Mehmet Fatih Doğrucan
Giriş Tarihi : 13-07-2020 21:00
Güncelleme : 28-08-2020 13:56

Ayasofya İşin Doğrusu

Lafı çok uzatmayıp kestirmeden gideceğim

Lafı çok uzatmayıp kestirmeden gideceğim. Bu kararın şeriat denemesi olduğunu iddia edeninden tutunuz da, egemenlik meselesine kadar uzatıp bağlayan birçok kanaat var ve açıkçası birçok düşünce hatalı duruyor. Kısaca maddeler halinde düşüncelerimizi yazalım.

1- Milli Egemenlik Meselesi

Ayasofya’da namaz kılmanın milli egemenlik meselesi olduğu iddia edildi. Hayır, mesele eğer egemenlik ise bunun ölçüleceği mecra, karasularımızda bulunan bize ait adalardır, kayalıklardır ve orada neden Yunan bayrağı dalgalanıyor diye sorarlar adama. O halde bu nedir? Bu muhtemelen dış diplomaside bir atak, iç işlerinde ise bir konsolidasyon meselesidir. Diğer başlıklarda konu netleşecektir.

2- Şeriat Rejimi, Laik Düzen

Ayasofya’nın ibadete açılmasının siyasal İslamcı ideolojinin zaferi ve şeriatın ilk adımı olarak görenlerin yanıldığı iki zemin var. Bunlardan birincisi altında rejim sorunu yerine diplomasi refleksi olmasıdır. İkincisi ise ideolojik alt zemindir. Meseleyi rejim sorunundan ele alarak açıklayalım. Öncelikle Ayasofya Camii’nin kilise veya camii olarak kullanılıp kullanılamayacağı meselesinde bizi zorlayan şey diplomasi olmuştur ki bu bir rejim meselesi değildir. Bizim laik veya şer’i olmamızın tercihi uluslararası antlaşmalara bağlı değildir, kendimizle ve inkılaplarımızla alakalıdır. Ancak diplomasi karşılıklı tavizler meselesidir. O dönem için birincil mesele, boğazlar ve Misak-ı Milli meselesidir. Asıl EGEMENLİK SORUNSALI bunlarla baş gösterir. Boğazlar ve Misak-ı Milli konusunda Mustafa Kemal daha atak politika izlemiş, Boğazlar konusunu Türkiye Cumhuriyeti lehinde çözdükten kısa bir süre sonra da Hatay’ı anavatana katmıştır. Bazı konular ise diplomatik elma şekeridir. Ayasofya’nın ibadete açılması, Akdamar Kilisesi veya bunlara mukabil diğer çekildiğimiz Hristiyan ülkelerdeki camiler ya da kültürel varlıklarımız, buna benzer diplomatik elma şekeri olarak elimizdeki kozlar silsilesidir. Siz bakmayın çember sakallı akıl fukaralarına… Millet ve Milliyet ile muteber devletten pek bir şey anlamazlar, İngiliz propagandası ile Müslüman taşlarlar ancak… Bugün de değişen bir şey yoktur. Bu diplomatik bir meseledir. Muhtemelen Rusya ile ilişkilerimizin gerginleşen kısmında “Sen kimsin ulan” dedik. Ayrıca ABD, Mısır ile düzenli ilişki kuran Kıbrıs Rumları ve Yunanistan’ı tahrik ederek ABD’ye de diş gösterdik. İktidar partisi de bunu iç siyaseti konsolide etmek için kullanıyor, hepsi bu?… Yunanistan’ın dünya kamuoyunu harekete geçirerek Türkiye’den bir şey talep etmesi bilindik meseledir. Bu sefer dünya kamuoyuna açık bir kart ile çıkılmıştır. Yani makarasına söyleyecek olursak, Papa da haliyle üzülmüştür. Bu mesele benzerlik açısından bir meydan okuma ve mülkiyetini arzu ettiği biçimde kullanma meşruiyeti olarak dünyaya meydan okumadır. Nasıl ki, her din paydasında kutsal görülen Kudüs için evrensel ve bağımsız olması yönünde bir talep varsa da, İsrail burası için mülkiyettir ve Başkent ilan etmiştir.  Açıkçası mülkiyeti kullanma ve değerlendirme biçimi açısından İsrail diplomasisine de bir bakıma atıf yapılmıştır.

3- Siyasal İslam Zaferi mi?

