Bilmeyenler için konuya en baştan artık herkesin anlatmamdan yılgınlık geçirdiği dönemden itibaren başlıyorum.
Ben Bahadırhan Dinçaslan’ı bazı çevrelerce arada bir ısıtılıp ısıtılıp patlatılan malum yazısı döneminde tanıdım. Herkesin hakkında konuştuğu, sansasyonel biri haline gelmişti. (Hala öyle ????) Kimmiş bu adam yahu deyip internetten aramaya koyuldum ve kendisine ulaştım. Tabii biz o zamanlar Facebook kullanıyoruz: “Yazınızı desteklemiyorum ama yazma özgürlüğünüzü savunuyorum." demiştim. Halbuki zaman içerisinde o, tezini genişletince aslında ne anlatmaya çalıştığını iyi anladım. Konuyu dağıtmadan, o da belki “Farkında değil ama bu hanım da seküler milliyetçi” diyerek ilerleyen günlerde imzalı kitap talebimizi kırmamıştı.
Bir gün arkadaşımla kendisinden ısrarla imzalı kitabını talep ettiğimiz bir vakit bizi kırmayıp zaman ayırmış, kitapların da ücretini almamış, üstelik siz benim kitabıma kıymet verip, beni okumaya değer görüyorsunuz diye çay, kahve içirmeden göndermemişti. Dışarıdan kibirli, kendini beğenmiş gibi anlatılan Bahadırhan Dinçaslan’ın aslında öyle biri olmadığını aksine vicdanlı, eli açık ve herkese iyi niyetle yaklaşan biri olduğunu biz daha o gün anlamıştık.
Bir gün; İskender Öksüz’ün Sultanahmet’te düzenlenen bir konferansında Bahadırhan Bey de vardı. Ülkü Ocaklı bir kardeşimiz kürsüye çıkıp söz alarak ve Bahadırhan Bey'in de orada olduğunu bilerek “Seküler Milliyetçilik” diye bir şey çıkarmışlar deyip Türk-İslam ülküsünden söz ederek üstü kapalı kendisine sataşmıştı. Bulunduğum yerden Bahadırhan Bey'e döndüğümde sadece tebessüm ediyordu. O günlerden var olan kitleyi tespit etmiş, adını koymuş ve yola çıkmıştı.
Bir gün başka bir çevreden bir tanıdığı Türk Ocağı'nda yapılan toplantılarına götürüp tanıştırmak istemiştim. Bekledik bekledik bize kimse bir şey sormuyor diye bozulup, gitmek istiyoruz dedik. Bahadırhan Bey güzellikle “Oturun daha yeni geldik” diyerek bizi durdurmak istediyse de biz ayrılmaya karar verdik. Aslında sonradan bu tür toplantılara pek çok kez şahit olmuş biri olarak aslında oranın bir parçası olduğumuzu sonra sonra anladım diyebilirim. Olan olmuştu bir kere kızmıştım. Biriktirip biriktirip Facebook'tan bir sürü şey yazıp arkadaşlarına da kötü bir söz söylemiştim. O sinirle ağzıma geleni sallamışım işte. “Siz bunun anlamını biliyor musunuz?” dedi. “Hayır, bilmiyorum!” diye hem dürüst olup, hem de pek aptal bir konuma düşmüştüm. “Bana ne söylediğinizin önemi yok ama arkadaşlarıma bu şekilde laf söyleyemezsiniz!” gerekçesiyle azarlamıştı. Yıllar içinde engellenenlerin başka hesaplardan yalvar yakar açtırmaya çalıştığını gördükçe gene de direkten dönmüşüm diyorum. Neyse ki engellenenler kervanına sokmamıştı. Ben, gel zaman git zaman yaptığımdan pişman olup durmadan özür dilediysem de kolayca affedilmemiştim. Bir, üç, beş kaç defa özür diledim hatırlamıyorum bir gün özrümü kabul edip bir daha arkadaşları hakkında ileri geri laf etmemem konusunda beni uyarmıştı.
