M. Bahadırhan Dinçaslan
Giriş Tarihi : 10-10-2019 15:04
Güncelleme : 28-08-2020 15:43

İmkansız Muhafazakarlık ve Muhalefet

Tarihte uygulamalara bakarken, o uygulamayı yaratan arkaplanı da gündemde tutmakta fayda vardır: İngiltere’ye Normanlar gitmese, muhkem kaleler inşa edilmezdi örneğin, muhkem kaleler olmasa, soylular kralla aşık atamazlardı, aşık atamasalar Magna Carta imzalanmazdı

Tarihte uygulamalara bakarken, o uygulamayı yaratan arkaplanı da gündemde tutmakta fayda vardır: İngiltere’ye Normanlar gitmese, muhkem kaleler inşa edilmezdi örneğin, muhkem kaleler olmasa, soylular kralla aşık atamazlardı, aşık atamasalar Magna Carta imzalanmazdı. Magna Carta nedir peki? Soyluları ancak “denklerinden”, yani soylulardan müteşekkil bir heyetin yargılayabileceğini söyleyen bir ahit. Soyluları soylular yargılayacaksa, avamı kim yargılayacak? Dengi tabii ki, avamı da avam yargılar. İşte bugün Amerika’da Anglo-sakson hukukundan yadigar jüri sistemi varsa, köklerini ta Normanların İngiltere’ye tanıttığı kalelere götürebiliriz. Yahut, İskandinav ülkelerinin bireyci olmasının sebebi, yer şekilleri midir? Fiyortlar, dağlar, ormanlar arasına serpiştirilmiş, ancak bir aileye yetebilecek tarıma müsait -ve birbirine uzak- alanlarda yaşam pratiği geliştiren kuzeyliler, mecburen bireysel olarak ayakta kalmayı öğretecek bir kültür yaratmışlardır desek, yanılır mıyız? Mitolojide çok nadiren görülen ateizmin, “O kadar kudretliydiler ki, tanrılara bile ihtiyacı olmayan, bireyci, yiğit savaşçılardı” diye anlatılan İskandinav Godhlauss’larında karşımıza çıkması ve övülmesi tesadüf müdür?

Başarı da böyle: Bir cemiyette tutan usul, diğer bir cemiyette tutmaz. Başarılı olmuş bir milletin kurumlarına, şimdiki halinin uygulamalarına bakıp, aynını ihdas etmeye çalışmak yanıltıcı olabilir. Monarşizmi savunurken -meşruti ve dolayısıyla mutlakıyetle alakası kalmamış haliyle- İngiltere’den örnek verenler, doğu toplumlarındaki monarşinin bu toplumlara yakın tarihte ve bugün hiç fayda sağlamadığını unuturlar.

Coğrafyanın, iklimin ve hatta konuşulan dilin, bir cemiyetin “ruhu” üzerinde etkisi vardır. Zamanı, mekanı kavrama dahi hangi dili konuştuğuna göre değişebilir, zaman ve mekan algısının etkilediği her şey de öyle. Sapir Whorf hipotezinden önce, Ali Şir Nevai’nin Türkler ve Arapların karakterlerini dil yapısı üzerinden tarif etmesine kadar götürebildiğimiz bu anlayışın bugünkü en ilginç temsilcilerinden birisi, Lera Boroditsky, meraklı okura tavsiye ederim.

Pekala, eğer iddiamız doğruysa, -ki bir Türk Milliyetçisi olarak ideolojik temellerimden biri bu olduğu için ben bu iddiadayım-, kültür bir toplumun kurumlarını ve neticelerini belirliyorsa, iki sorumuz var: Evvela, bizim kanımız mı bozuk? Ne yapsak nafile mi, kültürümüz böyle olduğu için geri kalmış bir ülke olmaya mahkum muyuz? Sonra, bunu değiştirmenin bir yolu var mı?

Bu soruların cevabı, “muhafazakarlık”la yakından ilgilidir. Daha iyi anlaşılmak için, Türkiye’nin bugünkü yolsuzluk seviyesinin kültürüyle alakalı olduğunu iddia eden bir tez ortaya atayım: E. T. Hall’un ortaya attığı “yüksek/düşük bağlamlı kültürler teorisi”ne göre, yüksek bağlamlı kültürlerde iletişim dolaylı, kapalı ve mecazidir. Buradaki yükseklik bir üstünlük belirtmez, bağlamın belirleyiciliğini belirtir. Hall, yüksek bağlamlı kültürlerin doğrudan iletişimden kaçınan, dolaylı tedbirlere başvurmayı tercih eden, üstelik aile ve dostluk bağlarının diğer sosyal ilişkiler ve rollere nazaran daha baskın ve etkin olduğu davranış özellikleri gösterdiğini söylüyor. Düşük bağlamlı kültürler de bunun tam tersi; mesela İskandinav, Anglo-sakson kültürleri düşük bağlamlı. Fransız kültürü onlara nazaran daha yüksek bağlamlı, Türk, Japon kültürleri ise epey yüksek bağlamlı. En ilginç vakalardan biri Hindistan: Hindistan içindeki toplumlar/kültürler yüksek bağlamlı iken, bütün olarak Hindistan düşük bağlamlı. Çünkü bu toplumların dilleri birbirlerinden farklı, ortak çerçeve zayıf olduğu için, düşük bağlamlı bir iletişim kurmak zarureti doğuyor.

Buna göre, yüksek bağlamlı kültürler dolaylı tedbirlere başvurmayı tercih ediyorlarsa, aile ve dostluk bağları diğer sosyal rollere nazaran daha önemliyse… Yolsuzluğun doğması tabiidir. Bu kültürler, yolsuzluğu kötü bir şey olarak görmez, aksine siyasetin merkezine koyarlar. Müdür olmuş birinin yakınlarını işe almaması asıl sorun olarak görülür, siyasi hareketlere partili olarak, örgütlü olarak dahil olanların ekseriyeti, atama, ihale, menfaat beklerler. Aşağı yukarı her kültürde siyasette bu işlev vardır, ancak bu yüksek bağlamlı kültürlerde yolsuzluğu teşvik eden birçok kültürel meyil ve müessese varken, engellemek çok zor hale gelir. Üstelik, bu kültürler “paralel devlet”ler yaratmaya her zaman yatkındır diyebiliriz.

Transparency International’in yayımladığı rüşvet ve yolsuzluk endekslerine bakarsanız, aşağı yukarı aynı gelişmişlik seviyesindeki ülkeleri kendi aralarında grupladığınızda, yolsuzluk ve rüşvet sıralamasının, yüksek bağlamlılık sıralamasıyla birebir ve neredeyse şaşmaz bir korelasyon gösterdiğini görürsünüz.

Şu halde bunu nasıl düzelteceğiz? Demek sorun kurumlarda yahut siyaset yapan şahıslarda değil; sorun çok daha derinde. Kültürümüz, tercih edilmeyen bir ürünü sürekli yaratıp duruyor. Bunu nasıl değiştireceğiz, nasıl başa çıkacağız?

Burada muhafazakarlık tartışması karşımıza çıkıyor. Türkiye’de muhafazakarlık mümkün değildir, zira toplum sorunun asıl kaynağının farkında olmasa bile, sürekli olarak sorunla baş başa. Mustarip, acı çekiyor, kıvranıyor. Sürekli bir değişim talebi var, ancak palyatif çözümler sebebiyle beklediği değişim bir türlü gerçekleşmiyor. Bunu görünce, zihninde bir asr-ı saadet kurgulayıp ona dönmeye çalışıyor, bu çıkmazda da umduğunu bulamıyor. Kaldı ki, muhafazakar olduğunu iddia eden hareketler en büyük ve radikal değişiklikleri savunur pozisyondalar.

Oysa, İngiltere’yi bugünkü konumuna, gücüne getiren, kapitalizm olduğu kadar, başta ona bir denge unsuru olarak ortaya çıkan ancak sonra onunla bütünleşen, tabii bir senteze ulaşan, muhafazakarlıktı. Bu muhafazakarlığın hareket noktasını, Burke’dan mealen alıntılayarak şöyle tarif edebiliriz: Uzlaşma, geleneksel aidiyetler yoluyla gelmiyorsa, geriye kalan tek şey çıplak bir güçtür/şiddettir. Geleneksel aidiyetler, Burke’a ve takip eden İngiliz siyasilere göre, toplumun uyum halinde yaşamasının mihenk taşıdır, birtakım yeni hadiselerle karşılaşıldığında, onlara “reaksiyon” göstererek değişim çağrıları yapmak yerine, bu aidiyetleri koruyan, tedrici ve zamana yayılmış bir gelişimi arzulamak lazımdır. Nitekim, Burke bunu söyledikten sonra Fransa’da aynısı oldu: Alışıldık kurumlar ve aidiyetler ihtilalle kırılınca, geriye yalnızca çıplak şiddet kaldı. Burke, salt korumacı bir muhafazakarlığın çoğu zaman aptalca olduğunun da farkında ve buna çözüm önerisi de şöyle: Kendi reform araçlarına sahip olmayan bir toplum, kendini muhafaza araçlarına da sahip değildir. Yani reform geleneksel aidiyetleri içererek, geleneksel ve “organik” bir usulde gelmelidir.

Burke ne kadar haklı bilmiyoruz, ancak Fransa-İngiltere örneği, daha önceki iddiamızın doğruluğunu teyit ediyor. Gustave Le Bon, E. T. Hall ve Geert Hofstede’nin kültür sınıflandırmalarını birleştirirsek, Fransız kültürü İngiltere’ye nazaran daha kolektif, daha yüksek bağlamlı, “güç aralığı” daha yüksek bir kültür. Dolayısıyla geleneksel kurum ve aidiyetleri, Burke’un kendi ülkesinde gördüğü gibi, elastik değil. Değişime direnç daha yüksek ve ancak gerilip kopmak suretiyle değişim mümkün oluyor. Değişimi kademeli yaşayan ülkelerle, bir anda yaşamak zorunda kalan ülkeler arasındaki fark çoğu zaman bu: Türkiye de öyle. Ancak düşük bağlamlı ve bireyci kültürlerde monarkın geleneksel ve sembolik bir işlevle devletin başında kalması ama demokrasinin ihdası mümkün oluyor, Fransa, Türkiye gibi ülkelerde ise, kelleler gitmeli. Atatürk, meşhur sözünü söylerken yalnızca rakiplerine gözdağı vermiyordu, belki farkında olmadan, Türkiye’de bunun ancak böyle mümkün olduğunu söylüyordu.

Burke’un karşılaşmadığı bir diğer durum da, bozulmuş bir toplum senaryosu. Türkiye’de toplum “bozulmuş” durumdadır, Burke ise bozulma emarelerini, mesela yükselen orta sınıfı görüyor, bu bozulmanın önüne geçmeye çalışıyordu. Halihazırda bozulmuş ve çerçevesini kaybetmiş bir cemiyetin muhafazakar siyasetle bunu aşması imkansızdır.

Tam olarak bu yüzden, Türkiye’de muhafazakarlık yalnızca “dindar olmak”la eşitlendi. 18 yıllık “muhafazakar” iktidarda asırlık kurumlar, teamüller ve aidiyetler parçalanırken, muhafazakar zaviyeden tepki ya olmadı, ya da zayıf kaldı. Canhıraş denebilecek ve sürekli, kesintisiz bir dönüşüm halindeyiz, iktidar her karşılaştığı sorunda, “daha fazla değişim!” şiarıyla hareket ediyor. Gömlek çıkarma, anayasa değişikliği, demokratik açılım, çözüm süreci, başkanlık sistemi, yargı reformu derken, baş döndürücü bir değişiklik serisi yaşıyoruz.

Demek, kültürümüz “böyle” ise, ektiğimiz tohum her zaman “böyle” hasat edilecektir.

Pekala, kültürümüz bozuksa, muhafazakarlık da mümkün değilse ne yapacağız? Kültürü değiştirici hamleler, ülkenin mevcut halinden memnun olmayan herkesin hedeflemesi gereken hamlelerdir. İktidarın hatası sürekli değişim uygulamasında değil, yanlış değişimler uygulamasında. Hatta, bu denli teksif edilmiş bir gücü, olabilecek en kötü şekilde kullanıyor olması, endişe vericidir. Fakat muhaliflerin bir “kültür savaşı”nı gündeme almaları gerekiyor. Zira iktidarı indirmek yetmez, iktidarın ve ondan öncekilerin hatalarını sürekli üreten sistemin bozulması gerekiyor. Bir Türk milliyetçisi olarak fikir mesaimin beni getirdiği yer burası: Kültürümüzde bir sorun var. Milliyetçiliğin savunucu değil, dönüştürücü işlevine odaklanmak gerekiyor. Ki, milliyetçilik etno-sembollerle inşa edildiğinden, o etno-sembolleri yaratan toplumu dönüştürmeye muktedir ve oldukça etkilidir.

Bu mümkün mü? Toplum mühendisliği bu çağda çok daha etkilidir. Atatürk’ün kısıtlı imkanlarla, tam anlamıyla başarılı olmasa da yaratabildiği değişimin şayan-ı hayret olması, değişimin büyüklüğünde değil, oldukça cılız imkanlarla gerçekleşmesindedir. Bugün, toplumsal dönüşümler çok daha hızlı ve etkili bir şekilde tetiklenebiliyor, yaratılabiliyor: Bugün insan, çevresiyle, mesajı gönderen merkezle çok daha sık, sürekli ve çok boyutlu iletişim halinde.

Öyleyse, muhalefetin çok daha iddialı ve radikal olmasını beklemek, muhaliflerin hakkıdır. Bizi muhafazakarlık da, palyatif reformizm de kurtarmayacak. Meselenin adını doğru koyup, cesaret eden, makus talihimizi ancak o değiştirecektir. İktidar partisinin “denenmiş” ve başarılı olmuş yollarını taklit, ancak kısır döngünün bir diğer, batında eski, zahirde yeni bir figüranı olmak demektir.

M. Bahadırhan Dinçaslan

NELER SÖYLENDİ?
@
M. Bahadırhan Dinçaslan

M. Bahadırhan Dinçaslan

DİĞER YAZILARI Milli Şairimiz Kimdir? 21-06-2021 23:38 Sen Hiç Milliyetçiye Benzemiyorsun 09-06-2021 20:48 Yakın Dosta Kredi Çekmek: Yalnızlar Ülkesi Türkiye 07-06-2021 01:25 Batı’yı Aydınlatmak: Yeliz’in Dedesi ve Erbaş’ın Zırvaları 04-06-2021 12:23 Faydalı Kilisenin Papazından 7 Ölümsüz Oyun Önerisi 24-05-2021 14:37 Sorusuz Bir Toplum: Kadim Cevaplarla Yetinmek 23-05-2021 14:30 Muhaliflerin Ümidini Baltalamak – Bir Seküler Günah 11-05-2021 12:38 Neden Milliyetçiyiz – Bir Nutuk Taslağı 02-05-2021 16:10 Türk Usulü İslam Arayışına Dair Birkaç Not 29-04-2021 01:31 Faydalı Kilisenin Papazından Mitoloji Kitapları Seçkisi 20-04-2021 22:51 12 Nisan Şakası(!) ve Mizah Üzerine 12-04-2021 21:49 Türk Esirlerine Yardım Eden Bir Uygur'un Düşündürdükleri 04-04-2021 23:44 İbne LGBT Olunca 29-03-2021 16:53 Milliyetçi Siyasetin Geleceği: Özdağ ve Kuracağı Parti 21-03-2021 00:01 Büyük Adam Yaratamamak: Neden Bu Haldeyiz? 12-03-2021 15:32 Azgın Milliyetçilik: İnfial Yaratan Şiddet Olayları ve Milliyetçilik İlişkisi 07-03-2021 14:34 Eyam’dan Eyyamcılığa: Salgın Tedbirlerinin Bitmesi Gerekliliğine Dair 05-03-2021 12:43 Trrrummm Tiki Tak - Makinalaşmak: İnternet Çağının Hafızasız Yığınları 28-02-2021 19:39 Bir Kitap Nasıl Basılıyor? 19-02-2021 20:55 Şeriatçılar Ay'a Gidebilir mi? 15-02-2021 14:26 Samimi İslamcılar ve Yapmacık Muhalifler: Bir Eleştiri Yazısı 11-02-2021 14:12 Boğaziçi Olayları ve Makul Vatandaş: Ya-Ya Kamplarına Mecbur Muyuz? 08-02-2021 02:51 Bir Polis Yazısı 03-02-2021 22:49 Turan Hayal Midir - II 24-01-2021 23:53 Qanon: Bir Siber-Kültün Portresi 22-01-2021 01:39 Şimşirgil'in Cevabına Cevap 17-01-2021 15:39 Sosyal Medya: İnternetin Poposunun Rengi 10-01-2021 16:40 ABD'den Türkiye'ye İki Kamplı Siyaset 08-01-2021 11:37 Sümüklü Sıpalar ve Medya Sansürü 06-01-2021 16:33 Teröristsin Teröristim Terörist 05-01-2021 21:03 Nazım Dişe Dokunur mu IV: Şiir İnsanların Umrundayken 28-12-2020 10:37 Bayburt’un Acı Serencamı – Türk Kültüründe İçkinin Yeri ve Önemi 23-12-2020 21:23 Türk Milliyetçiliği Gözünden Mevlana 22-12-2020 11:10 Kuzgun - The Raven 20-12-2020 02:56 7 Güzel Ressam 13-12-2020 01:14 Türk Edebiyatı mı Türkçe Edebiyat mı? 10-12-2020 15:20 Türk Milliyetçileri Kime Oy Verecek? 09-12-2020 13:06 Nazım Dişe Dokunur mu III: Bohemya’dan Bürokrasiye 09-12-2020 00:47 Nazım Dişe Dokunur mu II: Alt-Kültürün İçyüzü 06-12-2020 18:55 Nazım Dişe Dokunur mu I: Şiir Nasıl Gözden Düştü? 05-12-2020 15:31 Mustafa Öztürk'le Dayanışma: Rafızi Olma Hürriyeti 03-12-2020 16:20 Etimoloji: Mihrap, Feriştah, Kalak, Gerekmek 27-11-2020 12:37 CHP’den Atsız Parkı yahut Alevilik Ali’yi Sevmekse Biz de Aleviyiz 19-11-2020 15:34 İyi Şiir Üzerine 17-11-2020 15:51 Batı'ya Ağıt 15-11-2020 23:01 Azerbaycan Sahada Kazandı – Masada Kaybetti – mi? 11-11-2020 13:42 Onlar Kalabalık, Biz Yükseğiz - II 09-11-2020 13:32 Karabağ'dan Turancılık Dersleri 08-11-2020 18:46 Onlar Kalabalık, Biz Yükseğiz - I 04-11-2020 21:17 Eşit Değiliz: Demokrasi ve Alt-İnsana Dair 02-11-2020 14:29 İfade Özgürlüğü: Karikatür Çizme Hürriyetine Dair 27-10-2020 15:08 Alt-İnsanın Müziği: Rap 23-10-2020 12:38 Türk Milliyetçilerini Bekleyen Kavga 18-10-2020 23:58 Anayasa Mahkemesi Tartışmasından Kadir Şeker’e: Devlet Kabadayılığı 14-10-2020 12:36 Etkili Hitabet Sözlüğü IV – Türkçenin Sırları 09-10-2020 11:53 Türk’ü Teoriye Hapsetmek 06-10-2020 13:55 Türk Milliyetçileri Neden Dağınık 29-09-2020 13:22 Etkili Hitabet Sözlüğü III – Etkileyici Metin Örnekleri 28-09-2020 12:39 Etkili Hitabet Sözlüğü II – Retoriğin Teorisi 24-09-2020 11:22 Etkili Hitabet Sözlüğü I – Retoriğin Sırları 22-09-2020 11:52 Mitolojiden Beslenmek: Arthur mu, Beyrek mi? 21-09-2020 10:52 Ne Gereği Var Gülüşü 17-09-2020 12:44 Dini Çıkarırsan Geriye Ne Kalır? 16-09-2020 10:35 Koydu, Koyduk, Koyarız: Koyunların Milliyetçiliği 15-09-2020 11:13 Elini Sallasan Elli Hassasiyet 14-09-2020 14:35 Türk Kaşarı: Halkımızın Bir Bölümünün Değerleri 07-09-2020 14:02 Köpekbalıklarının Türkiye'si 31-08-2020 13:05 Ölüm Orucu: Devletin Temelinde Bir Dinamit 30-08-2020 00:00 Dış Türklere Rağmen: Turancılığın Zırvaları(!) 27-08-2020 14:36 Türk Milliyetçisi Nasıl Bir Demokrasi İster? 23-08-2020 17:53 Örs, Çekiç, Kılıç: Rock ve Siyaset 17-08-2020 15:52 Hasbıhal XI: İngiliz-Amerikan Şiirlerinden Seçmeler 13-08-2020 23:11 Bedevinin Şerrinden Atatürk’e Sığınmak 04-08-2020 16:58 Hasbıhal X: Coleridge ve Kubilay 30-07-2020 00:40 Dosya: Gençler Dinden Neden/Nasıl Çıkıyor? 28-07-2020 18:17 AKP'yi Alkışlayarak Yıkmak 14-07-2020 14:47 Microtargeting: Kapıda Bekleyen Devrim 08-07-2020 15:54 Türk Milliyetçiliğinin Ekonomi-Politiği: İnsan Fıtratı ve Orta Sınıf 06-07-2020 15:58 Ziya Selçuk’a Kapalı Mektup 24-06-2020 22:26 Haydi Irkçılık Yapalım 21-06-2020 17:04 Muhalif Mevzilerde Canavarlaşma Problemi 16-06-2020 23:26 Faydalı Kilisenin Papazından 20 Makale Önerisi 14-06-2020 15:13 Zihin Jimnastiği: Polonya Türkiye Hattı 08-06-2020 20:58 Türk Kime Denir 27-05-2020 19:54 Bella'nın Kısa Donu 22-05-2020 21:02 Barnabas İncili: Bir Zırvanın Anatomisi 19-05-2020 20:21 Benim Seküler Milliyetçi Kardeşim… La Tahzen! Ve Düşmanım: Hele Bir Oku… 20-04-2020 20:23 20 Yaş İhtiyarları ve 30 Yaş Gençleri 16-04-2020 19:08 Sinanoğlu: Eternal Sunshine of the Spotless Türkçe 14-04-2020 18:33 Salgın ve Ekonomi: Kara Vebadan Sonra 12-04-2020 20:15 Türkçülüğün Farzı: Zengin Olmak 02-04-2020 21:26 Turan Hayal midir? 26-03-2020 15:25 Rus Gribinden Çin Virüsüne: Salgınlar ve Toplum 23-03-2020 14:28 Seküler Milliyetçilik: Bizimkisi Bir Aşk Hikayesi 19-03-2020 19:59 Korona Salgını ve Milliyetçilik 17-03-2020 20:55 Siyaset ve Ahlak: Mülahazalar, Gözlemler ve Beddua 11-03-2020 20:17 Türkçü Feminizm: Başörtüsü Tartışmaları ve Birtakım Öneriler 02-03-2020 20:19 Şehitlerin Ardından Gülenlere Dair Küfür İçermeyen Bir Yazı 01-03-2020 18:17 Vahşi Doğu’nun Kovboyu: Kadir Şeker 12-02-2020 19:58 Sosyal Medyanın Korona Virüsü: İlginç Bilgi 09-02-2020 20:00 Türk Milliyetçiliğinin Ekonomi Politiği – Çare Kapitalizm 02-02-2020 15:53 Devlet Fetişi ve Deprem 26-01-2020 20:02 Gidecekler… Ya Sonra? 21-01-2020 20:39 Din mi Kültürü Etkiler, Kültür mü Dini Etkiler? 16-01-2020 14:43 İki Parti Kıskacında Milliyetçiliğin Geleceği 15-01-2020 19:58 Bozkır Hikayeleri: Türk Çocuğuna Bir Hediye 13-01-2020 14:24 Erkeklerin Aşk Acısı ve Bir Kadın Olarak Milliyetçilik 10-01-2020 18:00 Türk Ocağı’nda İncir Ağacı 03-01-2020 22:52 Yerli Otomobilin Gözleri 28-12-2019 19:57 Kutsal Kitabın Stratejisi – Tapınakçı Altınları 26-12-2019 15:09 Mansur Başkana Bir Ankaralı Mektubu 23-12-2019 14:27 Bizden Neden Bir Halt Olmaz 18-12-2019 20:14 Samimiyetinizi Seveyim 17-12-2019 19:59 Britanya Seçimleri: Yeni Sağ-Sol Savaşı 13-12-2019 23:54 İntihar Ediyorum – Lütfen Bu Yazıyı Okuyun 09-12-2019 18:30 Ali Babacan Ne Dedi 26-11-2019 23:32 Dinin Adamından Uzak Dur 25-11-2019 17:59 Milliyetçileri Silahlandırmak 18-11-2019 18:23 10 Kasım'da Dikilmek 11-11-2019 15:55 Medeniyet Fay Hattına Kurulur 04-11-2019 17:59 İmamoğlu ve Yavaş: İki Başkana Dair Bir Analiz 27-10-2019 17:58 İmkansız Muhafazakarlık ve Muhalefet 10-10-2019 15:04 Gönülleri Birleşenlere Bir Davet 10-10-2019 14:56
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA