çilenin olmadığı bir cennet fikrini, içten içe cehennemden daha korkutucu bulur. (SM 1, s.123)
- Samimi duygularla dolu devrik cümleler şiir; sürekli tekrarlayan melodiler üzerine olur olmaz sözleri hiçbir ses güzelliğiniz olmadan okuduğunuzda müzik yapmış oluyorsunuz. (SM 1, s.140)
- Sovyet bakiyesi üzerinde hâlâ “büyük sanayi” var, söz gelimi uçak yahut roket endüstrisi çok güçlü ancak beyaz eşya yahut ev aletleri teknolojisi ve piyasası aynı manzarayı göstermiyor. Çünkü bunun için bir neden yok: Çünkü rekabet yok. Demek, teknolojik gelişmenin de piyasanın “birey lehine” gelişmesinin de temel dinamiği rekabet. (SM 1, s.153)
- Sosyalistlerin şu sıralarda en büyük uğraşları, sosyalizmi mümkün kılmak değil; sosyalist kimliği devam ettirebilmek. (SM 1, s.154)
- Hukuk, ancak güçlü orta sınıf varsa işleyebilir ve muktedirlerin kendilerine meşruiyet devşirdiği bir aparat olmaktan kurtulur. (SM 1, s.158)
- Muhafazakârlık, etik ve bilimsel süzgeçten geçmiş değerlerin korunmasını sağlamak anlamına geldiğinde iyi bir menziledir. Ancak mevcut değerler bu süzgeçten geçmiyor ve olumsuz neticeler doğuyorsa, milliyetçilik reformist hatta ihtilalci olabilir.
(Dinçaslan, “devrim” gibi mefhumu tam karşılayan Türkçe kelime yerine bozulmak, çözülmek anlamı da olan Arapça ihtilal kelimesini tercih ediyor. Bir müktesebattan gelmenin yıkılması zor ezberleri var.)
- Nâmık Kemâl: Attila İlhan:
Zâlim olsa ne rütbe, bî-pervâ gönül mahzun
bünyâd-ı zulmü yine biz yıkarız ay karanlık
Merkez-i hâke atsalar da bizi yıldızlar gözden nihân olsa da
Kürre-i arzı patlatır da çıkarız. arşı ferşi ışıktan titretecek
bir aydınlık imkânıyız biz
İki şiir arasındaki sözlük farkı değil perspektif farkına dikkat çekmek isterim. Namık Kemâl’inki feveran eden Galata külhanbeyi meydan okuması; Dinçaslan’ın tercih ettiği Attila İlhan dizeleriyse alacakaranlıkta ümide inanan idealist manifestosu. Birinde mübalağa birinde ölçülülük; birinde “her ne olursa olsun” resti birinde “şimdi böyle ama…” farkındalığı; birinde Nef’î tilmizliği birinde Ahmed Arif duyarlılığı ve dizgesi… İkisi de samimi, inançlı ve idealist.
Sıralayalım olumlu sıfatları: İdealist, samimi, inançlı, ümitli, ölçülü.
Temiz Türkler, bu esmalarla müsemma olacaklar umarım.
SONUÇ:
Saat 02.59. Aradım 1. ciltte ama bulamadım. Oysa altını çizmiştim. Galiba 2.ciltte.
SAYGIN ve NEŞELİ BİR HAYAT diyor bir yerde Dinçaslan.
Ya hu ne iç ısıtıcı ve insanca bir dua.
Ne için varız ki hayatta? Karakter ve emeğimizin istiabı kadar Saygın ve Neşeli bir hayat.
That’s the question!
To be contiuned
Hüseyin Bülent Oskay
[1] M. Bahadırhan, Dinçaslan. Seküler Milliyetçilik 1, 3.baskı, Yenisey Kitap, Ankara 2023, 196 s.
[2] Orhun Abideleri, hzl: Muharrem Ergin, 27.baskı, Boğaziçi Yayınları, İstanbul 2001, Bilge Kagan Yazıtı, Doğu Cephesi: 10.satır.
[3] M. Bahadırhan, Dinçaslan. Seküler Milliyetçilik 2, Liberus Yayınları, İstanbul 2024, s.153.
[4] YKY’den 2007’de ilk baskısını yapan, Yusuf Çötüksöken ve diğerlerinin hazırladığı enfes Ziya Göklap 1 kitabını, bu satırlara gözü tesadüf edenlere öneririm. Ne hikmetse bu çalışmanın 2.cildi yapılmadı.
[5] Ağaoğlu’nun Üç Medeniyet, Ben Neyim, Serbest İnsanlar Ülkesinde kitapları, genç Cumhuriyete liberal katkı kabilinden de olsa bugüne dair izdüşümleri de olan özgün çalışmalardır.
[6] Türk mütefekkirlerinin (gerçek niteliği ısrarla izah edilmediği için) teammüden cinayetine uğrayan Ömer Seyfettin’in millet bahisli düzyazıları bugün dahi güncelliğini yitirmemiştir. Hele “Efruz Bey” bugün dahi “Türkiyeli Ilıklar”a nanik yapmakta, postmodern şapşallığa belki kurgu düzeyindeki ilk tokattır.
[7] Aksiyoner Türk milliyetçiliğinin Gökalp’ten sonra en velud yazarıdır ki yayın yönetmeni olduğu ve uzunca bir etüdünün de bulunduğu Türk Yılı 1928 kollektif çalışmasını çok mühimserim.
[8] Üstadın 200 Yıldır Neden Bocalıyoruz? (Türk Düşününde Batı Sorunu), kanaatimce yanlış anlaşılan Kemalizm’i ve “Batılılaşma” olgusunu Türk milleti gerçeğinden hareketle fikir emeği veren çok değerli mütefekkirlerimizden biridir. Dinçaslan’ın kitabında, müthiş bir dejavu yaşadım mesela. Dinçaslan, 162.sayffada diyor ki: Batı’nın sömürgesi / dalkavuğu olmamak için, Batılılaşmalıdır. Berkes de, Mayıs 1975’te kaleme aldığı Türk Düşününde Batı Sorunu / 200 Yıldır Neden Bocalıyoruz? Kitabında şöyle diyor: Bir toplum, Batı uygarlığının ayakları altında param parça olmuş geleneksel düzen kurallarını yeniden kutsallaştırdıktan sonra kapılarını ardına kadar açsa, Batı uygarlığını içeri buyur etse bile o uygarlık, o toplumun gene malı olmaz. Olsaydı, geleneklerine sarılan sömürgeleşmiş ülkelerin Türk toplumundan daha modernleşmiş olmaları gerekirdi. (…) Bunun içindir ki Atatürk’ün Batı anlayışı sadece “tek dişi kalmış canavar” anlayışı olmamıştır. Onunla savaşırken ona dönmek, aynı zamanda ona değişik gözle bakmak demektir. O da ne Batı uyduculuğu, ne de Batı düşmanlığı yoludur. Çıkar yol, Batıcılığı Batı’dan bağımsızlık yönüne; ulusçuluğu devrimcilik yoluna çevirmededir. (Berkes, 1975:286-295)
[9] Türkiye’nin İktisadî ve İçtimaî Tarihi tesbit ve tahlilleri ile Türk milliyetçilerine geniş bir perspektif katacaktır.









Hüseyin Bülent Oskay'ın kalemi çok kuvvetli ve kendini okutuyor. Kitabı zevkle okumuştum. Şimdi ise farklı bir bakış açısıyla tekrar okumuş gibi oldum. Umarım yazılarının devamı gelir de burada okuruz.
Hüseyin Bülent hoca, derin kültürel birikimi ile güçlü tahlil yeteneği olan bir “Temiz Türk” portresidir. Kalemine sağlık.
Hocam kaleminize sağlık.