Gün geçmiyor ki yeni bir siyasi birliktelikle karşılaşmayalım. Ancak bu birliktelikler, benzerlerin değil, benzemezlerin mecburi ortaklığı haline geldi.
Siyasette zaten ideolojinin öneminin kalmadığı bir süreç yaşadık ve yaşamaya devam ediyoruz. Artık ilkelerin değil çıkarların, fikirlerin değil anlık rüzgârların belirlediği bir dönemden geçiyoruz. Uzun zamandır bu süreci izliyorduk; fakat şimdi bambaşka bir eksen kaymasına daha şahit olacağız.
Yaklaşık beş-altı yıl önce kurulan iki partiden söz ediyorum: DEVA ve Gelecek Partisi. Bu partiler AKP'nin içinden çıkan ama kuruluş felsefelerindeki ideolojik görüşlerden arınmış ve sadece sözüm ona “müreffeh seviye” vaadi ile bir çok kişiye ulaşma amacı taşıyan tavşan partiler.
DEVA MI RİYA MI?
Kurulduğu günlerde DEVA Partisi, ideolojik görüşten bağımsız olarak “kurtarıcı” misyonu ile her kesimden insana bir çatı oldu. Öyle ki kurucular kurulu üyeleri arasına kendisine “Türk milliyetçisi” diyen de vardı, “sosyal demokrat” diyen de. Ancak zaman gösterdi ki AKP’den kopan bu yapı, aslında ondan hiç de farklı değildi. Yaprak dökümü kısa sürede başladı. Siyasal İslamcılığa ve etnik bölücülüğe karşı duranlar, kısa sürede istifa ederek uzaklaştı. Kuruluş tüzüğündeki ilk maddelerde “nepotizmle savaş” sözü veren bu parti, en çok o ilkesini çiğnedi. Hatta öyle ki bugün bile Ankara İl Başkanı’nın Ali Babacan’ın akrabası olduğu kamuoyunun malumu. Gençlik kollarının başındaki isim ise, Mehmet Şimşek’in öz yeğeni.
Ekonomist kimliğiyle öne çıkan genel başkanın ekonomiden anlayan bir kadrosu yok. Kuruluş döneminde parti sözcüsü ve teşkilat başkanı avukattı; ekonomi iddiasındaki partide, ekonomistlere resmi bir görev düşmemişti.
Bu bilgiler bile, partinin aslında görevini sessizce sürdüren bir “mavi AKP” kimliğine büründüğünü kanıtlıyor. Ali Babacan’ın son dönem açıklamaları bu yorumları haklı çıkarıyor. Cumhurbaşkanlığı resepsiyonuna ilk kez davet edilmesi de bunun tesadüf olmadığını gösteriyor.
KILIÇDAROĞLU KIYAĞI
Kuruluşundan dört yıl sonra teşkilat yapısı çökmüş bir partinin, hâlâ 15 milletvekiliyle Meclis’te bulunması, siyasi mühendisliğin en net örneği. Hafızamızı tazeleyelim; “Altılı Masa” adıyla kurulan ittifak, başlangıçta iyi niyetli bir girişim olarak sunuldu, ancak zamanla inada dönüşerek ülkeyi çıkmaza sürükledi.
Kamuoyuna uzlaşı görüntüsü verildi ama gerçekte o masa, İtilaf Devletleri’nin toprak paylaşımına benzer biçimde, milletvekili kontenjanlarının bölüştüğü bir noter masasına dönmüştü. İYİ Parti bu süreçte itirazlarını en yüksek tondan dile getirse de, partiyi hedef alan etki ajanlığı operasyonu etkili oldu ve direniş iradesini tamamen parçaladı.
Sonuç ortada: Yüzde 0,3 oy alan DEVA Partisi, 15 milletvekili çıkardı. Türk milliyetçileri o zaman da uyarmıştı, bugün de aynı gerçeği hatırlatıyorlar—Kılıçdaroğlu güvenilmez bir aktördü, hâlâ öyle.
ÖZELEŞTİRİ
Türk milliyetçileri olarak çok bölündük, hâlâ da bölünüyoruz. Siyasal İslamcıların bizden güçlü olduğu nokta tam da burada: Onlar, aralarındaki kavgayı bir kenara bırakıp biz vatanseverlerin önünü kesmek için birleşebiliyorlar. Biz Türk milliyetçileri, “her şey tam olsun” derken yanımızdakini bile eksik sayıyoruz.
Zaman gösterecek ama yön belli: DEVA ve Gelecek Partisi gibi hem etnik kimlik hem din siyasetiyle var olmaya çalışan AKP uzantıları kurumsal olarak siyasetten silinecek. Liderleri de yine AKP’nin arkasına dizilecek.
Biz Türk milliyetçilerinin ise Türk milletinden başka adresi yok.
Ne güzel yazmış Bahadırhan Dinçaslan:
Çık meydana görelim kim peşrev tutar sana.
Gel! Bin yıldır yüreğim kin ile atar sana.
Vur! Göğsümde gül biter dikeni batar sanaBenden bayrak boşanır senden akan irindir
Git bir delik bul yaşa - Türkiye Türklerindir!



















































































































