Yiğitlik etmek zor iştir sevgili okur. Gençlikte zor, sonraları daha zordur. Yaş on sekiz, genç ve savruk olarak her yanlışın karşısında dikilebileceğine inanırsın.
İlk gençlikte önünde tek bir engel bulunur: kendinden geçmek. Kendinden geçtikten sonra düşüneceğin kimse yoktur. Dört duvarla tehdit edilsen yaşadığın yer zaten on metrekare yurt odasıdır. Parayla pulla imtihan edilsen cebin zaten boş ve karnın zaten yarı açtır. Aklın, damarlarındaki kanın seni hiç terk etmeyeceğini düşündürecek kadar havadadır. Hasımlar ve dosyalar biriktirirsin. Bunlar lütufkâr avukatlara zahmet olurken senin için ilk buluşmalarda övünme fırsatıdır.
İlk gençlik, belki iki üç yıl sürer. Sonra yiğitliğin külfetli bir iş olduğu ortaya çıkar. Hasımların artmasıyla yurdun daralır, ‘evim’ dediğin kampüsün tekinsizleşir ve damarlarındaki kanın bedenine sadakat borcu olmadığı anlaşılır. Övünmeler yerini kendini açıklamalara bırakır. Alnına yapıştırıp gezmek istediğin yiğitlikleri terk etmen salık verilir; dostların böyle söyler, hocaların böyle söyler, seni koruyup kollamakla görevli kurumlar böyle söyler. Sanki utanılacak bir şeymiş gibi.
İşte, sevgili okur, 2022 yılında, yiğitlikten utanır hâle geldiğim ve ‘yolu yok’ dediğim bir anda Bahadırhan Dinçaslan adında bir adamdan bir mesaj almıştım. Beni hiç görmeden derdimi kendi derdi bellemiş ve kendi ifadesiyle bir kardeşin dayanışma insiyakıyla bana ulaşarak büyük bir söz vermişti. En başta o sözünün – ve aşağıda ancak birkaç örneğini verebileceğim şövalye ruhunun – hatırıyla dört yıla yakındır onun ve dostlarının yanında yiğitlik etmeye gayret ediyorum. Otuzlarında ve ötesinde, aile babası-annesi ve benden daha çok sorumluluk sahibi o insanlar ki sanki hâlâ on sekizlerindeymiş gibi yiğitlik ederler; o hâlde ben de atamam havlu. Daha bu sene yirmi beş yaş.
Paylaşmak istediğim inceliklerinden biri, İYİ Parti’den istifa ederken yazdığım son derece sert bir yazı üzerine gösterdiği tutumdur. Kendisine yakın bir siyasetçinin onu arayıp bu yazıyı silmemi rica etmesi üzerine ‘Ricanızı iletirim ama sil diyemem, kendisi silmek isterse siler’ dediğini biliyorum. Gönlünde büyük yeri olan o büyüğünü kırmak pahasına irademe duyduğu saygının hatırını taşıyorum.
‘Kimlerdensin’, ‘nerelisin’ diye sormadan yalnızca ortaya koyduğum işe güvenerek TamgaTürk’ün kalemini, itibarını ve parasını emanet etmesinin hatırını taşıyorum.
En hakkaniyetli olma iddiasındaki nice mecranın aslında yoğun mobbing ve güvensizlik içinde olduğunu biliyoruz. Bu yüzden TamgaTürk’ün özgünlüğünü ısrarla vurgulamak istiyorum. İmkânlarına oranla bu denli ses getirebilmiş ve yolu kendisinden geçenleri birbirine bu denli kenetlemiş olan TamgaTürk’ün sırrı onun samimiyetindedir. Yani, yazdıklarıyla ve söyledikleriyle size hitap eden gençler aslında hiçbir zaman TamgaTürk’ün ‘çalışanı’ olmamıştır. Kendi hâllerindeyken ne yapıyorlarsa, gönüllerinden geçen her ne ise onu TamgaTürk adına yapmaları için – hepsi bağışlarınızla mümkün olan – ödemeler almışlardır.
Sevgili okur, bil ki, “Türk genci doğumundan ölümüne çile çeksin diye mi milliyetçiyiz? Ben Türk genci yediği pirzolanın yağları bıyığından damlarken buzlu rakısından yudum alsın diye milliyetçiyim” yazan adamın iş yerinde, yeri gelir, Türk genci yediği pirzolanın yağları bıyığından damlarken buzlu rakısından yudum alır, almıştır. Bundandır ki, doğrusunu yanlışını ve eksiğini fazlasını tartışmanın pek tabii mümkün olduğu TamgaTürk’ün bir şeyi tartışılamaz: TamgaTürk gerçektir. Yaşamadığımız hiçbir şeyi yazmayız. İnanmadığımız hiçbir ideali size sunmayız.
Vaktinizi aldığım bu yazı, nihayet, mecramızda yayımlanan ‘Veda Yazısı’ başlıklı yazıya bir reddiyedir ve şunu söylemektedir: TamgaTürk ve gelecekte ortaya konulacak ne varsa, on binlerce destekçisinin yanı sıra bana da emanettir. Gördüğüm, yazmaya değer bulduğum şeyler hakkında TamgaTürk’te yazmaya devam edeceğim.
Bugünlerde Tuna kıyılarında, yarım Macarca bilgimle bastırdığım bir “TamgaTürk Basın Kartı” ile mitinglerde dolaşıyorum ve bence önemli olan şeyler üzerine yazıp çiziyorum. Bu sırada ilgili yazıyı okuyunca kendimi, uzay istasyonundayken Sovyetler’in dağılmasıyla son Sovyet vatandaşı olarak ortada kalan kozmonot gibi hissettim. Bu güzel bir his değil. Bu yüzden inadıyla nam salmış müellife inat, TamgaTürk için görmeye ve yazmaya devam edeceğim. Hiç kimse okumasa sigara dumanı ve çay buharı arasında kırmızı gözleriyle inatçı bir adam okuyacaktır.
Son olarak, bu yazı, incelikli metinlerle uğraşmayı hobi bilen o adama muzip bir hediye taşıyor: Bu yazıda, onun hayatta en nefret ettiği şeylerden biri olan ‘rap’ müzikten, özellikle bir parçadan, altı öbek alıntı yer alıyor.
Hajra TamgaTürk!



















































































































