izmir escort instagram takipçi satın al izmir escort antalya escort bursa escort porno izle izmir escort antalya escort takipçi satın al instagram takipçi satın al instagram takipçi kasma
M. Bahadırhan Dinçaslan
Giriş Tarihi : 09-12-2019 18:30
Güncelleme : 28-08-2020 15:30

İntihar Ediyorum – Lütfen Bu Yazıyı Okuyun

“Hayattan çekilen bir adam cemiyete zarar vermez: Yalnızca iyilik yapmayı keser, bu da bir zararsa, en önemsizindendir

“Hayattan çekilen bir adam cemiyete zarar vermez: Yalnızca iyilik yapmayı keser, bu da bir zararsa, en önemsizindendir.” David Hume

Olta tabir edilen cinsten başlığı tıklayarak ve hakikaten intihar etmem beklentisiyle geldinizse, özür diliyorum, öyle bir niyetim yok. Ancak başlık tam olarak irdelemek istediğim konuyla alakalı: İntihar ve iletişim.

Şüphesiz oldukça sıkıntılı bir konuya dair yazıyorum: Bir yanda özgür iradesiyle yaşamını sonlandırmış insanlar ve onların geride bıraktıkları. İnsanın kendi yaşamıyla ilgili bu kadar özel bir tasarrufunu yargılamak konusundaki hassasiyetim, Atsız’ın “bütün didinmelerden sonra büyük kainat manzumesinde meçhul bir zerre olacağımızı düşünüyor ve bu kadar boş bir neticeye varmadan evvelki şu kısa misafirlikte insanların vicdanına karışmak hamakatını gösterenlere acıyorum” tarifiyle pekiştiğinden beri, böyle konularda beylik laflar etmekten çekinirim. Fakat diğer yandan, müntehire eleştiri de getirilebilir; şüphesiz bu eleştiriler hep cemiyetle, cemiyetin kurumları ve olgularıyla ilgilidir.

Durkheim, cemiyetin bilincinin ancak cemiyeti birim olarak kabul eden bir bilimle anlaşılabileceğini söyleyerek sosyolojiyi tesis ettiği gibi, intiharı da ilk defa psikolojik bir mesele değil, sosyolojik bir mesele olarak ele almıştı. Bu yazı bir Durkheim yazısı değil, o köprünün altından da çok sular aktı; Durkheim’ın anlama serüvenimize katkısı olduysa da, bizim sağcı entellerin yapmayı sevdiği gibi üzerinden bir asırdan fazla zaman geçmiş bir eserin taksonomisini intihar meselesinin ana hatları budur diye sunmayacağım. Hayır, yalnızca diyeceğim ki, evet, intihar ekseriyetle sosyolojik bir vakadır, zira kararı veren bireyse de, sürekli olarak cemiyet tesiri altındaki bireyler olduğumuzdan, böylesine “biyolojimize zıt” bir kararı alıp uygulayabiliyoruz.

Amatör bir hayvan kesimine şahit olduysanız, örneğin kurban bayramında, muhtemelen hayvanın kafası büyük oranda kesilmişken dahi ayağa kalkmaya çalıştığına da şahit olmuşsunuzdur. Hatta acemi kasaplar sebebiyle bağlarından kurtulan, o halde ayağa kalkmayı başarıp büyük işkence çeken hayvanlar dahi görmüş olmanız mümkün. Yaşamı devam ettirme isteği çoğu zaman reflekslerimize işlenmiştir, düşünmemize, kasti kararlar almamıza gerek bile yoktur. O halde bile hayvanın sinir sistemi tehlikeden kurtulmasına yardımcı olacağı önceden sınanmış tepkileri vererek yaşamını uzatmaya çalışmaktadır. İntihar edenler, peki, donanımımıza bu kadar derinlemesine işlenmiş hayatta kalma dürtüsünü nasıl baskılayarak intihar ederler? Öyle ya, boynuna ilmeği geçirse dahi, elleri, ayakları beyninin emirlerini dinlese dahi, boğulma hissi başladığında ayakları destek bulmak için çırpınacak, elleri belki de ilmeği kavrayıp, istemsiz olarak genişletmeye çalışacaktır.

Bu çatışmanın en güzel işlenişi, sevgili kardeşimin hatırlattığı üzere, şüphesiz Martin Eden romanında. Martin boğularak intihar etmeye çalışırken, istemsiz hareketlerinin onu yüzeye taşıdığını, ölemediğini fark eder. Son defa derin bir nefes alarak, iyice dibe dalar. Bu sayede istemsiz hareketleri onu yüzeye taşıyamaz ve Martin Eden “artık bilmeyi keser.” Bir nevi bilinç, kendisini, bilinci yok etmek için, “programlanmış olan”a galebe çalmıştır.

Dünya Sağlık Örgütü verileri, ihtiyarların ve ergenlik çağındaki insanların daha çok intihar ettiğini söylüyor. İhtiyar intiharı büyük oranda bakımsızlık, ümitsizlik, acı çekme yahut fakirlikten kaynaklanıyor. Hayatın hülyasının kalmaması diye tarif edebileceğimiz daha felsefi intihar sebepleri de var elbet ve bu ihtiyar intiharlarında ciddi rol oynuyor.

Fakat ergen intiharı? İletişim meselesinin en önemli olduğu alan burası: Ergenler psikolojik ve sosyolojik koşulların intihar kararına elverişli olduğu bir dönem geçiriyorlar. Bu iki önemli faktör birleşince, aynı kurumun verilerine göre intihar, gençler arasında trafik kazasından sonra ikinci en önemli ölüm sebebi. Bir nevi “nature vs nurture” ilişkisinin özeti: Natür her zaman imkan sağlar, potansiyel sağlar ama mutlaka aktif olacak değildir. Çevre şartları ve etkileşim fıtratı tetiklediğinde, sonuç gerçekleşir. Ergenlik, biyolojimize işlenmiş bir süreç, bu dönem zihnimizin, duygu durumumuzun karmaşık olması da normal ve beklendik. Ancak çevre şartları belirli bir şekilde oluşunca, bu karmaşıklık bizi intihara sürükleyebiliyor.

Türkiye’de son dönemde sıklıkla rastlanan intihar haberlerinin veriliş biçimi, bunu arttırıyor mudur? Gençler arasında, literatüre göre, özellikle “ünlü intiharı” daha çok etkili. Fakat “maddi yetersizlikten dolayı yaşlı intiharı” diye ayrıştırdığımız kategoriyi Türkiye’de fakir intiharı olarak görmeliyiz: Hastalık, bakımsızlık ve fakirlik insanları yaşlanmadan da vurabiliyor. Haberlerin bu konuda intiharları tetiklediğini, akla düşürdüğünü söylemek mümkün. Ergenler bir ünlünün intiharından daha çok etkileniyorlar, zira ünlüyle aralarında bir özdeşleşme ilişkisi var, ancak fakirlikten ve başka trajedilerden mustarip bir aile babası, herhalde ünlü intiharından değil, özdeşleşebileceği bir tipin intiharından etkilenecektir.

İşin bir diğer tarafı da var elbette: İntihar edenin ünlü olması. Mehmet Pişkin vakası, buna güzel bir örnek. İntiharıyla “ünlü” olan Pişkin, Dünya Sağlık Örgütü’nün risk grubunda olan intihara meyilli ergenlere kesinlikle yönlendirici bir etki yapmıştır diyebiliriz. Bunun farklı boyutlarına yazının sonunda yeniden geleceğiz. Sosyal medya klasik medyadan daha önemli bir mecra, zira intiharı özendirici olabiliyor, yahut risk grubundaki gençleri intihara sürükleyebiliyor. İntihar fikri akla düştüğünde, nasıl yapılabileceğine dair metodları, rehberlikleri daha kolay ulaşılabilir kılıyor. Siber-zorbalık, örneğin, Amerika’da genç bir kızın intiharıyla gündeme oturmuş, sosyal medyanın zaten risk altında olan bu yaş grubunda, akran çevresinin olumsuz etkileşimi nedeniyle intihara sürükleyici olduğuna dair çokça yazılıp çizilmişti.

Fakat intihar meselesinin, son zamanlarda, birbirinden bağımsız, biri ekşi sözlük ve diğeri twitter olmak üzere iki mecrada karşıma çıkan örnekler sebebiyle aklıma düşen bir boyutu daha var: İntihar çığlığı. Vaktiyle kısa bir süre sohbet fırsatı bulduğum Haydar Dümen’e, “hocam akıllı bir adama benziyorsun, neden sana kurgusal hikayeler yazan adamları ciddiye alıp cevap veriyorsun?” diye sormuştum. O da müthiş bir ders vermişti: “Evladım” demişti, “ben her şeyden evvel bir hekimim. Bu benim için bir veridir. Sen neden öyle kurgular yaratmıyorsun da, o yaratıyor? Bu da bir emare değil mi sence?”

