Geçtiğimiz günlerde aralarında elebaşlarından Bese Hozat’ın da yer aldığı bir grup PKK terör örgütü mensubu Irak’ın Süleymaniye kentinde adeta bir gösteri, bir etkinlik tarzında; ortaya koyulan çukur bir saçtan yapma teknenin içinde yakılan ateşe, ellerindeki, sayısı toplamda elliyi bulacak kadar kaleşnikof ve roketatarı yakarak sözde silah bıraktı.
Terör örgütü üyeleri gayet nizami bir şekilde, sağda sözde "kurucu önderleri" Abdullah Öcalan’ın yansıtılan dev fotoğrafının önünde, merdivenlerle inilip çıkılabilen bir mağaradan inerek geldiler alana.
Uzmanlara göre, öncelikle silahların bu şekilde yakılması bile gayri hukuki bir durum. Başta "keleş" diye tabir edilenler olmak üzere söz konusu silahlar öncelikle balistik bir incelemeden geçirilip, sıcak bir çatışmada kullanılmış mı, herhangi bir can kaybına neden olmuş mu bunun bilinmesi gerekiyordu. Bir çok şehit anasının yüreğini yakan bu görüntünün eleştirilecek tek yanı elbette bu değildi.
Esas mesele, esas soru işaretleri şimdi başlıyor. Türkiye sınırları içerisinde, sayıları 100'e kadar düşmüş ve "ayakkabı numaraları"na kadar bilinen teröristlerin aksine; sınır ötesinde, özellikle PKK’ya ait unsurların mevcut sayısı hâlâ belirsizliğini koruyor.
Örgütün Suriye’deki YPG haricinde elinde ABD tarafından verilen ağır silahlar var. Bunların nizami şekilde kademeli olarak MİT veya TSK tarafından teslim alınması gerekiyor. Fakat bundan sonraki yol haritasına dair paylaşılan hiç birşey yok. Anlayacağınız adamlar sac kavurma yapar gibi keleş kavurma yapıp silah bırakmış oldular.
Gelelim Suriye ve İran kanadına; özellikle Suriye’de YPG silah bırakıp, Suriye Ordusu’na katılmayı reddediyor. İran’da PJAK geçtiğimiz günlerde alevlenen İsrail – Suriye çatışmasında sesini bir hayli yükselterek olaya müdahil olmuştu.
Şimdi Irak’ta PKK adı altında faaliyet gösteren örgüt üyeleri Türkiye sınırına gelip teslim mi olacaklar yoksa Suriye’de YPG’ye mi entegre olacaklar? PKK’nın elindeki on binlerce ağır silah gerçekten Türk Ordusu tarafından teslim mi alınacak yoksa YPG’ye -yani sol cepten sağ cebe mi- girecek? Tepe kadrosundan Murat Karayılan, Cemil Bayık, Duran Kalkan gibi elebaşları teslim mi olacak, yoksa hayatlarını Avrupa’da mı sürdürecek ? Böyle onlarca sorun aklımızda dönüp duruyor.
Bir de işin Türkiye’deki boyutuna bakalım. Şimdi mevcut siyasi tablo bir aleni veya gayriresmi olarak AKP-MHP-DEM olarak gözükse de, bu terörsüz Türkiye sürecinde gerçekten DEM cephesinin beklentileri neler? Yeni anayasa söylemlerin altındaki beklentileri neler? Daha doğrusu açık ve net bir şekilde söz konusu sürecin sonunun nereye varacağını Türk milleti bilmek istiyor.
Gelelim şimdi en can alıcı soruya. Şu an öyle sistematik bir teslim olma, silah teslim etme süreci yok. Olur da DEM cephesi istediğini alamazsa ve 2028 seçimlerine giden yolda da Erdoğan onlardan beklediği desteği alamazsa; o zaman çanlar kimin için çalacak?




















































































































Bütün sorunlarından kurtulmuş bir Türkiye mümkün. Ancak yeni bir Atatürk sayesinde, piyasada siyasetçiyim diye dolaşan ve birkaç fazla oy kapacağım diye maymunlaşanlarla ise mümkün değildir. Atatürk hayatta olsaydı şimdi, bütün sorunlarımız 15 gün içinde tamamen ve kesin olarak çözülmüş olurdu.