Kitapları çıkınca almaya, okumaya, toplantılarına katılmaya devam ediyor, paylaşımlarını paylaşıyor, Kuzgundan Dinlediğim yayınlarını dinliyor ve çevreme ondan bahsetmeye devam ediyordum. Ayrıca o zaman Kırım Haber Ajansı’nda yaptığı çalışmalara destek veriyor, X'in o zamanki adıyla Twitter'da gündem çalışması yapıyorduk.
Gel zaman git zaman ben kişisel hayatımda evlilik sürecine girdiğimde Bahadırhan Bey'in Ankara’ya taşındığını bildiğim halde nikah törenime davet etmiştim. Katılamayacağını söylediyse de davetiyemi yine de kargo vasıtasıyla yollamıştım. Kenarında kitap ayracı olduğundan çok okuyan kişilerin epey beğenisini çekiyordu. Kendimce, en azından kitap ayracı hediye etmiştim diyebilirim. Sağ olsun kendisi sosyal medya ortamında davetiyemi aldığını ve kitap ayracı fikrini beğendiğini söyleyerek bizleri onore etmiş, iyi dileklerini sunmuştu. Bu da bence oldukça insani ve çok kıymetli bir davranış.
İstanbul’a gelip yine Türk Ocağı'nda imza günü yaptığı günlere ben artık karnım burnumda katılıyordum.
Sonra 36 yaşında anne olmaktan ötürü müdür artık çocuk büyütmek zor diye midir bilmiyorum ben epey kendime kapandım. Her şeyden elimi ayağımı çekmem gerekti. Hem anne olmaya çalışıyor, bazı maddi sıkıntılar çekiyor, hem geç saatlere kadar çalışıyor hem de evime yetmeye çalışıyordum. İşte bu dönemde TamgaTürk kuruldu. Ben TamgaTürk’ün kuruluş toplantılarının hiçbirinde yoktum. Üstelik Twitter ortamını samimiyetsiz buluyor dondurduğum hesabı geri açıp girmemek için kendimle inatlaşıyordum.
Bazı süreçleri yoluna koyduğum vakit geri dönüp, Bahadırhan Bey'in eski ama yeni takipçisi olup, yayımlarını günlük olarak takip etmeye başladım. TamgaTürk hayatımda hızlıca yer kaplamaya başladı çünkü yılgınlığa düştüğüm, kendimi yalnız hissettiğim duyguma, eline bir sopa alıp neresine gelirse vuruyordu. Hani geçmiş takipçi sürecime istinaden az çok biliyordum ama benim anlatamadığım, kelimelere dökemediğim görüşlerimi, duygularımı benmişim gibi anlattığı için ”İşte bu!” diyerek, yalnız olmadığımı söylüyor, benim gibi başkalarının da olduğunu anlatıyordu. Geçmiş seçmen profilinden sıyrılmış, aslında oradayken bile mevcut durumu hep sorgulamış, eksik, bir türlü taşları oturmayan, kendini hiçbir yere ait hissetmemiş biri için can suyu oluyordu. İzlediğim günlük "Çok Hızlı Gündem - ÇHG" videolarını bitirince gündeme bakıp, “Acaba yarın hangi konu seçilecek?” diye bir gün önceden meraka koyuluyordum. Bilinen saatini yarım saat aşsa “Allah Allah bugün yayın yok mu acaba?” diye çalışanları darlıyordum. (Buradan eski kurgucumuza selam olsun. ????) Ayrıca, herkeste öyle mi oldu bilmiyorum ama ÇHG videoları hangi konuya hangi pencereden bakmamız gerektiği konusunda bana öğretici oldu, çevreme anlatabildim ve benim akıcı konuşmamı da hızlandırdı. Bahadırhan Bey'den sonra hayatıma Semir girdi. Bu bıyıklı adamlar dışarıdan korkunç gibi görünüyorsa da aslında entelektüel, gülümseyebilen, dopdolu, cesur, çok göstermeseler de sevgi dolu insanlardı. Siyasi, politik meselelerin yanında kültürel bilgilerle de donanıyorduk. İstediğimiz konuları talep ediyor, karşılık buluyorduk. Herhalde, okuyucusunun/izleyicisinin isteklerini yerine getiren başka bir yayın kuruluşu yoktur. Şimdi TamgaTürk’te çalışan gençler diyor ya ilk geldiğimizde Bahadırhan abiyi görünce çekiniyorduk vs. belki de yayını izleyenler de aynı şeyi düşünüyordu. İstemsizce bir güldüm. Gene bize kitabını hediye edip parasını almadığı güne döndüm. O günden bugüne biliyordum öyle olmadığını. Çünkü Bahadırhan Bey başka bir yüzünü gösterene kadar çok kişiden bu tarz eleştiri alıyordum ve hep öyle olmadığını anlatmakla geçiyordu o süreçler. ????
Bir vakit sonra Bahadırhan Bey, bir dernek kurulacağını duyurup, katılmak isteyenlerin e-posta atmasını istiyordu. Aynı gün yolladım. Kongrede sizi de görmek isteriz şeklinde geri dönüş aldım. Belirtilen tarihte hiç düşünmeden yola çıktım. Ankara’ya gittiğimde gene hiç düşünmeden üye olmaya karar verdim. Beni üye olmaya sevk eden motivasyon zannedildiği gibi seküler milliyetçilik veya başka bir ideolojik mesele değildi. O size anlattığım zamanında “Bana her şeyi söyleyebilirsiniz ama arkadaşlarımla bu şekilde konuşamazsınız.” diye verdiğimiz kavga idi. Ben onun birlikte yürüdüğü arkadaşlarına karşı ne kadar vefalı olduğunu biliyordum. Kimsenin bir yerde görünmek istemediği bir dönemde omuz omuza yürünebilecek bir yer olacağını tahmin ediyordum.
(Kaldı ki, dernekten münezzeh hayatımın allak bullak olduğu bir dönemde, kendimi artık çaresiz hissettiğim bir gün tesadüf üzeri hanımıyla birlikte desteğini içeren bir mesajını aldım. Benim incinebileceğimi düşünüp, gururumu da gözeterek oğlum için burs verelim teklifinde bulunmuştu. Baş edemeyecek bir durumda olmadığım için kibarca reddettim ama ben bu vefayı unutmam. Bir gün öldüm dediğim noktada kapısına gidecek insanlarım olduğunu biliyorum. Tekrar teşekkür ederim.)
Ve böylelikle hayatımda “Milliyetçi Kongre Derneği” dönemi başladı. Orası herkesin az çok birbirine benzediği, kendi gibi insanların olduğu bir yer. Senin gibi birilerine rastladıkça “Ne kadar da ben” demeye devam ediyordun. Bunca zaman aslında yalnız olmadığını, sadece birbirini bulamadığını görüyordun. Ben onlardan bir jenerasyon önde sayılırım. Aslında biliyorum hepsine hanımlı, beyli hitap etmem gerekirken isimleriyle seslenip, anaç bir hissiyatla hepsini bağrıma basmak istiyorum. Hepsi iyi yetişmiş, memlekete faydalı olabilecek bilgi ve beceriye sahip, vatanperver insanlar. Herhangi bir maddi karşılık gütmeden hatta kendi imkanlarıyla oluşumu ayakta tutmaya çalışan insanlar. Elbette kendi aramızda uzlaşamadığımız konular zaman zaman oluyordur ama bu bizim dayanışma ruhumuzu zedelemez. Bu vesileyle hayatıma çok güzel insanlar girdi. Sadece bunu sağladığı için bile minnettarım.
Milliyetçi Kongre Derneği, seküler milliyetçilerin siyaset sahnesinde söz sahibi olması, temsil edilmesi konusunda bir misyon üstlendi. Onları siyaset yapmak istedikleri partilerde bir noktaya taşıdı.
Daha sonra Bahadırhan Bey'in öncülüğünde “Temiz Türkler” oluşumumuzu yarattık. Bu; Bahadırhan Bey'in siyaset sahnesinde marka yüzü ve onun gibi düşünenlerin artık kollarını sıvayıp şikayet etmek yerine bir işin ucundan tutup sorumluluk üstlenmesi demekti. Halkamız genişliyordu.
Velhasıl dostlar; o konferansta sataşıldığı vakit gülümseyen Bahadırhan Dinçaslan aynı Bahadırhan Dinçaslan’dır. Üzerine koya koya bugünlere gelmiştir. İdeologluğunu üstlendiği fikriyatın gereklerini yerine getirmiştir. Yazmaksa yazmak, yayın kurmaksa kurmak, insanları bir çatı altında toplamaksa toplamak, örgütlenmekse örgütlenmek. O gün yok sayılan seküler milliyetçilik bugün tartışılan, talep gören, kendi değeri kabul edilen, çokları tarafından adı konulmamışsa da farkında olmadan yaşadığı bir olgudur.
Yani seküler milliyetçilik ayrıştırmaz, kapsar. Bugüne kadar anlattığım gerçek ve yaşanmış hikayemiz bunun en güzel kanıtıdır. Seküler milliyetçilik kendini Türk milliyetçiliğinin üstünde görmez. Sadece herkesin kendini milliyetçi olarak tanımladığı bir ortamda başka düşündüğünü, kendine göre farklı değerleri, beklentileri olduğunu ve azımsanamayacak ölçüde bir kitleye sahip olduğunu bağıra bağıra anlatmaktadır. Böyle bir olgu durduk yere birinin çıkıp kafasına göre ortaya attığı peşinden insan sürüklediği bir olgu değildir. Var olan bir topluluğun tespit edilip, adının konulmasından ibarettir. Osmanlıcılık, Anadoluculuk kendini böyle kabul eden kitlelerin olgusudur. Sonuçta insan denilen varlık duygularından ibarettir. Kimseyi ait olmadığı bir yerde zorla tutamazsın. Beton içinde fidan serpilmez, toprakta gelişir. Hayatta ve pratikte bu kadar ayrışan insanlardan birlikte fotosentez yapmalarını beklemek karbondioksiti sevindirir. Türk milliyetçiliği gövdedir. Gövdenin kolu, bacağı, gözü, kulağı vardır. Bizler beyni olmak niyetindeyiz.
TamgaTürk’e geri dönecek olursak; TamgaTürk bizim gözbebeğimiz, sesimiz, kendimizi anlattığımız, birbirimizi bulduğumuz, ekmeğimizi bölüştüğümüz, yarınımızı planladığımız seküler milliyetçilere ait yegane mecramızdır. Ben bu misyonun çocuklarımızı buluşturacağına da inanıyorum. Sıkıntılı süreçlerden geçiyor olabiliriz. Kendimizi nadasa çekeriz, toprağımızı dinlendiririz, mahsulümüz bereketli olur.
Sizlerden ricamız; gücünüz doğrultusunda bu çatıyı desteklemeniz, görünürlüğünü artırmanızdır. Kalın sağlıcakla.
Nurten Loklar




















































































































Hoş bir yazı olmuş teşekkürler. Kendimce bir şey eklemek istedim. Nedir seküler Türk milliyetçiliği. Atatürk'tür işte. Bu tıpkısının aynısı Atatürk'tür. Kurucusu da Atatürk'tür. Atatürk diyen herkes, seküler Türk Milliyetçisidir, sadece farkında değildir. Tamgatürk sayesinde farkındalık kazandı.
Ben sizden önceki jenerasyondanım,gelişmiş versiyonum olduğunuzu ilk cümlelerden dahi hissettim.TamgaTürk,MKD,Bahadırhan Bey,bunlar gözbebeklerimiz ve de siz.İyi ki varsınız,çok samimi,net anlatım.Teşekkür ediyorum.
Teşekkür ederim Figen hanım. Eksik olmayın.