Haberler
Giriş Tarihi : 12-01-2021 17:31   Güncelleme : 12-01-2021 17:31

Zizi Papacharissi ile Söyleşi: Erişim Özgürlüğü mü, Fikir Özgürlüğü mü?

İletişim ve Siyaset Bilimi Profesörü Zizi Papacharissi, sosyal medyaya dair son tartışmaları TamgaTürk için yorumladı.

Zizi Papacharissi ile Söyleşi: Erişim Özgürlüğü mü, Fikir Özgürlüğü mü?

ABD Başkanı Trump, sosyal medyanın iki defa ciddi anlamda sorgulanmasına yol açtı. İlki, Cambridge Analitica skandalı olarak da bilinen, seçmen davranışlarının bilgisini sosyal medya şirketlerinden satın alarak tercihlerini etkileme skandalıydı. İkincisiyse, paylaşımlarının ardından önde gelen bütün şirketlerin Trump hesaplarını kaldırmasıyla gerçekleşti.

Türkiye’de de bu hafta Whatsapp’ın hizmet sözleşmesinin değişmesi ve alternatif uygulamalar gündem oldu. Bütün bu tartışmaların ana çerçevesini, interneti ve sosyal medyayı ilk yıllarından itibaren takip ederek bilimsel yayınlara imza atan Illinois Üniversitesi’nden Zizi Papacharissi’ye sorduk.

İletişim ve Siyaset Bilimi Profesörü Papacharissi, 2002’de yazdığı The Virtual Sphere makalesinden (ve tabii öncesinden) bu yana internetin iletişime ve politikaya etkisi üzerinde çalışıyor. A Networked Self: Identity, Community, and Culture on Social Network Sites ile A Private Sphere: Democracy in a Digital Age kitaplarından bazıları. After Democracy: Imagining our Political Future kitabı ise çok yakında Yale Üniversitesi yayınlarından çıkacak.

Söyleşi, TamgaTürk adına M. Bahadırhan Dinçaslan tarafından yapıldı.

MBD: İnternet olgusuna dair doğuşundan beri çalışıyorsunuz diyebiliriz. Bildiğimiz haliyle sosyal medyanın ortaya çıkmasından çok önce, internetin iletişim ve siyasete etkilerini araştırıyordunuz. O yüzden bununla başlamak istiyorum: O zamanlar beklentiler nelerdi? Ne tür öngörüler vardı ve sonuç ne oldu?

ZP: İnsanların çoğunun bugün olduğu gibi o gün de internete şüpheci yaklaştığını duymak seni şaşırtabilir. Mesela, 25 yıl önce, insanlar internetin sosyal yaşamımıza ve siyasete dair olası etkilerine dair en az bugün olduğumuz kadar kaygılıydılar. Fakat internetin bugün olduğu kadar yaygın ve sıradan hale geleceğini öngörememiş olabilirler. Bu yüzden, o zamanlar ‘İnternet kullanımı odadaki ışığı açmak kadar sıradan ve doğal bir iş olacak’ dediğimde bana gülüyorlardı. İnternetin gazeteciliğin tabiatını radikal biçimde değiştireceğini söylediğimde, aynı şekilde karşılandım. Bugün düşününce, o zamanlar interneti bir mecra olarak daha ciddiye alsaydık, daha az zehirli alanlar yaratabilirdik diyorum.

MBD: Sizce internet ve sosyal medya müstakil birer “sanal alan” mıdır, yoksa “gerçek” hayatın uzantılarından mı ibarettir? Mesela, daha zayıf siyasi hareketler için “güç-eşitleyici” midir, yoksa “güç-çoğaltan” mı?

ZP: Sosyal medya hoparlör gibi yükseltici ve çoğullaştırıcıdır, buna şüphe yok. Sesimizi daha yüksek çıkarmamızı sağlar. Aynı zamanda daha fazla sesin duyulmasını da. Ama bunu eşit şartlarda yapmaz. George Orwell’in sözünü biraz değiştirirsek, internette her ses eşittir ama bazı sesler biraz daha eşittir.

Siyasi hareketlere gelince, internet, evet, demokrasi taraftarlarının birbirleriyle iletişim kurmasını sağlayabilir; ama faşistleri de bir araya getirebilir.

MBD: İleri sarıp bugüne gelelim: Birkaç yıl önce insanlar haklı olarak sosyal medya şirketlerinin büyük veriyi kullanarak seçmeni etkilediklerini ve zengin politikacılardan para kazandıklarını söylüyor, şikayet ediyorlardı. En önemli skandallardan biri de Trump’ı ve Facebook’u içeriyordu, aynı saftaydılar. Şimdi saflar değişti, önde gelen bütün şirketler Trump’ın hesaplarını kaldırdılar. Bu, Trump’ın bir kırmızı çizgiyi geçtiği anlamına mı geliyor, yoksa sosyal medya şirketlerinin birer siyasi aktöre dönüştüğünü mü anlamalıyız?

ZP: Birçok şey aynı anda oldu. En önemli gelişme şuydu ki, sosyal medya şirketleri hizmet sözleşmelerini daha detaylı şartlar ve kullanıcılar kuralları ihlal ederse yaptırımlar içeren bir şekilde yeniden hazırladılar. Bu kuralları da epey detaylandırdılar. Fakat bu gelişme çok geç gerçekleşti ve geriye dönüktü. Malum deyimdeki gibi, ‘çok az, çok geç.’ Yine de, en azından, doğru yolda atılmış olumlu bir adımdı. Trump (ve diğerleri) kullanım-hizmet sözleşmesinde net bir şekilde belirtilen resmi kuralları bir defa çiğneyince, fiillerine uygun yaptırımla karşılaştılar – nihai olarak platformdan atılmayla.

Unutmamak gerekir ki, bütün bu platformlar (Facebook, twitter vs.) bir ‘kamusal alan’ illüzyonu yaratırlar, fakat aslında özel şirketlerin sahip olduğu, yönettiği ve sürdürdüğü özel alanlardır. Daha geniş bir erişim sağlıyorlar, evet, fakat bizim alanda çalışanların sık sık tekrar ettiği gibi, erişim özgürlüğü fikir özgürlüğüyle aynı şey değildir.

MBD: Gerçek anlamda “sanal” bir kamusal alana özel şirketler yoluyla ulaşmak mümkün müdür? İnternet nasıl gerçek ve tatminkar bir kamusal alan sağlayabilir?

ZP: Tabii ki mümkün. Yalnızca mümkün değil, aynı zamanda gerekli. Hepimiz kapitalist toplumlarda yaşıyoruz ve özel şirketler kapitalizmin kaçınılmaz bir gerçeği.

Yapmamız gereken, kapitalizmi yumuşatıp demokrasinin gücünü arttırmanın yollarını bulmak. Bugün, güçlü kapitalizm ve zayıf demokrasi denkleminde yaşıyoruz; bu tersine çevrilmeli. Daha demokratik temel değerlerin rehberlik ettiği bir kapitalizm; hem fiziki, hem çevrimiçi çevremizi koruyan bir piyasa ve alan yaratmamızı ve bunu sürdürülebilir kılmamızı sağlayabilir, bu sayede insanlığın ilerlemesine katkı yapabilir.

MBD: İnternet, bilgiye daha önce görülmemiş derecede kolay erişim sağladı, fakat görünüşe göre en çok ulaşılan ve yayılan bilgiler komplo teorileri, sözde-bilim argümanları, sahte haberler ve benzeri oluyor. Bunun arkasında ne yatıyor? Nasıl tersine çevireceğiz? İnternetin bir düzenleyici otoriteye mi ihtiyacı var, yoksa insanoğlunun daha iyi bir seviyeye evrilmesini mi bekleyelim?

ZP: Hem insanlar arasında, hem insanlar, medya ve devlet arasında daha güçlü ve güvene dayalı bir ilişki tesis etmemiz gerekiyor. O zamana kadar, gerçek bilgiyi paylaşmak sorunlu olacak. Gerçeğin bir “versiyonu”na bağlanmak artık bir tür kimliğe dönüştü; bir yere ait olmanın cazip bir yoluna, bir politik tavra. Artık meselemiz hakikat değil, meselemiz ait olmak.

Güven ilişkilerini tazeleyip onardığımızda, insanlar yeniden gerçeğin safını tutmak açısından güvende hissedebilirler.

MBD: Kimlikle ilgili tespitiniz dikkatimi çekti. İnternet bizi globelleştiriyor mu, kabileleştiriyor mu?

ZP: İkisi birden. Global kabileler yaratıyor! Ümit edelim ki bu kabileler onları tanımlayan ve birbirine bağlayan hikayeler anlatmayı seçsinler, ayıran hikayeler değil.

MBD: Peki öngörünüz nedir? Sizce internet nereye gidiyor?

ZP: Maalesef kahin değilim, o yüzden bilmiyorum. Fakat diyebiliriz ki, eğer mevcut gidişat devam ederse internet ve mümkün kıldığı platformlar televizyona benzemeye başlayacaklar – yavaşça bugün televizyonun sahip olduğu yaygınlığa ve aynı zamanda önemsizliğe doğru kayacaklar. Lakin, internetin daha esnek, bir diğer mecra olan radyo gibi kendini sürekli “yeniden icat eden” bir forma kavuşacağını göreceğimizi ümit ediyorum. Fakat bu bizim seçimlerimize ve kararlarımıza bağlı. Davranışlarımız, teknolojiyi biçimlendiriyor. Teknoloji de, bizi.