Çalıştığınız şirkette, dernekte, belediyede, partide vs. cahil ve işbilmez birinin hak etmeden terfi ettiğine, müdür olduğuna, başkan olduğuna hiç şahit oldunuz mu? Eminim ki defalarca şahit oldunuz ve bu haksızlığa içinizden isyan ettiniz. Hatta hayat boyu sadece böyle insanların terfi ettiğine şahit oldunuz, bilgili ve işbilir insanların bugüne kadar herhangi bir yerde etkili bir pozisyona gelebildiğine ise neredeyse hiç şahit olmadınız. Ve bu durum, bütün ülkelerde, bütün toplumlarda, bütün devletlerde, bütün şirketlerde, bütün derneklerde neredeyse aynı. Her yerde bu cahil ve işbilmez tipler her önemli işin başında, her önemli makamı işgal ediyor.
Herkes bunların zırcahil olduğunu biliyor. Cahillikleri yüzünden sürekli olarak herkese zarar veren büyük hatalar yapıyorlar. Sürekli olarak başkalarının çözmek zorunda kaldığı ya da eziyetini başkalarının çekmek zorunda olduğu sorunlar yaratıyorlar. Buna rağmen bulundukları işin, görevin başında kalmaya, müdür, başkan gibi ünvanlarını korumaya devam edebiliyorlar. Dahası, her başarısızlıklarında ve yarattıkları her sorunda konumlarını daha da güçlendiriyorlar. Akıl alır gibi değil, ama böyle.
Bu arada, şirketin, derneğin, partinin, devletin işlerinin her şeye rağmen bir şekilde yürümesini sağlayan bilgili, nitelikli, liyakatli kişiler ne yapıyor? İlerleyemiyor, terfi alamıyorlar. En iyi ihtimalle yerlerinde sayıyorlar. Çoğunlukla, yukarıdaki liyakatsiz yöneticinin hatalarının bedelini haksız yere ödemek zorunda kalıyorlar. Sürekli olarak küçümseniyor, aşağılanıyor, görmezden geliniyorlar.
Bütün bunları düşününce şu soruyu ister istemez soruyorsunuz: Bu durum her yerde ve her zaman neden böyle?
Eğer buraya kadar yazılanları okuyup anladıysanız, empati kurduysanız ve yazının kalanını okumaya merakınız varsa, dünyayı cahillerin ve liyakatsizlerin yönetmesinden siz de rahatsızsınız demektir. Gelin bu sorulara birlikte yanıt arayalım.
Liyakatsizlik Bir Avantaj Mı?
Öncelikle şunu kabul etmemiz gerekecek: Cahil ve liyakatsiz insanlar bulundukları yerlerde yönetici pozisyonlarına kazara ya da şans eseri gelmiyorlar. Modern, kalabalık insan topluluklarının doğası (siz buna kısaca sistem ya da düzen de diyebilirsiniz) bu kişilerin o konumlara gelmesini destekliyor. Bu işin arkasında Tapınak Şövalyeleri, Gladio ya da İlluminati gibi bir komplo teorisi yok. Güç ilişkilerinin doğası var.
Bütün modern tarih boyunca, günümüze kadar güç ilişkileri, birkaç istisna hariç, böyle evrimleşmiştir. Niteliksiz kişiler sırf birinin oğlu olduğu için tahta çıkmış, niteliksiz generaller büyük savaşlar kaybetmiş, niteliksiz yöneticiler ekonomileri mahvedip toplumları açlık, sefalet, hatta kan ve gözyaşına mahkum etmiştir.
Bunlar olurken parlak stratejistler, nitelikli yöneticiler, bilgili danışmanlar ise güç merkezlerinden ya uzak kalmış ya sonradan uzaklaştırılmıştır. Pek çoğu yalnızca liyakatli olmanın bedelini hayatlarıyla ödemiştir.
Hem modern tarihi hem günümüzü incelediğimizde şunu görüyoruz: Cahil ve liyakatsiz insanların önemli pozisyonlara gelmesi bir tesadüf ya da istisna değil, tam tersine bir kural. Dünyayı yüzyıllardır ve halen cahiller yönetiyor (istisnalar hariç). Bu sürecin arkasında cahilliği ve liyakatsizliği yücelten bir mekanizma var. Bu yüzden cahillik ve liyakatsizlik, önemli konumlara yükselebilmek için bir dezavantaj değil, tam tersine bir avantaj teşkil ediyor. Halen akıl sağlığını koruyan insanların “Nasıl olur???” dediğini duyar gibiyim.
Dunning–Kruger Sendromu (Cahil Cesareti)
Şöyle olur: Ortalama insan zekası, başka insanların yalnızca nasıl göründüklerini idrak edebilecek düzeydedir. Başka insanların görünüşte değil, gerçekte ne olduklarını idrak edebilmek daha az sayıda insanın sahip olabildiği daha yüksek bir zeka ve bilgi seviyesi gerektirir. Hal böyle olunca toplumdaki önemli konumlara gelebilmek için önemli olan gerçekten bilgili ve liyakatli olmak değildir. Bilgili ve liyakatli olmayı dış görünüş itibariyle taklit edebilmektir. Daha düşük zeka ve bilgi seviyesine sahip insanlar, nitelikli insanmış gibi görünme konusunda zeki ve bilgili insanlardan çok daha iyidir.
Çünkü cahil bir insan, neleri bilmediğini idrak edemediği için, sahip olduğu küçük bilgi miktarını bütün bilginin tamamı sanır ve kendisini de çok bilgili zanneder. Bu durum bu insanlara müthiş bir özgüven duygusu verir. Mutlak bir özgüvenle (ki buna Anadolu’da cahil cesareti de denir) konuşan bir insan, yüksek bir ihtimalle karmaşık kavramları anlamaktan acizdir. Nedensellik, korelasyon, tümdengelim, tümevarım vb. kavramlardan habersizdir. Bir şeyin dış görünüşüne bakarak bir fikir oluşturur ve o fikrin mutlak doğru olduğuna inanır. Bunda da çoğunlukla samimidir. Çünkü zekası, kendi idrakinin ötesinde bir fikir ya da bilgi olabileceğine imkan vermeyecek kadar sınırlıdır.
Öte yandan zeki ve bilgili insanlar, konuşurken ihtiyatlıdır. Bir olgu hakkında çok farklı açılardan çok çeşitli bilgilere sahip oldukları için hüküm vermekte ve fikir oluşturmakta acele etmezler. Olgunun karmaşıklığının, olgular arasındaki nedensellik ve korelasyon ilişkilerinin farkındadırlar. Bu yüzden hep ihtiyatlı bir şüphecilikle konuşurlar ve mutlak bir özgüven sergilemezler. Gerekli bütün ayrıntı ve verilere hakim olduklarından emin olmak isterler.
Özgüven Liyakat Midir?
Ortalama insan zekası, hele de kitlesel olarak, bilgiye değil, konuşan kişinin özgüvenine odaklanır ve özgüveni zihninde liyakat olarak kodlar.
Bugüne kadar şahit olduğunuz çeşitli tartışmaları gözünüzün önüne getirin. Liyakatli bir kişi şöyle der: Bu faktörler gerçekleşirse A olayı olur, şu faktörler gerçekleşirse B olayı olur, ayrıca şu durumda C olayının gerçekleşme olasılığı da artar.
Liyakatsiz bir kişi ise şöyle konuşur: Bu sorunun cevabı çok açıktır. Cevap X’tir. Buna inanmayan herkes şirketimizin ya da partimizin düşmanıdır. Buna inanmayan kim varsa vatan hainidir.
Peki bu tartışmayı kim kazanır? Yüzde 99 oranında liyakatsiz kişi kazanacaktır. Verdiği yanıt doğru olduğu için değil, cahilliğine rağmen sergilediği mutlak özgüven kitleyi daha çok tatmin ettiği için. İster bir şirkette, ister bir dernekte, ister toplum yönetiminde yöneticiler genellikle böyle seçilir. Ama bu seçimin en bariz olduğu alan elbette ki siyasettir. Bu şekilde seçilen yöneticiler, yaptıkları her iş ve verdikleri karar hatalı olmasına ve kendi kitlelerine ciddi bedeller ödetmelerine rağmen hep onlar yönetici seçilmeye devam eder.
Basit sorunlar basit çözümler, karmaşık sorunlar ise karmaşık çözümler gerektirir. Basit sorunları çözmekte kullanılan, düşük zeka ve bilgi isteyen çözümleri karmaşık sorunlara uyguladığınızda çok daha büyük sorunlar yaratırsınız. Ülke yönetimi, parti yönetimi, şirket yönetimi ya da dernek yönetimi gibi karmaşık işlerde liyakat kavramı işte bu yüzden önemlidir. Ancak insanların çoğu, sorunları çözemediği gibi üstüne ilave sorunlar yaratan liderleri yine de takip eder ve destekler. Peki ama neden?
Çünkü ortalama zeka, özgüveni liyakat zanneden bir programlama hatasına sahiptir (bilgisayar dilinde buna virüs deniyor). İnsanların çoğu özgüvenle liyakati birbirine karıştırır. Çünkü liyakati ölçmek ve idrak edebilmek zordur. Liyakati idrak edebilmek için kendiniz liyakatli olmak zorundasınız. Ancak özgüveni anlamak kolaydır. Bu yüzden de insanlar, gözlemleyip anlayabildikleri özgüvene bakarak, bunu liyakat yerine koyar.
Örneğin iki beyin cerrahından hangisinin daha liyakatli olduğuna, ancak kendimiz de liyakatli bir beyin cerrahıysak karar verebiliriz. Ancak dünyanın en liyakatsiz insanı da olsanız, iki beyin cerrahından hangisinin daha özgüvenli olduğunu kolayca anlayabilirsiniz. Bu yüzden de daha özgüvenli olan cerrahın daha liyakatli olduğunu düşünebilirsiniz. Ancak bu düşüncenizin geçerli bir dayanağı yoktur.



















































































































