Uygur diasporası ve 52 sivil toplum örgütü, kızıl Çin'in 1 Temmuz 2026'da yürürlüğe giren "Etnik Birlik ve İlerleme Yasası"nı sert bir dille kınayarak uluslararası topluma yasaya karşı somut adımlar atma çağrısında bulundu.
Ortak açıklamada, "Etnik Birlik Yasası" olarak da anılan soykırımı meşrulaştırma yasasının teknik bir idari tedbir olmadığı, aksine zorla asimilasyonu hukuki zemine oturtan bir araç olduğu belirtildi. Açıklamada, yasanın Çin ulusunu Çin Komünist Partisi (ÇKP) ile özdeşleştirdiği, etnik gruplardan ise kendi kimliklerini terk ederek Parti'ye, "Han" tanımlı "anavatan"a ve "Çin Karakteristikli Sosyalizm"e bağlılık göstermelerini talep ettiği ifade edildi. Bu kapsamda Türk, Tibetli, Moğol ve diğer Çinli olmayan kimliklerin ancak Parti tarafından tanımlanan tek bir Çin ulusuna dahil edildikleri ölçüde var olmalarına izin verildiği savunuldu.
Açıklamada, yasanın Mandarin'i eğitim dili olarak dayattığı, Uygur Türkçesi, Tibetçe ve Güney Moğolca'nın eğitimden ve kamusal yaşamdan dışlandığı, dinin "sinizasyonu"nun zorunlu hale getirildiği ve ebeveynlerle öğretmenlerin çocukları kendi kültürleri yerine ÇKP'ye bağlılık temelinde yetiştirmeye zorlandığı iddia edildi. Bu uygulamaların, kitlesel toplama kampları, kültürel ve dinî yıkım ile çocukların ailelerinden zorla ayrılması gibi politikaların devamı niteliğinde olduğu öne sürüldü.
Bildiride özellikle yasanın 63. maddesine dikkat çekildi. Söz konusu maddenin, Çin anakarası dışında yaşayan kişi ve kuruluşların "etnik birliği ve ilerlemeyi baltaladıkları" gerekçesiyle Çin hukuku kapsamında sorumlu tutulabileceğini öngördüğü belirtilerek, bunun Pekin'in sınır ötesi yargı yetkisi iddiasını yasal zemine taşıdığı savunuldu. Açıklamada, bu düzenlemenin sürgündeki Uygur Türkleri, Tibetliler, Moğollar ve Çinli muhaliflere yönelik ulusötesi baskıyı meşrulaştırdığı öne sürülürken, hükmün yalnızca diasporayı değil, diğer devletlerin egemenliğini ve hukukun üstünlüğünü de doğrudan etkilediği ifade edildi.
Ortak açıklamada ayrıca, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiseri Volker Türk'ün 15 Haziran 2026'da İnsan Hakları Konseyi'nin 62. oturumunda yasanın dil, eğitim, din, kültür, ifade ve toplanma özgürlükleri üzerindeki kısıtlamaları derinleştireceği uyarısında bulunduğu ve yasanın iptalini istediği hatırlatıldı. Avrupa Parlamentosu'nun da 30 Nisan 2026'da kabul ettiği kararla düzenlemeyi kınadığı ve bunun etnik kimliklerin sistematik biçimde bastırılmasını artıracağı yönünde görüş bildirdiği aktarıldı.
Açıklamada, uluslararası toplumdan şu taleplerde bulunuldu:
BM insan hakları mekanizmalarının yasanın uygulanmasını ve sınır ötesi etkilerini resmen izlemesi, raporlaması ve Pekin'e yasayı geri çekmesi için baskı yapması,
Hükûmetlerin yasayı kamuoyu önünde kınaması, Pekin ile yapılan ikili ve çok taraflı görüşmelerde gündeme getirmesi ve kendi ülkelerinde yaşayan Uygur, Tibetli, Moğol ve diğer diaspora topluluklarını yasanın sınır ötesi uygulanmasına karşı koruyacak mekanizmalar oluşturması,
Parlamentoların yasayı kınayan kararlar alması ve düzenlemenin hazırlanması ile uygulanmasında rol oynayan kişi ve kurumlara yönelik hedefli tedbirleri değerlendirmesi,
Sivil toplum kuruluşlarının Uygur Türkü, Tibetli ve Güney Moğol topluluklarıyla dayanışma içinde hareket ederek ulusötesi baskı vakalarını belgelemesi ve risk altındaki kişilere destek sağlaması.
Açıklamanın sonunda uluslararası topluma, "Etnik Birlik ve İlerleme Yasası"nın iptali için anlamlı ve somut adımlar atma çağrısı yapıldı.
Ortak bildiriye Dünya Uygur Kongresi'nin yanı sıra Amerika, Kanada, Türkiye, Avustralya, Almanya, Japonya, Kazakistan, Kırgızistan, İsveç, İsviçre, Norveç, Belçika, Avusturya, Finlandiya ve diğer birçok ülkede faaliyet gösteren toplam 52 Uygur sivil toplum kuruluşu ve insan hakları örgütü imza attı.








