Erkin Çam
Giriş Tarihi : 11-08-2020 20:25
Güncelleme : 21-08-2020 18:24

Diyanet İşleri Başkanlığı'na Açık Mektup

Sayın yetkililer, Öncelikle sizi anladığımı söylemek isterim

Sayın yetkililer, Öncelikle sizi anladığımı söylemek isterim. Vallahi anlıyorum. Çok önemli bir konuya vakfetmişsiniz ömrünüzü. Ama pek takdir edildiğiniz söylenemezdi halk tarafından, daha doğrusu fark edilmiyordunuz eskiden. Herhangi bir devlet memurundan farkınız yoktu. Cumhuriyetin ilk 80 yılında bir öğretmenle, mal müdürlüğündeki veya maliyedeki memurla bir tutuluyordunuz. Savcı gibi, hâkim gibi protokolde önemli kişiler değildiniz ancak taşrada eşraf nezdinde belirli bir öneminiz vardı. Sözünüz dinlenmiyor, varlığınız saygıyla karşılanmıyordu. Kendinizi önemsiz hissediyordunuz.

Sonra AKP geldi. Kendini din ekseninde tanımlayan bir iktidar, arayıp da bulamadığınız şeydi. Siz de onlar için aynı derecede önemliydiniz. Laik bir devlette dinle ilgili resmi yollardan konuşabilen tek kurumdunuz. Yürütmenin başı ancak bütçede söz sahibiydi, arada “dindar nesil yetiştireceğiz” gibi laflar edip imam hatip liselerinin nasıl parlak yıldızlar olduğunu söyleyebilse bile pek günaha, harama giremiyordu devletin yapısı ve teamüller itibarıyla. Pek korkuyordu yürütme “yaşama biçimine müdahale” etmekten. Ama etmek de istiyordu, yalan yok. Sigara içip içmememizden kaç çocuk yapacağımıza, kürtaj konusundan evde kadının itaat derecesine kadar her konuda net fikirleri vardı; ama seslerini duyuramadılar (vakıflar, STK’lar falan kesmiyordu onları). Karşılıklı faydaya dayanan bir ilişki kurdunuz. Onlar size Mercedes’ler, Audi’ler, protokolde en önde koltuklar verdi, bütçeler, personel sayısını artırma fırsatları verdi; siz de onların düdüğünü çalmaya başladınız. Naçizane fikrim, bu oyundan hemen çıkın. İktidarın oyuncağı olmayın.

Çünkü; Evvela, dinimizde böyle bir yetki ve böyle bir sorumluluğunuz yoktur. Ne bizim dualarımızın amplifikatörüsünüz ne Katolik rahipler gibi günah bağışlama yetkiniz var ne de endüljans satabilirsiniz. Dinimizde ruhbana ihtiyaç yoktur, bir sabah uyandığımızda Diyanet İşleri Başkanlığından bir kişi bile kalmamış olsa, mesela hepsi tebliğ için Avrupa’ya dağılsa bildiğiniz gibi Allah’ın dini devam eder. Camilerde bilen biri namazı kıldırır, olmadı herkes kendi namazını kılar. Emin olun ölü yıkamayı, kurban kesmeyi, hac ziyaretini bilenler de var aramızda. Yani size mecbur değiliz! Üstelik ülkedeki Müslümanların çok ciddi bir kısmını da yok sayıyorsunuz, Aleviler ile çarşıda pazarda rast gelince bir merhabanız var sadece. Sizin yetkiniz ve sorumluluğunuz, ülkede bu işler düzenli yürüsün diye kurulmuş bir devlet kurumundan aldığınız maaşa bağlıdır. Din adına insanların hayatına karışma veya politik bir tavır alma hakkınız yok.

Saniyen, bu süreçte öne çıkmanız ve elde etmiş gibi göründüğünüz güç tamamen fiktiftir. İktidar için faydalı olmayı bıraktığınız anda nasıl suçlanacağınızı, nasıl budanacağınızı görmek için Kadızadelerin akıbetine bakmanız yeter. Türkler, sevin ya da sevmeyin, ister inanın ister inanmayın, güce güvenir ve gücü severler. Zahitlikleriyle değil, sofuluklarıyla değil, devlet kuran ve yöneten, organize olabilen ve birleşmeyi bilen bir millet olarak tanınırlar (tamam, çok geniş ve büyük bir genelleme oldu ama yerim dar ve ana fikri anladınız). Yani güçlü olan dini de diyaneti de tayin eder. Diyanetin kuruluşu da böyledir, zayıf olduğu dönemde zayıf kalmasının nedeni de budur. Şimdi güçlendiyse bu Allah’ın inayetiyle, insanların dine dönmesiyle değil, AKP’nin sizi “faydalı” görmesiyle olmuştur. Belinizde kılıçla minbere siz çıkmadınız, o kılıcı belinize bağlayan biri var. Çekip almak da onun elinde. Öyle bir çekip alır ki başınız döner.

Salisen, Türkiye Cumhuriyeti laik bir cumhuriyettir. Kurucusu da Atatürk’tür. Bu iki vakıa ile kavga etmeye gücünüz yetmez. Gördüğünüz gibi belki yıllardır Atatürk’e açıkça bir hayır duası etmemeyi, onun düşmanlarının sırtını sıvazlamayı falan becerdiniz; ama Atatürk’e değil açıkça, örtük biçimde bile lanet etmeniz (ya da size göre “öyle anlaşılmanız”) durumunda iktidar gücü arkanızda olsa da geri adım atmak zorunda kaldınız. Bu ülke dini kurallarla yönetilmeyecek, siz de iktidardan pay alamayacaksınız; en son almaya çalışan gölge ortağın halini gördünüz. O kılıç o belde kalmayacak. Buna göre pozisyon alsanız daha hayırlısı olur.

* * * Şu anda belinizde kılıç, altınızda Audi ile bu sözler bir kulağınızdan girip diğerinden çıkıyor olabilir. Uzun zamandır hak ettiğinizi düşündüğünüz bir güce, öneme ve bütçeye kavuşmuş olmak başınızı döndürmüş olabilir. Ama lütfen şunu düşünün, ne yaptınız da birden ibre yukarı döndü? Ne yaptınız da bir anda sesiniz duyulur, sözünüz önemli hale geldi? Kuruluşunuz amacına uygun mu çalışıyor, kendi sınırları dışına mı taşıyor? Nereye doğru gidiyoruz, kimlerle kol kolayız? Dicle kenarında bir koyunu kurt kapsa, onun hesabını verecek bir iktidara mı destek oluyoruz, yoksa kurdun mu yanındayız? Diyeceğim odur ki, sizin yeriniz milletin, devletin yanıdır, iktidarın değil.

Erkin Çam

NELER SÖYLENDİ?
@
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA