Yazının ilk bölümünde anlatılanlar, liyakatsizliğin nasıl normalleştiğini ve neden çoğu zaman fark edilmediğini gösteriyor. İnsanların özgüveni liyakat sanması, cahil cesaretini kararlılıkla karıştırması ve karmaşık sorunlara basit cevaplar araması, bu düzenin psikolojik zeminini oluşturur. Ancak mesele sadece bireysel algı yanılgılarından ibaret değildir. Bu zihinsel hatalar, kurumsal yapılara ve karar süreçlerine yansıdığında, artık kişisel bir sorun olmaktan çıkıp sistematik bir bozulmaya dönüşür. Şimdi, bu yanılgıların gerçek hayatta nasıl çalıştığına ve liyakatsizliğin kurumlar içinde nasıl kalıcı hale geldiğine daha somut bir örnek üzerinden bakalım.
Pratik Bir Örnek
Şöyle bir durum hayal edin: Bir şirkette gündemde bir proje var. Şirketin liyakatli proje yöneticisi şöyle bir rapor hazırlıyor: projenin şirkete yararları, uygulama aşamasında ortaya çıkabilecek komplikasyonlar, olası kâr ve risk hesapları vb. Bu analize; piyasanın mevcut durumu, sektördeki müşteri davranışları, rakip şirketlerin olası tutumları, mevsimlik etkiler, makro-ekonomik faktörlerin olası etkileri gibi çok yönlü ve kapsamlı bir değerlendirme ekliyor. Şirketin liyakatsiz patronu ise odaya girip şöyle diyor: “Kes sesini ve yap şu projeyi!”.
Proje uygulamaya konuyor ve şans eseri hiçbir komplikasyon gerçekleşmeden başarılı oluyor. Bu durumda şirket patronu, “kendisini frenlemeye çalışan köhne bürokrasiye rağmen projeyi başarıya ulaştıran, vizyon sahibi, kararlı, büyük yönetici” olarak alkışlanıyor. Tesadüfen gelen başarı tamamen onun eseri kabul ediliyor.
Ancak risklerden biri gerçekleşirse ve proje başarısız olursa, o zaman da en başta herkesi uyaran proje yöneticisi ya da alt kademedeki çalışanlar “patronun vizyonerliğine rağmen işi eline yüzüne bulaştıran beceriksizler” olarak suçlanıyor ve başarısızlığın bütün suçu onlara kalıyor. Projeyi bütün risklerine rağmen ve yapılan uyarılara aldırmadan zorla yaptıran patron ellerini yıkayarak pirüpak şekilde kenara çekiliyor ve faturayı alt kademede çalışanlara kesiyor. Tanıdık geldi mi?
Liyakatsiz bir yönetici, tesadüfen başarılı olması halinde hak etmediği bir övgü alırken, başarısızlık halinde ise hiçbir şekilde sorumlu tutulmamaktadır.
Öte yandan liyakatli kişiler ise sonuna kadar hak ettikleri başarılarda görmezden gelinmekte, yöneticilerin başarısız olmaları halinde ise onların başarısızlığının bütün sorumluluğunu taşımak zorunda kalmaktadır.
Liyakatsizlik Düzeni
Bir güç mekanizması bir kere bir liyakatsizin eline geçti mi (ki her sistem bir gün mutlaka bir liyakatsizin eline geçer) kendi liyakatsizlik ekosistemini yaratmaktadır. Çünkü güç mekanizmaları doğaları gereği kendilerini muhafaza etmek ister. Sistem ise düşünen, sorgulayan liyakatli insanları değil, düşünemeyen ve sorgulayamayan liyakatsizleri tercih eder.
Liyakatli insanlar genellikle iyi niyetle her şeyi sorgular. Bunu işlerin daha iyi yürütülmesini sağlamak için yaparlar. Aksayan yönleri tespit ederler ve düzeltmek isterler. Ancak bir şeyi düzeltmek için önce onun hatalı olduğunu kabul etmek gerekir. Hatalı olduğunu kabul etmek ise, bu hatayı yapanları ya da ondan yararlananları mercek altına alan bir sorgulama mekanizmasını ister istemez tetikler. Sistemi yönetenler ve sistemden nemalananlar bu durumu tehdit olarak algılar. Bu yüzden liyakatli insanlar her yerde “uyumsuz” ya da “sorunlu” kişi olarak yaftalanır.
İşte bu yüzden, yanlışları düzeltmek bir kenara, neyin doğru neyin yanlış olduğunu dahi ayırt edemeyecek kadar liyakatsiz insanlar, otoritenin konforunu ve güvenliğini tehdit etmedikleri için her zaman tercih edilir. Ayrıca liyakatsiz insanlar, geldikleri konuma üst yöneticinin lütfu sayesinde getirildiklerini bildiği için, bulundukları konumdaki en önemli işlevlerinin, kendilerini oraya getiren güce mutlak bir sadakat olduğunu iyi bilmektedir.
Diğer bir deyişle liyakatsiz insanlar liyakatsizliklerine rağmen değil, liyakatsizlikleri sayesinde yükselir. En başta dediğimiz gibi, liyakatsizlik hayatta yükselmek için bir dezavantaj değil, avantajdır. Liyakatsizlikleri onları daha yukarıdakiler için tercihe şayan hale getirir. Liyakatsiz insanlar, sadakatten başka bir şey istemeyen, birey değil emir kulu isteyen güç sistemleri için mükemmel birer yönetici adayıdır.
Liyakatsizliğin Kurumsallaşması
90 IQ bir CEO kendisine 85 IQ bir Direktör bulur. 85 IQ bir Direktör kendisine 80 IQ bir Proje Yöneticisi bulur. 80 IQ bir Proje Yöneticisi kendisine 75 IQ bir Asistan bulur. Ve bu böyle gider. Sonuçta şirket yukarıdan aşağıya giderek gerileyen bir zeka ve liyakat seviyesindeki insanlarla özenle ve bilerek doldurulur.
Bu süreç çok normal bir durummuş gibi işler. Arkasında mistik bir güç ya da bir komplo teorisi yoktur. Her seviyede o seviyeye tehdit oluşturabileceği düşünülen liyakatli insanlar bilinçli olarak elimine edilir. Yukarıdan aşağıya doğru gittikçe bırakın sorun çözmeyi, sorunun varlığını idrak etme kapasitesi bile kalmaz.
Yukarıya doğru yükselenler ise, liyakatsizlerin arasından, atanacakları pozisyonun hakkını veriyormuş gibi vaziyeti idare edebilecek kadar zekaya ve bilgiye sahip olanların içinden seçilir. Seçilen liyakatsiz, geldiği konuma uygun şekilde, elinden geldiğince liyakatli taklidi yapmaya çalışır. Ceket-kravat giyip, otorite ve güç gösterisi sergileyen ve hakim olmadığı işleri el yordamıyla yaparak yapıyormuş gibi görünen liyakatsiz, kısa zamanda kendisini bulunduğu konumu sonuna hak eden biri olduğuna inandırır.
Bu sürecin sonucu, cahilliğin ve liyakatsizliğin kurumsallaşmasıdır.
“Kendisi İyi Ama Çevresi Kötü”
Liyakatsiz bir yönetici, liyakatli bir asttan korkar, onu otoritesine tehdit olarak algılar. Bu yüzden kendisine yardımcı olarak kendisinden bile daha liyakatsiz kişileri seçer. Ve onlar da kendilerine ekip olarak kendilerinden bile daha liyakatsiz kişileri seçer. Bu durum yukarıdan aşağıya doğru tam bir cahillik ve liyakatsizlik sarmalına dönüşür.
Bu yüzden bir yöneticiyi tanımanın en etkili yolu, etrafına seçtiği kişilere, ekip arkadaşlarına bakmaktır. Etrafı liyakatsiz yardımcılarla dolu bir yöneticinin kendisinin liyakatli olmasına imkan yoktur.
Pek çok kişi için söylenen “Kendisi iyi ama çevresi kötü” sözü büyük bir yanılgı ya da yalandır. Kendisi iyi olan hiçbir yöneticinin çevresinin kötü olması mümkün değildir.
Eğer bir yöneticinin çevresi kötüyse, kendisi de kötüdür. Kötü insanları çevresine toplamak yöneticinin kendi bilinçli tercihidir.
Liyakatsizlerden Kurtulmak Neden Zor?
Liyakatsiz bir yönetici verdiği kararlarda çoğunlukla yanlış yapar. Ancak kalabalık insan topluluklarının oluşturduğu sistemlerde bu yanlışlar, sonuçlarını anında göstermez, sonucun ve zararın ortaya çıkması için belli bir süre gerekir. Örneğin, makine mühendisleri tarafından yönetilmesi gereken bir kuruma turizm/otelcilik mezunlarının da uzman olarak girmesine karar verirseniz, bu yanlış kararınızın zararlı sonuçlarının ortaya çıkması en az 5-10 yıl alacaktır. Zira kurum, halihazırda sahip olduğu nitelikli uzmanlarla işlevlerini bir süre daha normal şekilde yerine getirir. Bozulma, hak etmedikleri halde kuruma uzman sıfatıyla girenlerin sistemde etkili olabilmeleriyle başlar. Bu da haliyle bir miktar zaman alacaktır.
Yanlış karar nedeniyle oluşan zarar ortaya çıktığında ise aradan bir süre geçtiği ve bu arada pek çok başka olay yaşandığı için insanların büyük bölümü ortaya çıkan zarar ile zamanında bu zarara yol açan hatalı karar arasında neden-sonuç ilişkisi kurmayı başaramaz. Genelde zararın nedeni olarak, zararın ortaya çıkmasından hemen önce yaşanan başka bir olay suçlanır.
Bunun akabinde aynı liyakatsiz yönetici, ortaya çıkan zararı telafi etmek için yeni bir karar alır. Bu yeni kararı da yanlıştır ve bu yanlış karar da, zararlarını bir süre sonra gösterecektir. Böylece yanlış kararlar ile bunlar nedeniyle uğranan zararlar, arasında neden-sonuç ilişkisi kurulamayan bir sarmala dönüşür.
K(e)riz Yönetimi
Bu arada liyakatsiz yönetici, aldığı yanlış kararlar nedeniyle oluşan zararlar için sürekli başka olayları ve kişileri suçlar, devamlı surette spekülasyon ve polemik yaratır. Bilgi ve düşünce evrenini sürekli olarak kirletir. İnsanları neden-sonuç ilişkileri kuramayacak ve doğru bilgiye ulaşamayacak bir karmaşaya sürükler.
Arka arkaya alınan yanlış kararlar nedeniyle oluşan zararlar zinciri öylesine büyür ki, artık hemen her gün yeni bir zarar ortaya çıkmaya başlar. Her gün, bir önceki gün ortaya çıkan zarar unutulur ve sadece o günkü zarar konuşulur. Zararlar o kadar çok ve bilgi ortamı o denli kirlidir ki, ortalama insanın zihni artık abandone olmuş ve bütün analitik melekelerini kaybetmiştir.
Liyakatsiz yönetici bu durumu kitleye “kriz yönetimi” olarak satar. Kendisinin kriz yönetiminde ne kadar başarılı olduğunu, kendisi olmasa bu kaos ortamında toplumun düşman güçlerce yok edileceğini anlatır. Aslında buna kriz yönetimi değil, keriz yönetimi demek de mümkündür. Zira kriz üstüne kriz yaşayan kitle artık kerizleşmiştir. Krizlerin sorumlusunu, kriz yönetimi adı altında yüceltmekte, o olmasa bu krizleri kimsenin yönetemeyeceğine inanmaktadır.
Dicle’nin Kenarındaki Koyun
Milli şairimiz Mehmet Akif Ersoy’un, İkinci Halife Hz. Ömer’in adalet duygusunu anlatmak için söylediği “Kenar-ı Dicle’de bir kurt kapsa koyunu, Gelir adl-i İlahi Ömer’den sorar onu” dizeleri, yalnızca adalet duygusunun değil, neden-sonuç ilişkisi kurma yetisinin de veciz bir ifadesidir.
Bir üst yöneticinin sorumluluk alanındaki her şey ama her şey o üst yöneticinin sorumluluğundadır. Aldığı ya da almadığı kararlar, atadığı alt yöneticiler ve onların karar ve tasarruflarından doğan sonuçlar silsileyle üst yöneticiye bağlanır. Bir yönetici, binlerce kilometre uzakta bir nehir kenarında bir kurt bir koyuna saldırdıysa ben ne yapabilirim, bu beni ilgilendirmez, deme hakkına sahip değildir.
Elbette hayatta hatalar olacaktır. Sonuçta insan faktörünün olduğu her yerde hata kaçınılmazdır. Ancak burada bahsedilen hata, insani ya da gündelik hata değildir. Cehaletten, liyakatsizlikten ve kötü yönetimden kaynaklanan ilkesel ve kritik hatadır. İlkesel ve kritik hata, muhakkak surette silsile yoluyla kök sorumluya rücu edilmelidir.
Her bir krizi, az sonra baş gösteren yeni bir krizle unutmak zorunda kalan ve adeta krizler içinde yaşamayı normalleştiren topluluklarda bunu başarmak oldukça zordur. Çünkü topluluk, yöneticisinin daimi olarak kriz yönetmekte olduğuna inanmış ve “Bu krizler neden sürekli bizim başımıza geliyor?” diye sorgulama yeteneğini kaybetmiştir.
Halbuki liyakatli bir yönetici, kriz yöneten yönetici değildir. Liyakatli yönetici, kriz oluşmasını engelleyen yöneticidir.
Liyakatli bir yöneticinin yönetimindeki toplum, kriz kelimesini, olması gerektiği gibi, günlük olarak değil, gerçekten çok olağanüstü durumlarda çok nadiren duyar.
Sonuç: Liyakatsizlerden Kurtulmak İmkansız Mı?
Liyakatsizlerden kurtulmanın imkansız olduğunu söyleyerek kimsenin moralini bozmak istemem. Nitekim imkansız olduğuna da inanmıyorum. Bunu nasıl başarabileceğimize dair net bir fikrim ya da çözümüm şu anda mevcut değil. Ancak, liyakatsizliğin ne olduğunu ve hepimize nasıl zararlar verdiğini anlatarak bir bilinç oluşturmaya çalışmanın iyi bir başlangıç olabileceğine inanıyorum. Bu yazıyı yazma amacım da budur. Umarım, hiç değilse sizin bakış açınıza bir nebze katkım olmuştur.



















































































































