Konu başlığından da anladığınız üzere ilaçların hayatımızdaki yeri tedavi mi yoksa o ilaç olmadan yapamam dediğimiz plasebo etki ile kendimizi kandırmamız mı? Eğer kendimizi kandırmaksa onun tedavi olmadığı ve tamamen kendimizi eser dozlarda zehirleme olduğunu farketmemiz gerekir.
Şunu da belirtmem gerekir ki doktor ya da eczacı kontrolünde alınmayan her ilaçın aslında kendi bacağınıza sıktığınız bir kurşun olduğunu söylemek yanlış olmaz.
Hastalıklıkların eğitimini almış tedavi şekillerini öğrenmiş doktor ve eczacılar sizlere eser dozda verdiği ilaçlar şifa dağıtırken, başınıza buyruk aldığınız ve tedavisini, dozunu bilmediğiniz ilaçlar ise zehir olarak bedenimizde gezmekte ve organlarımıza zarar vermektedir.
Uzun yıllardır içerisinde yer aldığım eczacılık sektöründe gözlemlediklerimi sizlerle paylaşmak istiyorum. Bu bilinçsizlik bazen komik hallerde olurken bazen de ciddi sonuçlarla bizleri üzen hallerde olabiliyor. İsim, yer belirtmeden gerçekten yaşanmış olan ve dediğim gibi bazen komik olurken bazen de ciddi sonuçları olan bazı hastalarımdan bahsetmek istiyorum:
- Bir teyzemiz doktora gitmekten utanıyor, eczacıya danışmaktan utanıyor. Kalçasında çıkan sivilceyle günlerce oynuyor ve sivilce en sonunda patlıyor. Hastamız aslında cilt kanserinin deri üzerine çıkmasıyla oluşan lezyonu patlatmış ve 16 kez kalça ameliyatı olarak uzun süre tedaviler görmüş ve protezle yaşamak zorunda kalmıştı.
- Gastrik ülser sorunu bulunan başka bir hastam , ilaçlarını aldıktan sonra (eskiden eczaneler eşantiyon kolonya, kalem, not kağıtları verirdi) verilen mini kolonyayı şurup zannedip evine gittiğinde içmiş epey bir zaman sonra tekrar geldiğinde minik şurup çok iyi geldi bir daha verir misiniz demişti.Biz ne olduğunu düşünürken aslında kolonyayı içip midesinde oluşan yaraları iyice yakmış olduğunu ve hissinin kalmadığını anlamıştık.
- Gargarayı şurup zannedip içen genç bir birey, vücuduna ilaç almak istemeyen bir ablamızın göz damlasını gözüne yarım yarım damlatmak isteyişi, suppozituar (fitil) yutan hastalar…
daha bir sürü olay sayabilirim.
Kimi zaman komik gibi olsa da aslında kolonyayı içenlerin göz sinirlerine dokunup kör olma olasılığı göz önüne getirilirse ne kadar kötü ve ne kadar büyük hatalar içerisinde olduğumuzun göstergesi olmalıdır en basit haliyle.
Şu sıralar gözlemlerimde dikkat bozukluğu, hiperaktivite durumu olan çocukların doktor kontrolüyle tedaviye alındıktan sonra olan derslerindeki başarı artışının, sağlam çocukların ebeveynleri tarafından keşfedilip o ilaçlardan sağlam çocuklara da kullandırtmak istemeleri ve geleceğin minik depresif afacanlarının meydana gelmelerine sebebiyet vermeleri tamamen içler acısı…
Bir de bu ilaç ya da takviyelere bir sürü para harcamak daha da trajikomik hale getiriyor durumu.
Gördüğüm kadarıyla şuan ağızlara sakız olmuş "Z kuşağı hem çok edepsiz hem terbiyesiz hem tembel çalışmayı sevmiyorlar" tarzdaki konuşulmalar da kanaatimce ebeveynlerden kaynaklanıyor.
Beynin hormonal dengesinin tamamlanması, fonksiyonel işlevinin tam olması 24-25 yaşında olur. Bu da demek oluyor ki antidepresan, nörolojik ve beyin yapısına etki eden ilaçların doktor önermediği sürece kullanımı, çocukların beyin sağlığını etkilediği gibi karaciğer, böbrek ve bazı organların etkilenmesine yorulmasına işlev bozukluğunun oluşmasına da yol açacaktır. Özellikle son zamanlarda "çocuğum daha çok ders çalışsın, çok daha başarılı olsun derslerde" diye alınan takviye ürünlerin aslında ne kadar yanlış olduğunu ve kolay erişilebilir olduğunu gözlemlemem beni üzen bir konu oldu…
Komşusunun önerdiği ağrı kesiciyi almak, antibiyotiği almak; elimizdeki ilacı vermezsek kötü olduğumuza dair tavırlara maruz kalmamız da ayrı bir konu...
Akılcı ilaç kullanımı doktor ve eczacıların tavsiyeleri üzerine olmalıdır. Her öğrendiğiniz ya da duyduğunuz ilacı kullanmak hatta sadece ilaç değil aslında, gıda takviyeleri de buna dahil, hem kesenize hem de sağlığınıza ciddi zararlar verir.
Mustafa Yunus Tekmen



















































































































