Kürtçü DEM Parti'nin Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan bugün, 3 Şubat'ta partisinin grup toplantısında konuştu. Kürtçü Bakırhan, Gazi Meclis'in kürsüsünden Cumhuriyetin kurucu kadrolarına meydan okudu.
PKK'nın Suriye'den Temizlenmesinden Rahatsız Oldu
Bakırhan, Kürtçü terör örgütü PKK/YPG'nin Suriye'de güç kaybetmesinden duyduğu rahatsızlığı şu sözlerle dile getirdi:
"2026’da dünyanın birçok yerinde sarsıcı gelişmelere şahitlik ediyoruz. Özellikle Rojava’da Kürtleri ve bölgeyi ilgilendiren çok önemli günler yaşıyoruz. Halep’te Kürtlerin yaşadığı iki mahalleye yönelik başlayan saldırılar, katliama, zorla göçe ve kuşatmaya dönüştü.
Bu saldırı dalgasına karşı dünyanın dört bir yanında Rojava’yla dayanışma eylemleri günlerdir devam ediyor. Ve bu eylemler beraberinde 'Kürtler neden itiraz ediyor, Kürtler ne istiyor?' sorularını da getirdi. Bu soruların yanıtı son yüz yılda Kürtlerin inkârı üzerine kurulan siyasi düzende saklıdır. Kürtlerin itirazı yüzyıldır dayatılan yok saymaya ve statüsüzlüğe yöneliktir. Kürtler bugüne kadar bulundukları ülkelerin tarihinde; savaş, kriz, güvenlik tehdidi olduğunda yaşadıkları halklarla birlikte sahada omuz omuza durdular; bedel ödediler, direndiler ve sürekli dengeyi birlikte yaşadıkları halkların lehine değiştirdiler.
Ama yeni bir düzen kurma vakti geldiğinde, aynı Kürt varlığı bir anda 'stratejik tehdit ve siyasi yük' olarak görüldü ve ilan edildi. Dün can simidi denilen halk, ertesi gün tehdit odağı haline getirildi."
"1919–1922’de kurtuluş gücü olan Kürtler, 1923’te hukuk dışına itildi"
Kürtçü Eş Genel Başkan, grup toplantısının devamında "tarihsel kavşaklarda biraz dolaşalım" diyerek Cumhuriyetin kurucu kadrolarına meydan okudu. Sadabat ve Bağdat Paktları'nın "Kürtlere karşı" olduğunu iddia eden Bakırhan, tartışmalı tarih okumasını bir kez daha gözler önüne serdi:
"Gelin zamanı geriye doğru saralım ve tarihsel kavşaklarda biraz dolaşalım: 1919–1922’de kurtuluş gücü olan Kürtler, 1923’te hukuk dışına itildi. 1937’de Sadabat ve 1955 Bağdat Paktları’nda devletlerin kendi çelişkilerini bir kenara bırakıp Kürt karşıtlığında nasıl birleştiğine şahit olduk.
1946 Mahabad Cumhuriyet deneyimi olsun, 1975 Cezayir Anlaşması olsun; bir halkın kaderinin nasıl pazarlık masalarına kurban edildiğini gördük. 1988 Enfal Soykırımı’na, Halepçe’ye giden yolun taşlarının “diplomatik sessizlikle” nasıl döşendiğini acı bir şekilde tecrübe ettik. 15 Şubat Uluslararası Komplosu’nun Kürt tasfiyesini nasıl hedeflediği hâlâ hafızalarımızdadır. Ve 2015 sonrası Suriye’de IŞİD çetelerine karşı insanlığı savunanların, yaşadıkları yerler işgal edilirken dünyanın nasıl Kürtleri yalnızlaştırdığını gördük. İşte bu tarihsel gerçeklerin son halkası 10 Ocak 2026 Paris Mutabakatı oldu.
Paris Mutabakatı, yüz yıllık diplomatik terk edişin tekerrürüdür. Ama bir şey tekerrür etmedi: Kürtler bu riyakar döngüye hayır diyerek her yerde ayağa kalktı. Sahada hayatını riske atıp masada yok sayılmaya itiraz ediyor. Komplolar ve hileler bitsin diyor.
Kürtler yaşadıkları devletlerde komplo kurbanları olarak değil, eşit yurttaş olarak yaşamak istiyor. Dilini konuşmak, kimliğini yaşamak, kültürünü korumak, varlığının tanınmasını görmek istiyor."
"Öcalan'ın sunduğu demokratik perspektif"
Bakırhan, sabahında MHP lideri Devlet Bahçeli'nin teröristbaşına "umut" dilediği Gazi Meclis'in kürsüsünden, Öcalan'ın müritliğini yapmayı ihmal etmedi:
"Tam da burada bir hakikatin altını çizmek isterim. Sayın Öcalan’ın Barış ve Demokratik Toplum çağrısının önemi her geçen gün biraz daha ortaya çıkıyor. Yıllardır yaptığı uyarıların her biri bugün sahada doğrulanıyor. En zor koşullar altında dahi 'Suriye’de çözüm demokratik birliktedir' diyerek pusulayı gösterdi. Bu anlamda 29 Ocak anlaşması, tam da İmralı’da ilmek ilmek örülen çabanın ürünüdür; bu hakkı teslim etmeliyiz.
6 Ocak Halep saldırısından 29 Ocak anlaşmasına kadar Sayın Öcalan aktif olarak devrede oldu. Kürtlerin güvenliği ve özgürlüğü için 23 gün kesintisiz bir biçimde bu sürece müdahil oldu. Bugün bize düşen Sayın Öcalan’ın sunduğu demokratik çözüm perspektifine sahip çıkmaktır. Bu perspektif, merkezin yereli tanıması, yerelin de merkezi kabul etmesini içerir. Yerel ve merkez stratejik ortaklık içinde olmalı; merkez bir antlaşma yapıp daha sonra sahada uygulamayarak veya törpüleyerek hareket etmemelidir. Katı merkeziyetçilik ortak yaşamın zehiridir. Aynı çatı altında, ortak değerler ve karşılıklı saygı temelinde yaşamak mümkündür. Çözümün yolu budur; huzur ve barış bu yoldadır."
Bahçeli'nin teröristbaşına "umut hakkı" çıkışına tam destek veren Bakırhan şunları kaydetti:
"Sayın Bahçeli’nin sözünü ettiği “umut hakkı”, kayyım utancından kurtulmuş ve siyasi tutsakların kurtulduğu bir Türkiye bizim için de değerlidir. Bahçeli’nin muhatabı iktidardır; iktidar, Sn. Bahçeli’nin bu değerli tespitleri için gecikmeden adım atmalıdır."








