“Öldükten sonra Háma'nın bedenini Boruşehir'in kapıları önünde parçaladılar. Pencerene kurulan bir darağacından sallanıp da kargalarının eğlencesi olduğun zaman, seninle ve Orthanc ile bir barış yapacağım. Eorl Hanedanı'ndan sana gelecek iyilik bu kadar.“
Theoden Kral, Saruman’ın barış isteğine böyle yanıt veriyordu. Barışın ancak Saruman’ın yaptığı kötülüklerin hesabını verdikten sonra geleceğini söylüyordu ki bu hesap çetindir; Saruman’ın bir darağacında sallanırken kargaların eğlencesi olmasıdır.
Türkiye’de yürütülen sözde “Terörsüz Türkiye” süreci aklıma hep bunu getiriyor. Barışı kim istemez? Ancak yalanlarla örülen, ahlaksızca yürütülen, Türk Milleti’nin yüzüne bakıp dalga geçilen bir barışı kim ne yapsın?
Bu şekilde yürütülen; Türklerin her gün hakarete uğradığı, Kürtçülerin bu durumu arsızlık ve pişkinlik zemininde bir avantaja çevirdiği bir atmosferde hangi barışı konuşacağız?
Çetinkaya'da insanları yakmış herifin tahliye edilerek Türklere parmak sallamasına imkan sağlandığı bir ortamda siyasetçilerin terör örgütü PKK’nın futboldaki uzantısı Amedspor’u tebrik etmesiyle mi barış gelecekmiş? Gelmesin.
Biz terör örgütü PKK ile mücadelede eşitler arasında bir barış değil terör örgütünün ezilip tüm unsurlarıyla yok edildiği bir zafer istiyoruz.
Vatandaşın büyük ölçüde umut kestiği siyaset kurumu, Kürtçü sermayenin düşüncelerine sürekli alan açarken ve bu tercihi topluma rağmen sürdürürken, toplum sesi çıkmasın diye sefil hayat şartlarına mahkum edilmişken biz barıştan söz etmeyeceğiz.
AİHM Baskısı ve “Yerli-Milli” İllüzyonu
Aslında bu süreç zırvası, kamuoyuna PKK’nın silah bırakması, kendini feshetmesi ve terörün tasfiyesi üzerinden “milli” ve “yerli” bir hamle olarak sunulsa da gerçekte hiç de “yerli ve milli” değil -gerçi devletlûlar yerli ve milli olarak bebek katili Öcalan’ı sayar oldu ya neyse-.
Süreç konusunda hazırlanan rapor öncesinde masaya oturan her parti kendi raporunu da hazırladı. Kürtçü terör örgütü PKK’nın siyasi uzantısı DEM Parti’nin raporu bu bakımdan ilgi çekici. Diğer raporlarda yer almayan ama aslında sürecin özünü oluşturan detaylar var.
Raporda aktarıldığına göre; AİHM, 18 Mart 2014 tarihinde terör örgütü elebaşına ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını ve şartlı salıverilme imkânı olmaksızın uygulanmasını, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 3. Maddesi’ndeki işkence ve kötü muamele yasağına aykırı bulmuştu. Bu kararın ardından benzer ihlaller Hayati Kaytan, Emin Gurban ve Civan Boltan davalarında da teyit edildi. Mahkeme, Türkiye’den “umut hakkı” mekanizması kurulmasını açıkça talep etti.
Tanıdık geliyor mu?
Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi ise 2015’ten itibaren “ihlal” sürecini işletmeye başladı. Bilhassa DEM Parti raporunda yer alan "Son olarak, 31 Temmuz 2024 tarihinde yapılan başvuruların ardından AİHM’in Abdullah Öcalan’a ilişkin ihlal kararı yeniden Bakanlar Komitesi’nin gündemine taşınmış ve 17-19 Eylül 2024 tarihleri arasında gerçekleşen toplantıda görüşülmüştür. 'İhlal' kararını görüşen Komite, 19 Eylül 2024’te kararını açıklamıştır." kısmının, DEM Parti'nin umut hakkıyla ilgili 100'den fazla kanun teklifi verdiği tarihlerle uyuşması ve bundan yaklaşık 1 ay sonra Bahçeli'nin 22 Ekim'deki çağrısının tarihleriyle uyuşması dikkat çekici.
Bakanlar Komitesi 2024-2025 toplantılarında süreleri kısaltarak Türkiye’ye Haziran 2026 sonuna kadar yasal düzenleme yapması gerektiğini dayattı. Ne tesadüftür ki rapordaki yasal düzenlemeler meselesi önce Ramazan Bayramı’ndan sonra hızla gelecek denildi, bu olmadı. Bugün ise sürecin mimarı Bahçeli bebek katili Öcalan’a "Barış Süreci ve Siyasallaşma Koordinatörlüğü” statüsünü önerdi. İlginç tesadüfler değil mi?
Buradan anlıyoruz ki sürecimiz pek de yerli ve milli değil. Gayet de uluslararası dayatmaların bir ürünü.
Kara Para Sermayesini Meşrulaştırmak
Tabii bir yanda TBMM’de kurulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu üzerinden “demokratik entegrasyon yasaları” tartışılırken diğer yanda iktidarla arası gayet iyi olan ve en büyük geliri her türlü kaçakçılık, haraç, çöreklenme gibi faaliyetler olan Kürtçü kara para sermayesi de kendi çıkarlarını korumaya devam ediyor. Bu sermaye tarafından fonlanan Amedspor’un Süper Lig’e çıkması sonrasında siyasetçilerin attığı tebrik mesajlarını gördük.
Bu mesajların birçoğu öyle samimi tebrik mesajları değildi; siyasetçilerin bağlantılı oldukları gruplara hoş görünme çabasıydı.Tabii bu kara para sermayesinin, aşiret-ağa bağlantılarının sayesinde siyasette yer işgal edenlerin forma dağıtmak gibi hareketlerini de gördük, bu da madalyonun diğer yüzü.
Velhasıl bizim için bebek katili Öcalan’ın statüsündeki tek eksiklik geberip gitmemiş olmasıdır.
Demokrasi, milli birlik ve kardeşlik konularında da bebek katili Öcalan’ı kendine şeyh bellemiş, kabilesiyle memleketin mümbit yerlerine çöreklenmiş Kürtçülerden ve yardakçılarından da Türk Milleti’nin öğreneceği bir şey yoktur.



















































































