Evet, intihar çığlığı, intiharın kendisinden daha az görünür ancak bir o kadar önemli bir mesele. İntihar edeceğini söyleyen gençler, bunu sosyal medyada paylaşıyorlar. Kimisi yalnızca ilgi bekliyor oluyor, kimisi, vaktiyle Boğaziçi Köprüsü’ne çıkıp iş isteyen aşina simalar gibi, bir müşkülünün çözülmesi için bu yola başvuruyor. Ancak belirtmekte yarar var; sosyal medyada kullanılan kelimelerden ve yapılan aramalardan intihar alarmı kurmaya çalışan projeler varken, intihardan bahsetmek ya da daha önce başarısız intihar girişiminde bulunmuş olmak, intihar riskini büyük ölçüde arttırıyor. Yani yalnızca ilgi peşinde bile olsa, intihar edeceğini söyleyen bir ergene vereceğiniz tepki, ileride intihar etmesini kolaylaştırabilir. O ergen neden böyle bir yola başvurdu, buna eğilmek gerekiyor.

Zygmunt Bauman’ın Facebook hakkındaki sözleri geliyor aklıma: “Bir Facebook kullanıcısı bir günde 500’den fazla arkadaş edindiğini söyledi. 86 yaşındayım ama hayatım boyunca 500 arkadaşım olmamıştır”. Sosyal medya birçok kavramın içeriğini değiştirdi; yeni kavramlar da yarattı. Buna çoğumuz “içini boşaltmak” diyoruz ancak bu bence içini boşaltmak değildir, kavramlar, olgular değişir, yeni anlamlar, işlevler kazanırlar. Yalnızca şunu söylemek mümkün: Artık çok fazla arkadaşımız var ancak öne çıkamıyoruz. Birkaç kişilik arkadaş grubunun kıymetli üyesi değil, çok kalabalık bir grubun herhangi bir mensubuyuz.

Haber sitelerindeki yorumları aklınıza getirin. Herkes o an “80 milyon”un kendisini okuduğunu düşünüyor ve öyle yazıyor. Aslında, kimse okumuyor! Daha çok okunabilmek, ancak daha çarpıcı olmakla mümkün.

Konuyu biraz dağıtırsak, “bilgi”nin dahi işlenişi ve servisi değişti. Sosyal medya ve internet, bilgiyi daha ulaşılabilir kılmıştı. Ancak geldiğimiz nokta şu: İlginç bilgi, işe yarar bilgiden daha çok ulaşılır hale geldi. Bu elbette bir şikayet değil, insanoğlu hep böyleydi ve böyle kalacaktır, ancak bu içerik üreticisinin davranışlarını da etkiliyor. Örneğin ben, yarım saat kadar önce okumalarım bitip yazıyı yazmaya koyulduğumda, ilgi çekici bir başlık attım. Daha ötesi var, çok okunmak benim de hoşuma gittiğinden, kitlenin çok okuyacağını bildiğim türden içeriği daha çok ürettiğimi fark ettim. Farklı ve farkında olduğumuz küçük gruplardan çıktık ve şimdi fark edilmek istiyoruz. Goethe, aklımda kaldığı kadarıyla “bilinmeyen bir şey var olmamış demektir” diyordu, bir nevi kendi varlığımızı ispat için daha çok bilinmemiz, dolayısıyla daha çok Facebook arkadaşı, Twitter takipçisi edinmemiz, “fav” almamız lazım.

İntihar çığlığı atan gençler, bu genel halin özel bir versiyonunu teşkil ediyorlar. Hepimiz fark edilmek istiyoruz ve dediğim gibi, bu satırların yazarı dahil, bunu farklı yollarla başarmaya çalışıyoruz. Ancak bizim dekolteli fotoğraf koyarak, küfrederek, yaratıcı espriler yaparak yahut yitip gitmiş bir tarihten ilginç kesitler çıkararak yaptığımızı, onlar neden intihar çığlığıyla yapıyorlar? Sorulması gereken soru bu. Klasik medyada intihar yaygın, sosyal medyada ilgi çekme baskısı had safhada, ergenlik dönemi buhranları zaten halet-i ruhiyeyi elverişli kılmış… Bir de Mehmet Pişkin örneği olunca, hele bir de meşhur olmamış ancak “sosyal medya çevresinde duyulmuş” birkaç intihar çığlığı vakası gördüyse, gencin buna yönelmesi oldukça kolaylaşıyor.

Şu halde, bu tür paylaşım yapan gençlerin gördüğü ilgi, onları yatıştıracak, büyük oranda intihar çığlığı atmasına sebep olan koşulları baskılayarak, tatmin yaratacaktır diyebiliriz. Dolayısıyla bu arkadaşlara ilgi göstermekte bir beis yok, aksine fayda var. Fakat onlara küfretmek, onlarla dalga geçmek, yaralarını arttıracak, o anda olmasa bile gelecekte intihar etmelerine neden olabilecektir. İntihar gibi, birçok “donanım” meylimizi bastırma gereği gösteren, oldukça sıra dışı bir eylemi telaffuz etmiş bir genç, üstüne bir de siber-zorbalıkla tanışırsa, iyice itilecek, o sahte dahi olsa attığı çığlığı atmasına neden olan koşullar güçlenecektir.

Son olarak söylemem gereken bir şey var: Müntehir, intihar etmekle bireyliğinden ve saygınlığından bir şey yitirmemiştir. Yazının başında müntehire eleştiriler yöneltilebilir dedim; bunlar ekseriyetle “geride bıraktıkları” ile ilgilidir, cemiyetle ilgilidir. Ancak bu biraz vicdan aklama dürtüsünden kaynaklanıyor gibi: Geride bıraktıkları, o yola girmesinde aktif ya da pasif bir rol oynamışlardır. İrdelenmesi gereken geride kalanlar ve cemiyettir, müntehir değil. Bunun yanında, hukuki açıdan intihara teşvik yahut yardımın suç olmasının gerekliliğini kabul etmekle birlikte, kendi yaşamına dair böyle bir karar alan bireyler hakkında saygısızlığa hakkımız olmadığını düşünüyorum.

Hülasa, fakirlik intiharları için elimizden bir şey gelmez; bununla başa çıkacak olan hükumet politikaları ve medyanın sağduyulu yaklaşımıdır. Ancak “intihar çığlığı” meselesinde elimizden gelecek çok şey var, ümit ediyorum ki bu yazı, gelecekte benzer çığlıklarla karşılaşan okurun daha temkinli ve anlayışlı yaklaşmasına vesile olacaktır.

Bazı kaynaklar:

https://guilfordjournals.com/doi/abs/10.1521/suli.2010.40.2.146 https://ajph.aphapublications.org/doi/abs/10.2105/AJPH.2011.300608 https://ieeexplore.ieee.org/abstract/document/6918275 https://www.sciencedirect.com/science/article/abs/pii/S0277953609004948 https://www.who.int/mental_health/prevention/suicide/suicideprevent/en/ https://time.com/5550803/depression-suicide-rates-youth/ http://public-library.uk/ebooks/47/13.pdf

M. Bahadırhan Dinçaslan

NELER SÖYLENDİ?
@
M. Bahadırhan Dinçaslan

M. Bahadırhan Dinçaslan

DİĞER YAZILARI Azgın Milliyetçilik: İnfial Yaratan Şiddet Olayları ve Milliyetçilik İlişkisi 07-03-2021 14:34 Eyam’dan Eyyamcılığa: Salgın Tedbirlerinin Bitmesi Gerekliliğine Dair 05-03-2021 12:43 Trrrummm Tiki Tak - Makinalaşmak: İnternet Çağının Hafızasız Yığınları 28-02-2021 19:39 Bir Kitap Nasıl Basılıyor? 19-02-2021 20:55 Şeriatçılar Ay'a Gidebilir mi? 15-02-2021 14:26 Samimi İslamcılar ve Yapmacık Muhalifler: Bir Eleştiri Yazısı 11-02-2021 14:12 Boğaziçi Olayları ve Makul Vatandaş: Ya-Ya Kamplarına Mecbur Muyuz? 08-02-2021 02:51 Bir Polis Yazısı 03-02-2021 22:49 Turan Hayal Midir - II 24-01-2021 23:53 Qanon: Bir Siber-Kültün Portresi 22-01-2021 01:39 Şimşirgil'in Cevabına Cevap 17-01-2021 15:39 Sosyal Medya: İnternetin Poposunun Rengi 10-01-2021 16:40 ABD'den Türkiye'ye İki Kamplı Siyaset 08-01-2021 11:37 Sümüklü Sıpalar ve Medya Sansürü 06-01-2021 16:33 Teröristsin Teröristim Terörist 05-01-2021 21:03 Nazım Dişe Dokunur mu IV: Şiir İnsanların Umrundayken 28-12-2020 10:37 Bayburt’un Acı Serencamı – Türk Kültüründe İçkinin Yeri ve Önemi 23-12-2020 21:23 Türk Milliyetçiliği Gözünden Mevlana 22-12-2020 11:10 Kuzgun - The Raven 20-12-2020 02:56 7 Güzel Ressam 13-12-2020 01:14 Türk Edebiyatı mı Türkçe Edebiyat mı? 10-12-2020 15:20 Türk Milliyetçileri Kime Oy Verecek? 09-12-2020 13:06 Nazım Dişe Dokunur mu III: Bohemya’dan Bürokrasiye 09-12-2020 00:47 Nazım Dişe Dokunur mu II: Alt-Kültürün İçyüzü 06-12-2020 18:55 Nazım Dişe Dokunur mu I: Şiir Nasıl Gözden Düştü? 05-12-2020 15:31 Mustafa Öztürk'le Dayanışma: Rafızi Olma Hürriyeti 03-12-2020 16:20 Etimoloji: Mihrap, Feriştah, Kalak, Gerekmek 27-11-2020 12:37 CHP’den Atsız Parkı yahut Alevilik Ali’yi Sevmekse Biz de Aleviyiz 19-11-2020 15:34 İyi Şiir Üzerine 17-11-2020 15:51 Batı'ya Ağıt 15-11-2020 23:01 Azerbaycan Sahada Kazandı – Masada Kaybetti – mi? 11-11-2020 13:42 Onlar Kalabalık, Biz Yükseğiz - II 09-11-2020 13:32 Karabağ'dan Turancılık Dersleri 08-11-2020 18:46 Onlar Kalabalık, Biz Yükseğiz - I 04-11-2020 21:17 Eşit Değiliz: Demokrasi ve Alt-İnsana Dair 02-11-2020 14:29 İfade Özgürlüğü: Karikatür Çizme Hürriyetine Dair 27-10-2020 15:08 Alt-İnsanın Müziği: Rap 23-10-2020 12:38 Türk Milliyetçilerini Bekleyen Kavga 18-10-2020 23:58 Anayasa Mahkemesi Tartışmasından Kadir Şeker’e: Devlet Kabadayılığı 14-10-2020 12:36 Etkili Hitabet Sözlüğü IV – Türkçenin Sırları 09-10-2020 11:53 Türk’ü Teoriye Hapsetmek 06-10-2020 13:55 Türk Milliyetçileri Neden Dağınık 29-09-2020 13:22 Etkili Hitabet Sözlüğü III – Etkileyici Metin Örnekleri 28-09-2020 12:39 Etkili Hitabet Sözlüğü II – Retoriğin Teorisi 24-09-2020 11:22 Etkili Hitabet Sözlüğü I – Retoriğin Sırları 22-09-2020 11:52 Mitolojiden Beslenmek: Arthur mu, Beyrek mi? 21-09-2020 10:52 Ne Gereği Var Gülüşü 17-09-2020 12:44 Dini Çıkarırsan Geriye Ne Kalır? 16-09-2020 10:35 Koydu, Koyduk, Koyarız: Koyunların Milliyetçiliği 15-09-2020 11:13 Elini Sallasan Elli Hassasiyet 14-09-2020 14:35 Türk Kaşarı: Halkımızın Bir Bölümünün Değerleri 07-09-2020 14:02 Köpekbalıklarının Türkiye'si 31-08-2020 13:05 Ölüm Orucu: Devletin Temelinde Bir Dinamit 30-08-2020 00:00 Dış Türklere Rağmen: Turancılığın Zırvaları(!) 27-08-2020 14:36 Türk Milliyetçisi Nasıl Bir Demokrasi İster? 23-08-2020 17:53 Örs, Çekiç, Kılıç: Rock ve Siyaset 17-08-2020 15:52 Hasbıhal XI: İngiliz-Amerikan Şiirlerinden Seçmeler 13-08-2020 23:11 Bedevinin Şerrinden Atatürk’e Sığınmak 04-08-2020 16:58 Hasbıhal X: Coleridge ve Kubilay 30-07-2020 00:40 Dosya: Gençler Dinden Neden/Nasıl Çıkıyor? 28-07-2020 18:17 AKP'yi Alkışlayarak Yıkmak 14-07-2020 14:47 Microtargeting: Kapıda Bekleyen Devrim 08-07-2020 15:54 Türk Milliyetçiliğinin Ekonomi-Politiği: İnsan Fıtratı ve Orta Sınıf 06-07-2020 15:58 Ziya Selçuk’a Kapalı Mektup 24-06-2020 22:26 Haydi Irkçılık Yapalım 21-06-2020 17:04 Muhalif Mevzilerde Canavarlaşma Problemi 16-06-2020 23:26 Faydalı Kilisenin Papazından 20 Makale Önerisi 14-06-2020 15:13 Zihin Jimnastiği: Polonya Türkiye Hattı 08-06-2020 20:58 Türk Kime Denir 27-05-2020 19:54 Bella'nın Kısa Donu 22-05-2020 21:02 Barnabas İncili: Bir Zırvanın Anatomisi 19-05-2020 20:21 Benim Seküler Milliyetçi Kardeşim… La Tahzen! Ve Düşmanım: Hele Bir Oku… 20-04-2020 20:23 20 Yaş İhtiyarları ve 30 Yaş Gençleri 16-04-2020 19:08 Sinanoğlu: Eternal Sunshine of the Spotless Türkçe 14-04-2020 18:33 Salgın ve Ekonomi: Kara Vebadan Sonra 12-04-2020 20:15 Türkçülüğün Farzı: Zengin Olmak 02-04-2020 21:26 Turan Hayal midir? 26-03-2020 15:25 Rus Gribinden Çin Virüsüne: Salgınlar ve Toplum 23-03-2020 14:28 Seküler Milliyetçilik: Bizimkisi Bir Aşk Hikayesi 19-03-2020 19:59 Korona Salgını ve Milliyetçilik 17-03-2020 20:55 Siyaset ve Ahlak: Mülahazalar, Gözlemler ve Beddua 11-03-2020 20:17 Türkçü Feminizm: Başörtüsü Tartışmaları ve Birtakım Öneriler 02-03-2020 20:19 Şehitlerin Ardından Gülenlere Dair Küfür İçermeyen Bir Yazı 01-03-2020 18:17 Vahşi Doğu’nun Kovboyu: Kadir Şeker 12-02-2020 19:58 Sosyal Medyanın Korona Virüsü: İlginç Bilgi 09-02-2020 20:00 Türk Milliyetçiliğinin Ekonomi Politiği – Çare Kapitalizm 02-02-2020 15:53 Devlet Fetişi ve Deprem 26-01-2020 20:02 Gidecekler… Ya Sonra? 21-01-2020 20:39 Din mi Kültürü Etkiler, Kültür mü Dini Etkiler? 16-01-2020 14:43 İki Parti Kıskacında Milliyetçiliğin Geleceği 15-01-2020 19:58 Bozkır Hikayeleri: Türk Çocuğuna Bir Hediye 13-01-2020 14:24 Erkeklerin Aşk Acısı ve Bir Kadın Olarak Milliyetçilik 10-01-2020 18:00 Türk Ocağı’nda İncir Ağacı 03-01-2020 22:52 Yerli Otomobilin Gözleri 28-12-2019 19:57 Kutsal Kitabın Stratejisi – Tapınakçı Altınları 26-12-2019 15:09 Mansur Başkana Bir Ankaralı Mektubu 23-12-2019 14:27 Bizden Neden Bir Halt Olmaz 18-12-2019 20:14 Samimiyetinizi Seveyim 17-12-2019 19:59 Britanya Seçimleri: Yeni Sağ-Sol Savaşı 13-12-2019 23:54 İntihar Ediyorum – Lütfen Bu Yazıyı Okuyun 09-12-2019 18:30 Ali Babacan Ne Dedi 26-11-2019 23:32 Dinin Adamından Uzak Dur 25-11-2019 17:59 Milliyetçileri Silahlandırmak 18-11-2019 18:23 10 Kasım'da Dikilmek 11-11-2019 15:55 Medeniyet Fay Hattına Kurulur 04-11-2019 17:59 İmamoğlu ve Yavaş: İki Başkana Dair Bir Analiz 27-10-2019 17:58 İmkansız Muhafazakarlık ve Muhalefet 10-10-2019 15:04 Gönülleri Birleşenlere Bir Davet 10-10-2019 14:56
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA