Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel geçtiğimiz ağustos ayında Türk basınında yankı bulmayan ancak Macar muhalefeti için kayda değer bir röportaj verdi. 19 Ağustos’ta Ankara’daki parti genel merkezinde gerçekleştirilen röportajda Macar haber portalı Kontroll’den Márton Magyar ile görüşen Özel, ağırlıkla, Türkiye’de muhalefete yönelik artan operasyonlara ve bunların yankılarına değindi. Özel, ayrıca, operasyonlar karşısında CHP’nin tepkilerini, Macar ana muhalefet partisi Tisza’ya olan bakışını ve Türk-Macar ilişkileri için niyetlerini aktardı.
Kontroll’ün bu röportajı, Macaristan’da yaklaşan seçimlerde muhalefetin stratejisinden önemli ipuçları taşırken uluslararası bağlantıları CHP kadar güçlü olmayan Türk muhalefeti için bir öz eleştiri fırsatı sunuyor.
Macar medyası, iktidardaki Fidesz hükûmetine yakın odakların ağırlığıyla siyasî kutupların birinde yoğunlaşmış bulunuyor. Çeşitli medya kuruluşlarının 2018’de Başbakan Viktor Orbán’a yakın isimler tarafından devralınarak Central European Press and Media Foundation adı altında birleştirilmesi ile medyadaki güç dengesizliğini kurumsallaştı, medyadaki çoğulculuk büyük ölçüde ortadan kaldırıldı.
Henüz geçtiğimiz yıl yayın hayatına başlayan Kontroll Média, bugünlerde sayıları az kalan muhalif platformların en yenilerinden biri. 9,5 milyon nüfuslu Macaristan’da bir yıldır faal olan platformun YouTube’da 123 bin ve Facebook’ta 55 bin takipçisi bulunuyor. Kimi görüşler, Márton Magyar’ın kurucusu olduğu Kontroll’ün hızlı yükselişini ağabeyi Péter Magyar'ın ana muhalefet partisi Tisza’nın lideri olmasına bağlarken Márton bu ilişkilendirmeyi reddediyor. O, daha ağabeyi kamuoyunda tanınmazken dahi kendisinin medya sektöründe olması nedeniyle Kontroll’ün Tisza’nın bir propaganda aracı olamayacağını savunuyor. Bununla birlikte, Kontroll’ün, Tisza için en azından dolaylı bir medya desteği sağlayan önemli bir platform olduğu ve Márton Magyar’ın bizzat gerçekleştirdiği Özgür Özel röportajının ağabeyi Péter Magyar için de uluslararası siyasette önemli bir adım teşkil ettiği söylenebilir.
Kontroll’ün röportajı, Batı’nın Türkiye’ye dair sarı filtreli oryantalist bakış açısını yansıtan bir jenerik müziği ile başlasa da röportajın içeriği bu talihsiz tercihi telafi ediyor. Özel ve Magyar; İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanması, birçok muhalif belediye başkanının ve siyasetçinin tutuklanmaları, seçim güvenliği, kurumların çöküşü ve Erdoğan-Orbán dostluğu ile Türk-Macar ilişkilerinin geleceği hakkında konuşuyor.
Her iki tarafın da, açık ya da kapalı şekilde, ülkelerindeki sorunları diğeriyle karşılaştırıp benzerlikler bulduğu ve hükûmetlerine karşı mücadeleleri nedeniyle birbirlerine karşı olumlu ön yargılar taşıdıkları söylenebilir. Türkiye’deki meselelere ilişkin açıklamalarının ardından Özel’in Türk-Macar ilişkileri bağlamında aşağıdaki sözleri sarf etmesi, Türk ve Macar ana muhalefetleri arasındaki ilişkilerin boyutunu gösteriyor: “Biz Macaristan’ın iç işlerine karışmayı istemeyiz ancak ben Péter’in Macaristan’da gördüğü desteği ve yükselişini dikkatle takip ediyorum. Hem partisinin ismini oluşturan kavramlar son derece kıymetli, hem de Macaristan’da vaat ettikleri kıymetli. Eğer Macaristan’da seçimleri kazanmayı başarırsa bu Türkiye için de ilham verici olur.”
Türkiye ve Macaristan ana muhalefetleri arasındaki ilişkilerin şimdilik karşılıklı izleme ve takdir düzeyinde olduğu anlaşılıyor. Özel’in Tisza’nın yeni bir aktör olması ve Péter Magyar’ın tartışmalı arka planı nedeniyle ortaya çıkan ulusal ve uluslararası kaygıları gözeterek somut bir ortak çalışma zemini öngörmemesi ise temkinli bir tutuma bağlanabilir. Diğer yandan Özel, Macar muhalefetine, demokrasi ve insan hakları meselelerinde Macarların sesini uluslararası düzeyde dile getirmenin önemini vurguluyor. Olası bir CHP iktidarında diplomasiyi liderler arasındaki kişisel bir mesele olmaktan çıkarıp kurumsal bir duruş sergilemeyi vaat ediyor.
Röportajın Türk siyaseti için sunduğu bir sonuç ise, özellikle, uluslararası bağlantıları CHP kadar yaygın olmayan muhalefet aktörlerine yöneliktir. Millî değerler ve ilkeler uyarınca mücadele veren bir Türk muhalefeti, mücadelesinin ulusal görünümü nedeniyle kendisini yurt içine kapatmayıp yurt dışında da bir meşruiyet cephesi kurmalıdır. Otoriter rejimler uygulamalarını “ulusal egemenlik mücadelesi” perdesi altında sürdürürken buna karşı koymanın önemli bir yolu kendi mücadelelerinin iktidarlarının aksine küresel ilkelere uygun olduğunu ispatlamak ve – hukuka uygun – dış baskı mekanizmalarını harekete geçirmekten geçer.



















































































































