Son 5–10 senede mizah yapan yeni yüzlerin ortaya çıkması beni oldukça memnun ediyor. Özellikle dikkatimi çeken husus, en ufak bir hiciv yapan kimsenin bile ölüm tehditleri aldığı bir sosyal atmosferde yetenekli mizahçıların hâlâ çıkmaya devam etmesi. Bu hal bana tıpkı 2. Abdülhamit’in istibdat yönetiminde çıkan büyük münevverleri anımsatıyor. Bilindiği üzere Tanzimat dönemi aydınlarından Namık Kemal fevkalade bir hürriyetçiydi. Birçoğumuz Hürriyet Kasidesi’ni biliriz; ancak Namık Kemal, bu hürriyet sevdasını yalnızca şiirlerinde değil, mizah alanında da sergilemiştir.
Namık Kemal’in de yazarlarından biri olduğu Diyojen gazetesi Teodor Kasap öncülüğünde 1870 tarihinde neşredilmeye başlanır ve 183 sayı yayımlanır. Dönemin yöneticilerinin oldukça paranoyak davranması ve hicivden rahatsız olması çok da yabancı olmadığımız şeyler…

Gazetenin logosunda ünlü Yunan filozofu Diyojen‟in karikatürü bulunur. Bu karikatürde Yunan Kralı II. Philippe‟in oğlu Büyük İskender ile Filozof Diyojen‟in birlikte çizilmiş resmi vardır ve hemen karikatürün altında Diyojen‟e ait olan: “Gölge etme başka ihsan istemem” sözü yazılıdır.
Şimdi size dergide geçen sosyal tenkit amaçlı soru cevapları sunacağım.
— Bir şey yenileceği vakit ahbaba niçin önce yedirilir?
— Zehirli olup olmadığını anlamak için.
Eski sitcomları seven ve takip eden okuyuculara tanıdık gelecektir; Seinfeld dizisinde George Costanza ile Jerry Seinfeld arasındaki diyaloglar da benzer biçimde sosyal meseleleri hicvetmeye yöneliktir.
Daha da tarihi derinliğe indiğimiz vakit, Dede Korkut, Karagöz-Hacivat, Nasrettin Hoca fıkraları derken bu liste uzar gider. Komedi içeriklerini elimden geldiğince takip eden bir insanım ve son 5 senede Gibi-Var Bunlar-Prens gibi yapımların özgün ve orijinal içerik olmasının yanı sıra Feyyaz Yiğit ya da Giray Altınok gibi bu sahada iddialı olan aktörlerin ön plana çıkmasını da bir zenginlik olarak yorumluyorum.
Yalnız bazı eleştirilerim olacaktır; topluma ve mizahçıların politik tavrına dair.
Kara mizaha karşı olan bu mesafeli duruşumuz nereye kadar sürecek?
En belirgin örneklerinden biri olan South Park’ı ya da It’s Always Sunny in Philadelphia’yı birçoğumuz biliriz. Belirli değerler ve tabular üzerinden yapılan bir hicve gülündü diye, ne izleyicinin ne de metnin yazarının suçlanması anlamlıdır; hatta bu yaklaşım, düpedüz akıl dışıdır.
“Bizim toplumumuzda böyle bir mizah olamaz!” diyerek bir tepki göstermeye yeltenecek arkadaşlar ise, öyle sanıyorum ki bizim komedi içeriklerimizden bihaber; zira Ferhan Şensoy’un Seyircili Seyir Defteri adlı oyunundaki ana karakterin hayat kadınıyla olan diyaloğu, toplumsal tabulara dokunan bir diyalogdur.
Bizim mizah tarihimizde kara mizah diye adlandırmasak da dokunulmazlara dokunulduğu pekâlâ görülmüştür; örnekleri vardır.
Az evvel bahsini geçirdiğim It’s Always Sunny in Philadelphia adlı sitcomda çok beğendiğim bir bölüm vardır: The Gang Goes Jihad. Bölüm, genel hatlarıyla İsrail-Filistin meselesini eleştirel bir dille hicve döker ve iki tarafı da rahatsız edecek belirli başlı göndermeler barındırır. Bar işleten ana karakterlerimizin yakınına Yahudi biri taşınır; ardından taşınmış olduğu mülkiyet sınırları içerisinde barın bir kısmını da içerisine dâhil eder. Bunu fark eden vatandaş, bar sahiplerinin yanına gider ve sorgusuz sualsiz bir şekilde içeriye girerek kendi kendine ölçüm yapmaya başlar. Bu işin resmiyet ile çözülemeyeceğini ve hukukun kendi lehlerine işlemeyeceğini anlayan bar sahipleri ise Yahudi’yi korkutmak için terörist kılığına girerek Yahudi’yi tehdit eden bir video çekip kaset ile iletmek isterler.

Peki, buna benzer bir bölümün ülkemizde yayımlandığını bir düşünsenize; ne fırtınalar kopardı?
Toplumun kahkahası görünmez bir otorite tarafından bastırılırsa, orada ne hürriyetten ne de demokrasiden bahsedilebilir.
Kara mizahı konuştuğumuzda, Anadolu insanının dilimize yerleşmiş alaycı yaklaşımları düşünüldüğünde, yabancının dark humor’u kimi zaman o kadar dark kalmıyor; zira öyle sanıyorum ki haz etmediği insanı aşağılamak için “Ermeni tohumu”, saç-sakal karışmış, bakımsız insana da “papaza dönmüşsün” demeyi bizden başka pek kullanan yok gibi görünüyor.
Fakat bahsettiğimiz mizah yapan kişiler bugün bizi güldürmenin yanı sıra gelecek kuşakları güldürmenin de bir yandan teminatını veriyor. Bir düşünün bakalım, sizce sıkıyönetim dönemlerinde İhsan Yüce çıkıp da dönemin mevcut yönetimine karşı adeta rest çekercesine politik mizah yapmasaydı Levent Kırca siyasetçileri, sanatçıları alaya alacak motivasyonu bulabilir miydi? Bugün yapılan her cesur girişim yarın hoşnutlukla ve minnetle anılacaktır, bu mesele mizahtan çok daha öte bir ifade hürriyeti parametresidir.
Kurguladığımız ideal toplumsal anlayış ise elbette ki bir anda gerçekleşmeyecektir; hatta ele aldığımız konu kimin hassasiyet sınırları içerisindeyse o kişiler pankartlarını alıp akşamına eylem düzenleyecektir. Demokratik bir hak olan protesto eylemini gerçekleştirmelerinde hiçbir sakınca yoktur; kim bilir, belki benim hassasiyetime dokunulan bir vaziyette o protestolardan birinde ben de yer alacağım. Ancak burada özellikle vurgulanması gereken mesele şudur: Tepkimizi ortaya koyarken senaristin kellesini istemek, hiçbir sorunu çözmez. Aksine bu yaklaşım, düşüncelerimizi özgürce ifade edemediğimiz; Orwell romanlarını andıran kaotik bir toplum ve devlet düzenine sürüklenmemize neden olur.




















































































































Bu kıymetli yazısından dolayı Kenan Küçükkoçak'ı tebrik ediyor, TamgaTürk ekibine saygılarımı sunuyorum.