Konuk Yazar
Giriş Tarihi : 03-06-2020 21:19
Güncelleme : 28-08-2020 14:54

Türk Milliyetçilerinin Günahları

Bu yazıda, bizim -yani Türk Milliyetçilerinin- bazı konularda özeleştiri vermesi gerektiği konu edilecektir

Bu yazıda, bizim -yani Türk Milliyetçilerinin- bazı konularda özeleştiri vermesi gerektiği konu edilecektir. Gezi’nin yıldönümü olması hasebiyle yine bu konu gündemde ve bizim cenahın da yekûnu veya ekserîsinden olmasa bile dikkate değer bir bölümünden Gezi’ye dair tenkitler yapılıyor. Bu tenkitlerin bir bölümü, Gezi’ye Kürtçü örgütlerin katıldığı ve ön planda oldukları, bu yüzden de Türk Milliyetçileri tarafından benimsenemeyeceği -en azından tamamen benimsenemeyeceği- yönünde. Bu yazı, Gezi hakkında olmadığından neden Gezi’yi sahiplenmemiz gerektiğinden bahsetmeyeceğiz. Benzer minvaldeki tenkitlerin, feminist kolektiflerin de Kürtçü bir tavır aldığı yahut Kürtçü örgütlerle işbirliği içinde olduğu üzerine yapıldığını görebiliriz. Bu örnekleri çoğaltmak da mümkündür. Şimdi bu tespitin ardından özeleştiri vermemiz gereken kısma geliyoruz.

Bu tenkitlerin argümanının öncelikle yanlış olduğunu belirtmemiz gerekir. Çünkü ortada bir hakikat vardır ve bu hakikati bizim karşımızda olan bir güruhun da dile getirmesi, tek başına bu hakikati ortadan kaldırmaya yetmez. Bunu açmadan önce bir tespit yapmak daha gereklidir. Türk siyasetinde HDP ve benzer diğer Kürtçü yapılar, tabiri caizse “necâset”tir. Üzerinize bulaşırsa siz de necîs olursunuz. Dolayısıyla ya uzak durmalı ya da “necâsetten tahâret” etmelisinizdir. Hükumet de bu durumu, kendi lehine kullanır. Gezi’ye destek verdiğiniz taktirde bu Kürtçü yapılarla -yani necîs olanlarla- birlikte olmuşsunuzdur, dolayısıyla artık siz “vatan hayini” şeklinde yaftalanabilir hâle gelmişsinizdir. Peki bu hâlde yapmamız gereken, yaftalanmamak için uzak durmak mıdır? Suya sabuna dokunmayan, konformist bir tavır mı almalıyız? “Vatan hayini” olmamak için haksızlıklar karşısında susmalı mıyız?

Yapılması gereken, tabiî ki de bu değildir. Biz kendimizi iyi ifade edemediğimiz sürece, sesimiz gür çıkmadığı sürece onların sesi gür çıkacaktır. Onların bir doğrusu, doksan dokuz yanlışlarını örtecek, böylece meşru bir zemin kazanacaklardır. Tıpkı bir terör örgütü olan YPG’nin “Kurdish female fighters” imajı arkasına saklanarak dünya basınında meşruiyet bulması gibi. Peki biz kendimizi iyi ifade etseydik bu teröristler meşru bir zemine oturabilir ve diğer ülkelerden açık destek alabilir miydi? Doksanların sonunda ve iki binlerin başında dünyanın PKK’ya olan net bir biçimde olumsuz tavrına ve Türkiye’ye olan desteğine bakıldığında bunun söylediğimiz nedenden kaynaklandığı görülecektir.

Biz Türk Milliyetçileri, imajımız dolayısıyla bir avantaja da sahibiz oysa ki. Son yerel seçimleri hatırladığımızda hükumet mensupları, muhalif olan adayları “terör destekçisi” olmakla yaftalıyordu. Fakat bu yaftaların Mansur Yavaş üzerinde işe yaramadığı malûmdur. Çünkü Mansur Yavaş’ın milliyetçi kimliği, atılan bu çamuru engellemiştir. İşte bu imajımız, hakikati ortaya çıkarmada bize bir üstünlük dahi sağlayacaktır. Çünkü Türk Milliyetçilerine zaman zaman yapılan “kafatasçı”, “faşist” vb. minvaldeki iğrenç ve mesnetsiz yaftalar itibâr görse dahi “vatan hayini” yaftası itibar görmez. Filhakîka bu böyledir.

Şimdi yapmamız gerekene gelecek olursak. Bu başta da bahsedildiği gibi sesimizin gür çıkmasıdır. Bu gür sesten kasıt, hamaset veyahut boş gürültü değildir. Doğru gördüğümüz bir olayda en önde, en gür sesimizle yer almalıyız. Farzımuhâl bir kadın cinayetinin davası görülürken adliye önünde en gür bizim sesimiz çıkmalıdır! Hem bu eylemlere Kürtçü grupların katıldığını söylemek hem de meydanı onlara bırakmak bir çelişkidir. Bu örnek üzerinden gidecek olursak meydanı boş bıraktığımız taktirde aslında feminist bir maksat gütmeyen fakat hem meşruiyet hem de destekçi kazanmak isteyen bu tür gruplar, bu boşluğu kullanacaklardır. Ülkedeki kadın hakları savunuculuğu alanında bulunan talebi karşılayacak düzeyde yeterince oluşum bulunmaması, bu yönde talepleri olanların HDP’ye ve diğer Kürtçü oluşumlara içkin yapılara intisap etmesine sebebiyet vermektedir. Eşit vatandaş olarak görülmeyi ve haklarının korunması gibi temel taleplere sahip kişiler, bu bağlamda etkin olma arzusuyla hareket ettiklerinde HDP habitusuna dahil olma riskine girmektedirler. Feodal yapıyla barışık ve bağdaşık bir partinin Türk gençliğinin zihninde farklı bir izlenim oluşturmasına da sebep olan bu durum, feminizmin her Türk Milliyetçisi için ne kadar büyük bir önem teşkil ettiğini ortaya koymaktadır. Yine aynı şekilde Gezi zamanı BDP eş başkanı, Gezi’yi “darbe teşebbüsü” olarak nitelerken bugün devamı olan HDP, Gezi’yi benimsemeye çalışmaktadır. Görüldüğü üzere Gezi eylemini veya feminizm fikrini samimi bir şekilde benimsememekte, bir paravan olarak kullanmaktadırlar. Parantez içinde belirtmek gerekir ki feminist olmaktan da korkmamak lazım gelir. Ziya Gökalp, 1923’te yayınlanan Türkçülüğün Esasları kitabında aile ahlâkı bölümünde feminizmden bahseder, dolayısıyla bu düşünce bize uzak değildir. Hatta feminizm fikrini Türkiye’de ilk Türkçü kadroların zikrettiği söylenebilir. Devam edecek olursak bizim bu gür sesimiz, yukarıda bahsettiğimiz imajımız dolayısıyla mevzubahis grupların Gezi veya feminizm örneğinde bıraktıkları olumsuz algıyı da bertaraf edecektir.

Ve tıpkı feminizme destek vermenin kötü bir şey olmadığı gibi gerektiğinde otoriteye karşı gelmek de kötü değildir. Türk tarihinden bunun sayısız örneğini bulmak mümkündür, fakat iki örnekle yetineceğiz. Hepimizin bildiğimiz üzere zamanında işgalciler ile işbirliği içinde olan İstanbul Hükumetine karşı Atatürk, karşı gelmiştir. 1944’te de Türkçülük Dâvâsı ile birlikte hükumete karşı Atsız’ın başını çektiği Türkçüler muhalif bir tavır almışlardır. Dolayısıyla otoritenin mutlak hakikate sahip olduğu ve karşı çıkılamayacağı fikri yanlıştır. Hatta tirana karşı koymak gerekir.

Ezcümle Türk Milliyetçileri olarak almamız gereken tavır, çekincelere teslim olmadan -ama tabii ki de temkinli bir şekilde- hakikati, gür sesimizle haykırmaktır. Alacağımız tavır, başkalarına göre değil, kendimize göre olmalıdır. Gerekirse doğru bildiğimiz yolda tek başımıza yürümeliyiz, “belki bir kişi bile gelmeyecektir bize” ama biz yine de yürüyeceğiz. Bize türlü yaftalar yapıştırabilirler fakat Namık Kemal’in dediği gibi “yere düşmekle cevher sâkıt olmaz kadr ü kıymetten”. O yüzden tavır almayarak, konformist davranmamalı, kimseden icazet beklememeli, gerektiğinde tavrımızı koymalı ve gür sesimizi duyurmalıyız.

Yazıyı Namık Kemal’in beyitleriyle bitirelim:

Sana senden gelir bir işte 'dâd' lâzımsa
Zaferden ümidin kes gayriden imdad lâzımsa.

Yüksel ki yerin bu yer değildir;
Dünyaya gelmek hüner değildir.