Bu kısım ise meselenin ikinci kısmıdır yani altyapısında ideolojik olup olmadığı sorunudur. Öncelikle Ayasofya Camii’nin ibadete açılması fikri başlangıç ve bir davanın sembolü haline getiriliş süreciyle birlikte Siyasal İslamcılara ait değildir. Siyasal İslam, hayali kahramanlarını, aydınlarını, Mısır, Gazze, Filistin civarından seçmiştir, mesela hayali kahramanlardan Minyeli Abdullah, aydın kısmından ise Muhammed Abduh veya Seyyid Kutub örnek olarak verilebilir. İngiliz derin devletinin ve Alman yayın kartellerinin Türkiye’ye okutmak, Türkiye’de neşretmek için yoğun mesai harcadığı bu gibi düşünürler vasıtasıyla Mısır, Süveyş, Filistin, Lübnan Müslüman Kardeşler denilen bir örgütün parantezine alınmış ve Suriye ile Irak’ta taraftar edinmiş biçimde siyasal İslam coğrafyasıyla karşılaşıyoruz. Ancak bunların talebi veya propagandist sembolleştirmesi, Ayasofya Camii değil, özellikle 1948 sonrası Mescid-i Aksa meselesi ve hemen yanındaki Süleyman Mabedidir. Özellikle 1969’daki saldırılardan sonra da travmatik bir biçimde, Mescid-i Aksa, siyasal İslam’ın sembolleşen dayanağıdır. Ayasofya Camii ise Milliyetçi muhafazakarların talebidir. Bunun gerekçesi ise dine lakayt olmakla itham edilenlerin hem bunu yalanlamak hem de rejim milliyetçiliğinden kendisini ayırmak gibi bir gayesi bulunmaktadır. Bugünden o günün yanlışlığını veya doğruluğunu tartışmak isteyen olabilir ama bilinmelidir ki, Ayasofya Camii’nin ibadete açılma talebinin öncesinde ve evvelinde  Boraltan Köprüsü, Tabutluklar hadisesi, Kıbrıs Rumlarının gittikçe artan mezalimleri, 1955 İstanbul olayları gibi bir çok tel’in meselesi vardır ve Türk Milliyetçileri için FATİH olmaklığı vurgulamanın sembolik değeri Ayasofya Camii’nin ibadete açılmasıdır. Hatta bu yolda dönemin Türk Milliyetçilerinden olan ve Ayasofya Camii’nin ibadete açılması yolunda sancaklaşan Osman Yüksel SERDENGEÇTİ, muhafazakâr Türk Milliyetçilerinin temsilidir. Açıkçası Ayasofya Camii, siyasal İslamcılardan önce muhafazakâr Türk Milliyetçilerinin davasıdır.

4- Ayasofya’nın Cami Olacağını Göremeyenler

Meşguliyet problemleri varsa Netflix’in tüm sezonlarında DARK seyretsinler. İlla ki Netflix seyredeceklerse “The Politician”ı tavsiye edebilirim. Hiçbir biçimde olmasa da, senaryo gereği TUTARLILIK duygusunu tatmış olurlar. Şimdi bırakın bakanlık yapmayı, vekillik yapmayı filan, basit bir devlet tecrübesi olan dahi, Danıştay’ın verdiği karar öncesini okumakla işe başlayabilir. Öncelikle Ayasofya Camii meselesi bizim için dinsel mi yoksa siyasi mi kodlara sahiptir. Dinsel tıkanıklıkta mı, siyasi tıkanıklıkta mı dile geliyor, bunu incelemek bile yeterlidir. İnceleyenler de görecektir ki, büyük milli hadiselerin arkasından dile gelen Ayasofya meselesi, dinsel olmaktan ziyade milli olarak algılanmıştır. Zaten bunu mülkiyet bilinciyle açıklayan dışişleri bakanını da dinleyen anlar ki, bu mesele içeride bir rejim tartışmasından daha çok, dışarıda bir meydan okumadır. Diplomatik olarak kullanılacak ve iç siyasette ise konsolide etmeye yarayacaktır. O sebeple dış dünyaya elindeki mülkiyetiyle meydan okuyan bir devletin amacı nedir? Libya’da kendi senaryosunu dünyaya kabul ettirmeyi başaran Türkiye Devleti, Kıbrıs Rumları, Mısır ve İsrail’in troyka tavrını karasularından keserek bozdu. Diğer yandan Ruslar ise Ortodoks hamiliği yaparken, tarihteki bilinen en büyük kiliseleri, yeniden cami olmuş, böylece diplomatik manevranın ilk adımı atılmıştır. Riskli bir manevradır, nereye gittiğini göreceğiz. Bunun için ayrı bir yazı gerekir. Fırsat bulduğumuzda tahlil ederim.


Mehmet Fatih Doğrucan

NELER SÖYLENDİ?
@
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA