KELİME:
Kelime ses ve anlamın bütünüdür. Örnek vermek gerekirse bir taşın taşa çarpasının çıkardığı sestir. Aynı taşın birinin kafasına çırptığında kişinin acıyla ettiği ah kelimedir. Çünkü o ah hem bir anlam taşır. Hem de belli bir sese sahiptir.
KELİMENİN EDEBİYATA ETKİSİ:
Kelime varoluşu gereği zamanla meydana gelir ve zamanla insanların aklında yer alır. Kelimeler kullanıldıkları müddetçe ve yüzyılları aştıkça asıl anlamlarından başka anlamlara da gelebilir. Fetih denildiği zaman aklımıza İstanbul’un fethi ve Fatih’in gelmesi gibi. O sebeptendir ki uzun süre kullanımımızda olan kelimelerin şiirde kullanılması edebi yönden zenginliktir. Zira bir taşla pek çok kuşu vurmak kolaylaşır. Hakeza hayatımıza yeni giren kelimler de tercih edilebilir. Bazı zamanlarda veya bazı şairlerde bu daha gereklidir. Şair kelimelerin bu ikincil, veya üçüncül manalarına da dikkat etmelidir.
ŞİİRDE KELİME:
Ses ve anlamın bütünü olan kelimeler mısraları, ve şiiri oluşturur. Demek ki şiir ses ve anlam bütünüdür. Şair şiirindeki sesi istediği şekilde besteleyebilir. İstersen hiç duraklamayan akışkan bir sesi, isterse aksıyan, duraksan bir ses uyumunu tercih edebilir. Zira akışkan veya durağan ses uyumu şiirin kalitesini değil, okuyucunun ve şairin zevkini alakadar eder. Aynı anlamda anlam da ölçüye alınır. Şair isterse anlaşılmayan, isterse anlaşılan bir şiiri oluşturabilir. Bu da şiirin kalitesini etkilemez. Zira bu durumda okuyucunun ve şairin zevkini alakadar eder.
KLASİK ŞİİR BAHSİNDE KELİME:
Klasik şiirimizde kelime son derece ehemmiyet arz eder. Bir kelime ile şiirin anlamı bambaşka bir istikamete varabilir. Ve bir çok kelime asıl anlamı yerine sembol anlamlara gelir. Klasik şiirimizde kelimelerin taşıdığı ses değeri büyük bir özen ve kurallar çerçevesince seçilir. Aynı zamanda kelime kökenleride anlamda önemlidir. Mecnun ve cünun aynı köktendir ama aynı şiirde kullanılabilir. Zira bu kullanış söz sanatlarındandır. Klasik şiirde kelime mantıki açıklaması mümkün olan ve ne için şiirde olduğu belli olan bir malzemedir. Kelime alaya alınmayacak kadar önem arz eder.
SERBEST ŞİİR BAHSİNDE KELİME:
Serbest şiirimizde kelimenin misyonun daha farklı olduğunu düşünüyorum. Serbest şiirde kelime anlamı anlatmak yerine, duyguyu sezdirmek için kullanılabilir. Şiirin tamamına baktığımızda karşımıza çıkan bir kelime anlam olarak uyumsuz gelebilir. Ama duyguyu sezdirmekte başarılıdır. Serbest şiirde kelime biraz daha deneysel bir malzemedir. Kelimenin kimyasıyla oynamak mübahtır.
HALK ŞİİRİ BAHSİNDE KELİME:
Halk şiirimizde kelime adeta dede yadigarı gibidir. Ve sınırlıdır. Kelime çeşidi diğer şiirlerimiz kadar fazla değildir. Ve aynı kelimeler aynı anlamlarda sıklıkla kullanılır. Ama bazen bir kelime üzerine yaptığımız düşünce bizi sehli mümteniye götürebilir. Halk şiirinde kelime şairin seçmesinden ziyade olması gereken yere kendi kendine yerleşir.
KELAM:
Kelam bahsinde size kelamın dini yönünü değil, şiirdeki yönünü anlatacağım. Bir örnek vereyim. Ali ile Mehmet iki arkadaşlar ve yıllardır beraber ve bir çok anıları var. Ali küçükken Mehmet’in kafasından aşağı bir kova su boşaltmış ve Mehmet’i ıslatmış. Mehmet’in bu halini gören annesi Mehmete çok kızmış. Mehmet’in annesi ne oldu diye sorunca Ali yağmur yağdı diye cevap vermiş.
Aradan yıllar geçmiş. Ali Ahmet ve Ayşe buluşmuşlar. O sırada yağmur yağmış. Bu olay hatırlarına gelice Ali gülmüş, Mehmet de sinirlenmiş. Ama Ayşe bu olaya anlam verememiş. İşte o yağmur kelamdır. Şiirde aşk acısından bahsettiği zaman o acıyı yine aşk acısı çeken kişi anlıyorsa şair ve okuyucunun ortak paydası var demektir. Ama aşk acısı çekmeyen tıpkı Ayşe gibi meseleye yabancı kalır. Şair şiirini yazarken kelamdan yararlanarak okuyucuyla bir bağ kurabilir. Veya okuyucuyu olaydan uzakta tutabilir. Ama zannımca şair sanki okuyucuya onunda bir hatıra gibi hatırladığı bir şeyi hatırlatarak okuyucunun şiirin içtenliğine kapılmasını sağlamalıdır.
MISRA:
Kelimeler bir araya gelince cümle olurlar. Ama şair elinde mısra olurlar. Bazen bir kelime mısra eder. Cümleyle mısranın farkı kelimelerin sıralanış biçimidir. Kelimler dil kurallarına göre değil, anlatılmak istenenin en iyi anlatıldığı.istenilen duygunun en iyi verildiği, istenilen edebiyatın en iyi yapıldığı şekilde yer alırlar mısranın içinde. Lakin cümlenin mısra oluşunda tek etken kelimenin satırda aldığın yerle değil, şiirin tamamına bakınca anlaşılır. Normalde cümle olan şey öyle mısralarla yan yana gelir ki bir anda mısra oluverir. Ama bu bahis usta şairler için önem arz etmez. Çünkü üslup oturduktan sonra cümlenin mısra oluşu pek kolaydır.
EDEBİYAT:
İşte size Allah’ın belası bir başlık. Edebiyat. Edebiyatın söyleyiş biçimi olduğu fikrindeyim. Sözün en üst mertebe söyleniş biçimi şiirdir. O da edebiyatla olur. Edebiyat şiirin sanatla ilişiğidir. Şiir ne kadar edebiyatlıysa o kadar sanatlıdır. Farz edelim bir duygunuzu anlattığınız şiir yazdınız. Ama bu duygunuz kimseyi etkilemedi. Oysa daha duygusuz bir şiir bir çok kişiyi hüzünlendirdi. Eğer mesele bu ise mevzu ya kelamdır, yada edebiyat. Bülbülün acıyla inlemesini insanlar keyif alarak dinler. Zira bülbülün sesi çok güzeldir. Feryad etse de sesi güzel çıkar ve haz verir. Şair de buna benzer. şair derdini, fikrini, hissini, vb. neyi varsa anlatacağı tıpkı bülbül gibi insana haz verecek şekilde anlatır. Bunu da edebiyatla yapar. Peki nasıl yapar? Tek cümleyle izah edeyim. Belagat ve söz sanatlarıyla.
ÜSLUB:
Karakteristik uyum hem şiirin kendi içinde, hem de şairin şiirlerinin genelinde görülür. Üslup zamanla ve tecrübe ettikçe oluşur. Bir çok şair imzası olmasa bile üslubundan tanınır. Süleymaniye caminin kapısının pimapen olduğunu düşünün, yada düşünmeyin bu gerçekten iğrenç olurdu. İşte üslup bu denli önemli ve belirgindir. Üslup sadece şairinin karakteriyle değil, yaşadığı çağ ile de alakalıdır. 16 yüzyılda benzer üsluplar vardır. 21. yüzyılda da benzer üsluplar vardır. Mevcut devir üsluba etki eder. Lakin parmak izlerimizin farklı oluşu gibi üslubumuzda farklıdır. Önemli olan yeteri kadar tecrübenin sonucunda bu üslubun belli olunması ve kalıcı hale gelmesidir. Üslubunu veya tarzını değiştiren şairler bile eski üsluplarından parçalar taşırlar. Sanatçı çıraklık döneminde ustasını taklit eder. Sonra belli bir ustalığa erince artık yolları ayırır. Şairin ustası ondan önceki şairlerdir. İlk başlarda etkilenme hayli fazla olur. Okuduğunuz şair gibi yazarsınız. Başka şairleri okudukça bu cehaletten kurtulup kendiniz oluverirsiniz.
GELENEK:
Her sanatkarın kendi şahsına özel bir üslubu olur. Lakin bir geleneğe bağlı olarak eserler vermek sanatkarın bağlı olduğu geleneksel sanat üslubunu arttırırken gelenek dışındaki sanat yönlerini köreltir. Gelene bağlı kalmak veya kalmamak önemli değildir. Lakin geleneğe bağlı kalan sanatkar yaşadığı çağı getirilerini sanatına ekleyerek gelene ek yapmalıdır. Böylece sanat büyür. Geleneğe bağlı kalmayan sanatkar tamamen köksüz olamaz. Zira sanatı öğrendiği sanatkarlar bir silsile devamıdır.
MODERN:
Modern kelimesini çağdaş ve çağdan ileri olarak ikiye ayırmakta fayda buluyorum. Çağdaş olma mevzusu basittir. Zira en eski üslup bile tekrar ediyorsa, mevcut çağda tekrar söyleniyorsa, zaten o çağdadır ve çağdaştır. Çağdan ileri veya çağ ötesi olarak tanımladığım modernlik ise oldukça kıymetlidir. Lakin şiirde bu oldukça zor bir meseledir. Üzerinden zaman geçtikçe klasikleşen bir moderni yaratmak asıl meseledir. Yoksa demodelik ve bayağılık başlar. Ve toplum nazarında şiirin ve şairin itibarı zedelenir. Eğer asırlar sonra klasikleşecek bir moderni yaratacak yeteneğe sahipseniz bu yeteneği değerlendirin.
İLHAM:
Allah’ın belası bir mevzu daha, ilham. İlham bazı ustalarca vahiye benzetilir. Nazarımca ilham şiiri başlatan ilk kıvılcım. Bazen şiirin ilk mısrası, bazen son mısrası, bazen kafiyesi, bazen tamamı ilham olarak gelir. İlham bazen bir kelime olarak hissedilir. Aklınıza gelen bir kelime şiiri yaratır.
Bazen ilham bir felsefe olarak belirir. Bir düşünce gelir şairin aklına, o düşünce şiiri yaratır. Ama ilhamın göklerden geldiğini ispat edemem. Ama beynin içinde var olduğu kesindir. Aslında insanın beyninde olan şey bir mevzuu sonucunda aniden belirir ve ilham olur.
SANAT:
Sanat ne olduğu tam bilinmeyen, ne olmadığı da tam bilinmeyen, hakkında tonlarca fikrin olduğu bir şey. Şey diyorum çünkü ne somut, ne soyut. Gökte bir Allah gibi bir şey. Şiirle alakasına gelirsek şunları söyleyebilirim. İçerik, biçim ve yapı yani şiirin tamamı sanatla alakalı. Mısra sonunda ki kafiyeden tutunda içinde ki virgüle kadar. Şiiri zanaatten ayıran şey içinde barındırdığı sanattır. Sanatın her kolu aslında zanaattır. Bu zanaatlara belirli özellikler eklendiği zaman sanatlaşırlar. Polisin çizdiği suçlunun eşgali zanaattır. Lakin Dali’nin resimleri öyle mi? Güzel olan işçilik zanaata yakındır. Şiirin kafiyesi, ses ahengi, anlam ahengi, ve bütün işçiliği zanaatın mevzuudur. Lakin bu saydıklarım ve dahası sanatı’da oluştururlar. Bu mevzuda ki can alıcı kısım sanatçının sanatı ne olarak tanımladığıdır. Örnek vermek icab ederse sanatı fikri mücadele olarak görürsek belli bir fikri yaşatabilen ahşap sanat, marangoz ise sanatkar olur. Veyahut sizi ağlatan bir kuru fasulye yerseniz aşçının elini öpebilirsiniz.
SANATLARIN EN ORJİNALİ ŞİİR:
Maddeye dayalı olan sanatlar, sese dayalı olan sanatlar, ve harekete dayalı olan sanatlar. Renkle yapılan resim, sesle yapılan müzik, hareketle yapılan tiyatro. kelimeyle yapılan şiir. Renk doğada var, ses doğada var, hareket doğada var, kelime doğada yok. Kelime insanın yarattığı bir şey olduğu için diğer tüm sanatlardan daha orijinaldir. Çünkü doğayı taklit eden diğer sanatlardan öte, insanın yarattığıdır şiir.
ESKİ VE KADİM:
Günden güne yıpranan eskime olayı şiirle alakalı değildir. Zira şiir ya ölür, yada kadimleşir. Yaşlanmaz veya gençleşmez. Bilinmedikçe ölen şiir, bilindikçe kadimleşir. Bilindikçe gençleşen şiir her an başka anlamlar kazanmaya meyyaldir. İçinde barındırdığı her ne varsa gelişir. Bilinmedikçe yaşlanan şiir ölür, unutulur.
ŞİİR VE ŞAİR:
Şairin biyografisi ardında bıraktığı divandır. Şair şiiri yazarken ömründen tüketir. Ömür tüketilerek meydana gelen şey elbette ömrün yansıması olacaktır. Yeter ki yalanla gerçeği ayrıt edebilelim. Toplum nazarında şairine ait olduğu tahmin edilemeyen şiirler ya şairin asıl yüzüdür. Ya da 2. yüzüdür. Ama o kadar yüzlü ve yüzsüz şair gördüm ki belki de 5. veya 10. yüzü de olabilir. Lakin bu kötü müdür bilmiyorum. Çünkü şair birçok hayatı aynanda yaşayan tek bir insandır. Halk şiirimizde şairin şiirini acıyla söylediğini, bir nevi şiiri içinden attığı kanaatindeyim. Klasik şiirimizde ise duygudan çok eser yaratma arzusu ön plandadır. Modern şiirde ise şiir bir nevi deney amacı şair için. Hangisi sizin için itibarlıysa onu takip edin.
ŞİİR VE ŞUUR:
Ya Rab beni kötü kullarından koru, amin. Şiirin şuur işi olup olmadığı meselesi, ilhamın Allah’tan mı yoksa zaten beyinde var olduğumu meselesiyle birebir aynı. İzahı kıymetli olmayan bu mevzuyu kısa keseceğim. İdraki olmayan varlıklar şiir yazdığı zaman şiir şuur değildir. Veyahut insan şuurluyken bir anda şiir yazma esnasında şuurunu kaybedip, şiir bittikten sonra geri kazanabiliyorsa yine şiir şuur işi değildir. Aksi taktirde tamamen şuur işidir.
LİSAN İLE KALBİN İLİŞKİSİ:
Kalp aslen kan pompası olduğu için lisanla alakası yoktur. Her şey beyindedir. Ama anlayış kolaylığını önemsediğim için kalp diyeceğim. Duygularımızı ifade ettiğimiz kelimeler duygularımızdan aşağı kalabilir. Lisan sınırları içerisinde sözümüzü beyan ederiz. Duygu sonsuz, kelime sınırlıdır. Şair dilin sınırları içerisinde gönlündekini hudutsuz anlatmaya çalışır. Ama asıl şaşılası mesele bu değil. Bazen lisan duyguları yaratır. Bir kelimeyi tefekkür ettiğimiz zaman bir şiir doğabilir. Veyahut bizim az olan duygumuza seçtiğimiz kelime üstün gelebilir. Kalbinde olmayanı lisanda aramak şiiri yapaylaştırır.
BAŞAR VAROL




















































































































Üstadım tek kelime ile her kelimesi cümlesi harika sürükleyici ve aciklayici kalemine sağlık