Bize gayret yaraşır, merhamet Allah'ındır.
Hükmü ati ne fakirin, ne de şeyhin şahındır


B. Caner Şafak

NELER SÖYLENDİ?
@
Konuk Yazar

Konuk Yazar

DİĞER YAZILARI Vahşice Katledilmiş Küçücük Bedenler: EOKA Tarafından Öldürülen Kıbrıslı Türk Çocuklar 31-05-2021 09:55 Değişmeyen Başlık: Onlar Kalabalık, Biz Yükseğiz 19-05-2021 11:17 Ülkücülerin 'Ablası', Ülkücülerin 'Şahikası' 10-05-2021 11:15 1915 Ermeni Meselesi; Balkanlar, Kafkasya ve Ortadoğu 27-04-2021 10:11 Kayıp Sadece 128 Milyar Dolar Mı? 16-04-2021 11:21 Dünya Finans Sistemi ve Merkez Bankası: Arkasındaki Pek Bilinmeyen Gerçekler 29-03-2021 09:21 Tarih Türkeş'i Haklı Çıkardı 16-03-2021 22:51 Indie Oyun Sektörü: Bekleyeni Olmayan Bir Avuç Geliştiricinin Hikayesi 05-03-2021 12:32 “Anadolu İrfanı’na” Aykırı Bir Anadolu Türk Ozanı: Karacaoğlan 19-02-2021 10:55 Zeki Velidi Togan Hoca’nın Eğitim Disiplini Ve Hatıralarım 07-02-2021 09:21 Putin’in Tahtını Sallayan Liberal Milliyetçi: Navalny 31-01-2021 11:34 Turan: Asla Olmayacak Olanda Diretmek 08-01-2021 10:41 FPS Oyunlarının Tarihi Gelişimi 04-01-2021 11:10 Hakkı Öznur'un Kitaplarından İntihal Yapan Yapana 22-12-2020 10:00 Şiiri Kim Öldürdü? 12-12-2020 13:52 Kürdistan Kavramının Günümüzde Olmayan Karşılığı 17-11-2020 09:48 Cumhuriyet Halk Partililerin Amerikan Seçimleri ile İmtihanı 06-11-2020 10:07 Bir Algı Aracı Olarak YPJ İllüzyonu 05-10-2020 13:44 Küresel Dünya Küresel Life 28-09-2020 11:26 Medeniyet Dili Olarak Türkçe ve Hasan Tahsin 18-09-2020 12:37 Bölüneni Börü Yer mi? - Milliyetçi Ayrışma 17-09-2020 10:15 Kızılelma Gömleği X AKP 11-09-2020 10:16 Ölüm Cezasına Dair 03-09-2020 09:13 Doğu Türkistan Milli Davamız mıdır 01-08-2020 21:01 Hoşnutsuz İnsanlar Ülkesinde 01-08-2020 20:46 Atatürk'ün 9. Ordu Müfettişi Olarak Görevlendirilmesi 25-07-2020 20:05 Türkiye’de Kadının Yaşama Hakkı 21-07-2020 22:05 Libya'dan Eli Boş Dönmeyelim? 28-06-2020 20:20 Türk Milliyetçilerinin Günahları 03-06-2020 21:19 Din, Kamu Hizmeti Olmalı Mıdır? Bir Din Kamu Hizmeti Olarak Diyanet İşleri Başkanlığı Tartışması ve Fransız Laikliği Örneği 19-05-2020 19:31 Türkiye’de Sivil Toplum ve AB Üyelik Süreci 18-05-2020 20:46 Bir Siyasal Araç Olarak Serseri Aşık Liseli 16-05-2020 20:20 Lider Ne Diyorsa Doğrudur 05-05-2020 20:27 Bir Kısır Tartışma: Türk Milliyetçiliği mi, Türk-İslam Milliyetçiliği mi? 03-05-2020 21:21 Doktor Rıza Nur Hakkında Birkaç Soru ve Cevap 01-05-2020 21:14 Sahi, Devlet Neydi? 21-04-2020 20:31 Kızıl Hegemonyanın Kanlı Propagandası 17-04-2020 20:31 Çin Gerçekten Virüsü Yendi mi? 10-04-2020 21:00 Eski Türklerde Yada Taşı ve Genel Bilgilendirme 14-04-2020 20:50 Böyük Türk Mücahidi: Başbuğ Alparslan Türkeş 04-04-2020 21:02 Firdevsi ve Nevaî Üzerinden Hedefe İlerleme 31-03-2020 20:26 Bir AKP Masalı 04-03-2020 20:19 Bir Kutsala Dokunmak: Nevzat Kösoğlu'na Dair 03-02-2020 19:59 Kime Hitap Eder Bu Hutbeler 24-11-2019 19:48 İntihar Mı İsyan Mı 15-11-2019 18:11 Türk Genel Devriminin Kısa Bir Deyimi 29-10-2019 17:27
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA