M. Bahadırhan Dinçaslan
Giriş Tarihi : 17-11-2020 15:51

İyi Şiir Üzerine

Yıllar önce, ben diyeyim bin, sen de bin bir yıl önce bir Uygur ozanı şöyle diyordu:

“Barayın tiser
Baç amrakım
Baru yime umaz men
Bagırsakım”

Yani “Gideyim desem / Güzel sevgilim / Gidemiyorum da / şefkatli(sevgili)m” Ondan yaklaşık bin yıl sonra, bir Karaçay Ozanı, Özdenlanı Sapar da şöyle diyordu:

"Men a ni ketelmay
Ne mında turalmay
Aşırıp barama
Zamannı tersge"

Yani "Ben ne gidebiliyorum / Ne burada durabiliyorum / Çevirip duruyorum / Zamanı tersine."

At üstünde istediği yere giden bir milletin edebiyatında, isteyip de gidememek motifinin yıllar ve coğrafyalara yayılan bir şekilde belirgin olması çok ilginç. Evet, bazı motifler, temalar, hatta söz sanatları, kalıplar bir dilin coğrafyasında kendini tekrar eder. Türk Dünyası’nı birleştirenlerden biri, mesela, halk şarkılarındaki bir kalıptır: O dedi yok yok!

Uygurlara uygulanan zulüm sebebiyle, maalesef, acıklı bir şekilde Heyit'in/Ötkür’ün “O dedi yok yok” versiyonu en meşhuru oldu. Güney Azerbaycan'da "Dedim kaşın Zülfikar mı", Iğdır yöresinde "Mene gelsin gadan - o dedi yok yok", Erzurum'da "Dedim Emrah nendir - dedi kulumdur" en bilinenleri. (Ben dahi bu kalıbın cazibesine dayanamamış, yazmıştım.)

Binlerce kilometre ötedeki Urumçi’de, Kaşgar’da söylenen türkülerle Iğdır’da, Tebriz’de söylenen türküler birbirine böyle benzer. Hatta “uzaklaşmış” lehçelerde dahi ortaklıklar gözümüze çarpar. Pir Sultan'dan bildiğimiz, "Ben x olsam, sen y olsan, ne dersin?" biçimindeki, Alevi kültüründe farklı versiyonlarına rastladığımız tema, taaa Karaçaylarda bile var.

Pir şöyle diyor:

“Sen bir sulu sepken olsan
Kanadım kırmaya gelsen
Ben bir deli poyraz olsam
Tepsem dağıtsam ne dersin

Sen bir deli poyraz olsan
Tepip dağıtmaya gelsen
Ben bir ulu hasta olsam
Yoluna yatsam ne dersin”

Karaçay versiyonundan bir kesit:

Kara agaçda kiyikni
Sen terk barsan ceterse
Emen terek men bolub
Cerge barsam ne eterse?

Emen terek sen bolub
Cerge bathan sen bolsan
Çiti balta men bolub
Kesib alsam ne eterse?

(Kara ağaçta geyiği
Hızlı varsan yakalarsın
Ben meşe ağacı olsam
Yere varsam ne edersin?

Sen meşe ağacı olup
Yere batsan
Keskin balta ben olsam
Kesip alsam ne edersin?)

Dünyamızı birleştiren, yani, türkülerimizdir. Kültürün bütün katmanlarının altında, kendini sürekli tekrar eden, DNA’mızın en eski ve en baskın sarmalı gibi. Redif ve kafiye anlayışımızın emareleri, kanaatimce ilk olarak Yenisey’deki mezar taşlarında görülür:

Qadashima ekenime adırıldım yita
Qara budunuma adırıldım yita

Kardeşlerimden, akrabalarımdan ayrıldım, halkımdan ayrıldım diyerek ölenin ağzından ağıt yakan bu dizede, redifi ve kusurlu da olsa kafiyeyi görürüz. Türk kültürünün en temel, en yaygın, en derin öğesi ağıttır, bu yüzden ağıtları incelediğinizde, şiirimizin sonraki formundaki bütün inceliklerin epey kalın bir halde ağıtlarda mayalandığını görürsünüz.

Mesela Alp Er Tunga sagusu. Bu metin, yalnızca eski bir örnek olduğu için kıymetli değil, popülerliğini eskiliğine borçlu değil. Bütün ağıt formlarımızın müziği, formu, içeriği ve stili onda kemale ermiştir. (Bir de parantez açalım. Yenisey’de gördüğümüz “esiz” ifadesi, “yazık!” gibi bir ünlem; heyhat gibi. Issız acun kaldı mı ifadesi, bence, dünyanın ıssız, sahipsiz kalması anlamına gelmiyor. “Yazık, dünya kaldı mı?” anlamına geliyor. Eski harflerle yazımı da bunu destekleyecektir, Türkolog arkadaşlar bu görüşü bir irdelesinler derim. Vaktiyle Ercilasun Hoca’ya ifade ettiğimde makul bulmuştu.) Beğenimiz, en azından ana hatlarıyla asırlar öncesinden şekilleniyor: Belli seslerin bize hoş gelmesi, ama bir Kongolu’ya hoş gelmemesi bundandır. Cem Karaca’ya bizim hayran oluşumuz, ancak Türk olmayan biri için “kötü sesli” bir yorumcudan ibaret olmasını düşünün. (Bir parantez daha. Cem Karaca, uzun hava, rubato anahtar sözcükleriyle bir inceleme yazmak gerekir. Özellikle Ahmed Arif’ten bestelediği Ay Karanlık bu bağlamda değerlendirilmeli.)  

Fakat tabii geleneksel kodlar şiirin yegane belirleyicisi değildir. Her şair mucittir; Mehmet Kemal’den Attila İlhan’ın alıntıladığı gibi, “şairler ümmeti az peygamberlerdir”. Emerson daha ileri gidiyor: Şairler özgürleştiren tanrılardır. Hem, “iyi şiir”in bir formülü olsa, bu formülü elde edecek herkes iyi şiir yazar, şair olurdu. Demek şiirde, genel haliyle sanatta bir müphemlik vardır, bazen öyle eserleri beğeniriz ki, kendimiz bile şaşırırız. Bu yüzden en iyinin anahtarını ortaya koymak, yahut en iyileri seçmek biraz boş iş; ama “iyi şiir” ve “kötü şiir” her zaman vardı, var olmaya devam edecek.

O halde hangi şiirin iyi, hangi şiirin kötü olduğunu nasıl tayin edeceğiz? Beğeniyle kayıtlı bir iş sanat; beğeniye hitap eden, en başta üretenin beğenisine göre şekillenmiş, sonra izleyenin, duyanın, maruz kalanın beğenisinin kıstasından geçmiş. Çok sevdiğim şiarın dediği gibi: Sanat, şahsi ve muhteremdir. Latinlerin bir sözü var: Ars est celare artem. Sanat, sanatı gizlemektir diyor. Bunu nasıl yorumlamalı? Sanat, “ben sanatım” diye bağırmamalı, mütevazı mı olmalı? Yoksa sanat eseri, “bu sanat eseridir” demeye ihtiyaç bırakmayacak kadar aşikar şekilde kendini gösterdiğinden, gizlenmiş mi sayılır? Yahut sanat, ancak dikkatli “tüketici”nin yakalayacağı sırları, “sıradan”ın ötesinde tekniklerle “her zamanki”nin ardına sakladığı için mi sanattır? Yani gündelik dili değil, şiir dilini kullandığı için. Gündelik renkleri değil, ressamın zihnindeki sahne için özel seçilmiş renkleri kullandığı, bir heykele hiçbir gerçek insanın gösteremeyeceği bir azamet yükleyebildiği, hiçbir gerçek insanın erişemeyeceği hakikatlik mertebesine erişmiş roman karakterleri yaratabildiği için. Bu bir saklayıştır, avamdan saklayış, sıradandan saklayış. En eğitimsiz insanın dinlediği en basit, en “lalettayin” türkü dahi böyledir: Seni sevdiğimi herkese anlattım demez de, “ben seni sevdiğimi dünyalara bildirdim” der. Ancak kulak veren, o dizeyi söyleyenin duygularını anlamak için niyetlenen adam etkilenir bu türküden. Bu haliyle sanat gündelikten, sıradandan saklanmıştır, en basit sanat için dahi, en eğitimsiz “hedef kitle”nin, az da olsa efor sarf etmesi gerekir.

Öyleyse şiiri tarif etmek lazım; bu tarifin yalnızca bana ve benim zevkimi paylaşanlara has olduğunu akıldan çıkarmayarak. Şiir evvela süzülmüştür. Bizde ispirto denir ya, fermente içkiden alkolü damıtmak suretiyle elde edilen saflaşmış, şeffaf alkol. Ruh demek bu; şiir konu ettiği hususu süzer. Sıkıp ruhunu çıkarır, ruhunu sunar. Öyle mayasıyla, kalıntısıyla birlikte sunmaz; onun için başka sanat dalları vardır. En uzun şiirde bile böyledir bu; binlerce mısralık destanlarda dahi, her beyit, her dize süzülmüştür, gereksiz tasvir yoktur, hikayeleştirirken şiirin süzme olma şartına uygun bir şekilde tesis edilir.

Sonra, şiirde mutlaka ses vardır, bu ne demek? Sesin güzel, yahut çirkin, yahut korkunç, yahut destansı (…) hallerini belli bir kasıtla, tesadüfi olmadan kullanman lazım. Uyandırmak istediğin hissi yalnızca anlamla değil, seslerle de vermen lazım, bir ritim yakalaman, müzik yaratman, yahut seslerin uyandırdığı duygulardan faydalanman lazım. Öyle olmasa her atasözüne tek mısralık şiir dememiz gerekirdi, değil mi? Neticede onlar da süzülmüştür. Hem de ne elekten! Öyleyse şiir, anlamı süzen seslerin sanatıdır diyebilir miyiz? Müziğin zaten ezeli ve ebedi kardeşidir, müzik seslere ağırlık verirken, şiir nihayetinde anlama ağırlık verir; ama evet, diyebiliriz. Bu çerçeveye oturmuyorsa ben elimdeki metne şiir demem, ama şu günlerde, özellikle Türkiye’de şiir diye benim çerçevemin büsbütün dışındakilere deniyor.

Şiirde form en çok bu ses cihetiyle ilişkili. Sesi mutlaka yakalaman gerekiyor, kulağa hoş, acı, öfkeli, destansı, hatta çirkin, iğrenç gelmesi gerekiyor – hangi hissi arzuluyorsan o hissi okuyucunun içinde kullandığın kelimelerin anlamı kadar, sesleri marifetiyle yaratmalısın. Nef’i’nin;

Evc-i hevâda sıyt-ı çekâçâk-ı tiğden
Âvâz-ı ra'd ü saika reh-güm-künân olur

Beytiyle şahane şekilde uyguladığı bir onomatopoeiadan bahsetmiyorum, bu da kastettiğime dahildir ama mesele çok daha geniş: “Seni ‘yaşıyoruz çok şükür’ der gibi seviyorum” demek başka, “seviyorum seni / ‘yaşıyoruz çok şükür’ der gibi” demek başkaysa, bunun en önemli nedeni sestir. Seni seviyorum, seviyorum seni, seni severim ve severim seni; bunların hepsi ilk anda aynı manaya gelir, fakat her birinin yarattığı his ve belirttiği anlam farklıdır. Üstelik bu defa seslerin özellikleri (i’nin ince, ü’nün hüzünlü algılanması gibi) de değil, dilin alışkanlıkları ve özellikleri, formun anlama etkisi ön plandadır.

Öyleyse şiir, evet, formu ve sesiyle sanatlaşır; anlamı ve duygusu bunu takip eder. Form, mutlaka alışıldık ölçülerin kullanımını şart koşmaz – ancak serbest ölçülü şiirde, “şiir formu”nu yakalamak daha zorludur. Bin yılların test ettiği fonetik algıya uygunluk, her dilde o dile has şekilde gelenekleşir; eski İskandinavlarda kelime başı kafiye “şiirsellik” yaratır, Türklerde hece sayılarının uyumu, Araplarda hecelerin uzunluk-kısalık özellikleri, Yunanlarda hecelerdeki vurgu. Bunları kullanmadan şiir sesi yaratmayı planlayan şairin işi güçtür, çok azı bunu başarabilir ve başaranlar genelde enfes işler çıkarmış olurlar - dünyadan Attila İlhan gibi pek az çığlık geçmiştir. Başaramayanlar da duygu yüklü, samimi sözlerini şiir diye pazarlarlar, Bloom’un “samimiyet şiir yazmaya yetmez” tespitini artık paylaşan yoktur, piyasayı ve hatta akademiyi bu yeteneksizler sürüsü ele geçirmiştir bir defa; binlerce genç de bunları taklit ederek, hatta zaman zaman form özelliklerine de riayet ederek duygu dolu laflar ederek şiir yazdıklarını sanırlar.

Bütün sanat dalları için geçerli ama herhalde en çok şiir için geçerlidir: Şiir, yukarıdaki paragraflarda belirttiğimiz gibi halk şiiri – kolektif zihnin şiiri dahi olsa, incelikli ve efor gerektiren bir “şey” olmalı. Anlamak için birikim lazımdır, zevk lazımdır; bu birikim ve zevkin edinilmesi için de efor. Hem anlam göndermelerinin anlaşılması için, hem şairin yeteneğini konuşturduğu form ve ses oyunlarının hakkının teslimi için. Yalnızca “imge” düşlemek yeterli değildir, herkes imge düşleyebilir, fakat pek azımız alelade sahneleri bile imgeye dönüştürüp şiirle “anlatabilir”. Sıra dışı imgeler düşlemeye çalışmak, bunlarla bezeli metinler yaratmak için uğraşmak şair olmamanın göstergesidir. Tabii kimi şairlerin imgeleri sıra dışıdır, fakat kastettiğim zorakilik, sunilik.

Kendimce bir şiir seçkisi yapıp paylaşmak, o şiirlere dair yorum yaparak “iyi şiir”e dair görüşlerimi derlemek amacıyla yola çıkmıştım. Fakat olmadı; yine de yazının sonuna on beş adet “iyi şiir” koyuyorum. Bunlar benim için “en iyi on beş şiir” değil, en sevdiğim on beş şiir de. Yalnızca, farklı özellikleriyle, sırf şiir zevki için değil, şiirden anlamayı öğrenmek için okunması gerektiğini düşündüğüm, ilk aklıma gelen on beş şiir. Dimağını bu şiirlerle zenginleştiren, bunlar üzerinde çalışan birisi, iyi “şiir okuru” olur; şairlik emareleri gösteriyorsa da, iyi şair.

Attila İlhan – Ah

Yahya Kemal – Vuslat

Faruk Nafiz Çamlıbel – Onlar

Necati Bey – Döne Döne

Nedim – Haddeden geçmiş nezaket

Ahmed Arif – Ay Karanlık

Ramiz Rövşen – Güzgü

Hakan İlhan Kurt – Osman Batur Betiği

Cahit Sıtkı Tarancı – Madem ki Vakit Akşam

Nazım Hikmet Ran – Cemil Ölürken

Vehbi Kızılgün – 10 Kasım 1952

Aşık Reyhani – Bahar Gelsin Şu Dağlara Gideyim

Şehriyar – Getme Tersa Balası

Abdurrahim Karakoç – Beklemek

Namık Kemal – Hürriyet Kasidesi

M. Bahadırhan Dinçaslan

NELER SÖYLENDİ?
@
M. Bahadırhan Dinçaslan

M. Bahadırhan Dinçaslan

DİĞER YAZILARI Türk Milliyetçiliğinin Sahipliği Kavgası: Hudutsuz Namussuzlar 05-09-2021 13:39 Bir Komplo Teorisi: LGBT Kampanyasının Ekonomisi 27-08-2021 11:58 Afgan Anayasası Nasıl İflas Etti? 16-08-2021 14:24 Taş Kesilmek: Bir Savruk Hasbıhal 09-08-2021 11:05 Türk Milliyetçiliğinin 7 Temel Meselesi 27-07-2021 12:04 Derin Devlet Meselesine Farklı Bir Bakış 16-07-2021 11:39 Şort Giydi Diye Ağlatılan Kız ve Davarlar 06-07-2021 13:27 Türk Aile Yapısı ve Anonimleştiren Cemaat 02-07-2021 14:31 Sokakta Köpek Olmaması Gerektiğini Bilallere Anlatmak 30-06-2021 19:13 Kutsallar ve Domuzlar: İslamcılığın Sekülerleşmesi 28-06-2021 11:29 Milli Şairimiz Kimdir? 21-06-2021 23:38 Sen Hiç Milliyetçiye Benzemiyorsun 09-06-2021 20:48 Yakın Dosta Kredi Çekmek: Yalnızlar Ülkesi Türkiye 07-06-2021 01:25 Batı’yı Aydınlatmak: Yeliz’in Dedesi ve Erbaş’ın Zırvaları 04-06-2021 12:23 Faydalı Kilisenin Papazından 7 Ölümsüz Oyun Önerisi 24-05-2021 14:37 Sorusuz Bir Toplum: Kadim Cevaplarla Yetinmek 23-05-2021 14:30 Muhaliflerin Ümidini Baltalamak – Bir Seküler Günah 11-05-2021 12:38 Neden Milliyetçiyiz – Bir Nutuk Taslağı 02-05-2021 16:10 Türk Usulü İslam Arayışına Dair Birkaç Not 29-04-2021 01:31 Faydalı Kilisenin Papazından Mitoloji Kitapları Seçkisi 20-04-2021 22:51 12 Nisan Şakası(!) ve Mizah Üzerine 12-04-2021 21:49 Türk Esirlerine Yardım Eden Bir Uygur'un Düşündürdükleri 04-04-2021 23:44 İbne LGBT Olunca 29-03-2021 16:53 Milliyetçi Siyasetin Geleceği: Özdağ ve Kuracağı Parti 21-03-2021 00:01 Büyük Adam Yaratamamak: Neden Bu Haldeyiz? 12-03-2021 15:32 Azgın Milliyetçilik: İnfial Yaratan Şiddet Olayları ve Milliyetçilik İlişkisi 07-03-2021 14:34 Eyam’dan Eyyamcılığa: Salgın Tedbirlerinin Bitmesi Gerekliliğine Dair 05-03-2021 12:43 Trrrummm Tiki Tak - Makinalaşmak: İnternet Çağının Hafızasız Yığınları 28-02-2021 19:39 Bir Kitap Nasıl Basılıyor? 19-02-2021 20:55 Şeriatçılar Ay'a Gidebilir mi? 15-02-2021 14:26 Samimi İslamcılar ve Yapmacık Muhalifler: Bir Eleştiri Yazısı 11-02-2021 14:12 Boğaziçi Olayları ve Makul Vatandaş: Ya-Ya Kamplarına Mecbur Muyuz? 08-02-2021 02:51 Bir Polis Yazısı 03-02-2021 22:49 Turan Hayal Midir - II 24-01-2021 23:53 Qanon: Bir Siber-Kültün Portresi 22-01-2021 01:39 Şimşirgil'in Cevabına Cevap 17-01-2021 15:39 Sosyal Medya: İnternetin Poposunun Rengi 10-01-2021 16:40 ABD'den Türkiye'ye İki Kamplı Siyaset 08-01-2021 11:37 Sümüklü Sıpalar ve Medya Sansürü 06-01-2021 16:33 Teröristsin Teröristim Terörist 05-01-2021 21:03 Nazım Dişe Dokunur mu IV: Şiir İnsanların Umrundayken 28-12-2020 10:37 Bayburt’un Acı Serencamı – Türk Kültüründe İçkinin Yeri ve Önemi 23-12-2020 21:23 Türk Milliyetçiliği Gözünden Mevlana 22-12-2020 11:10 Kuzgun - The Raven 20-12-2020 02:56 7 Güzel Ressam 13-12-2020 01:14 Türk Edebiyatı mı Türkçe Edebiyat mı? 10-12-2020 15:20 Türk Milliyetçileri Kime Oy Verecek? 09-12-2020 13:06 Nazım Dişe Dokunur mu III: Bohemya’dan Bürokrasiye 09-12-2020 00:47 Nazım Dişe Dokunur mu II: Alt-Kültürün İçyüzü 06-12-2020 18:55 Nazım Dişe Dokunur mu I: Şiir Nasıl Gözden Düştü? 05-12-2020 15:31 Mustafa Öztürk'le Dayanışma: Rafızi Olma Hürriyeti 03-12-2020 16:20 Etimoloji: Mihrap, Feriştah, Kalak, Gerekmek 27-11-2020 12:37 CHP’den Atsız Parkı yahut Alevilik Ali’yi Sevmekse Biz de Aleviyiz 19-11-2020 15:34 İyi Şiir Üzerine 17-11-2020 15:51 Batı'ya Ağıt 15-11-2020 23:01 Azerbaycan Sahada Kazandı – Masada Kaybetti – mi? 11-11-2020 13:42 Onlar Kalabalık, Biz Yükseğiz - II 09-11-2020 13:32 Karabağ'dan Turancılık Dersleri 08-11-2020 18:46 Onlar Kalabalık, Biz Yükseğiz - I 04-11-2020 21:17 Eşit Değiliz: Demokrasi ve Alt-İnsana Dair 02-11-2020 14:29 İfade Özgürlüğü: Karikatür Çizme Hürriyetine Dair 27-10-2020 15:08 Alt-İnsanın Müziği: Rap 23-10-2020 12:38 Türk Milliyetçilerini Bekleyen Kavga 18-10-2020 23:58 Anayasa Mahkemesi Tartışmasından Kadir Şeker’e: Devlet Kabadayılığı 14-10-2020 12:36 Etkili Hitabet Sözlüğü IV – Türkçenin Sırları 09-10-2020 11:53 Türk’ü Teoriye Hapsetmek 06-10-2020 13:55 Türk Milliyetçileri Neden Dağınık 29-09-2020 13:22 Etkili Hitabet Sözlüğü III – Etkileyici Metin Örnekleri 28-09-2020 12:39 Etkili Hitabet Sözlüğü II – Retoriğin Teorisi 24-09-2020 11:22 Etkili Hitabet Sözlüğü I – Retoriğin Sırları 22-09-2020 11:52 Mitolojiden Beslenmek: Arthur mu, Beyrek mi? 21-09-2020 10:52 Ne Gereği Var Gülüşü 17-09-2020 12:44 Dini Çıkarırsan Geriye Ne Kalır? 16-09-2020 10:35 Koydu, Koyduk, Koyarız: Koyunların Milliyetçiliği 15-09-2020 11:13 Elini Sallasan Elli Hassasiyet 14-09-2020 14:35 Türk Kaşarı: Halkımızın Bir Bölümünün Değerleri 07-09-2020 14:02 Köpekbalıklarının Türkiye'si 31-08-2020 13:05 Ölüm Orucu: Devletin Temelinde Bir Dinamit 30-08-2020 00:00 Dış Türklere Rağmen: Turancılığın Zırvaları(!) 27-08-2020 14:36 Türk Milliyetçisi Nasıl Bir Demokrasi İster? 23-08-2020 17:53 Örs, Çekiç, Kılıç: Rock ve Siyaset 17-08-2020 15:52 Hasbıhal XI: İngiliz-Amerikan Şiirlerinden Seçmeler 13-08-2020 23:11 Bedevinin Şerrinden Atatürk’e Sığınmak 04-08-2020 16:58 Hasbıhal X: Coleridge ve Kubilay 30-07-2020 00:40 Dosya: Gençler Dinden Neden/Nasıl Çıkıyor? 28-07-2020 18:17 AKP'yi Alkışlayarak Yıkmak 14-07-2020 14:47 Microtargeting: Kapıda Bekleyen Devrim 08-07-2020 15:54 Türk Milliyetçiliğinin Ekonomi-Politiği: İnsan Fıtratı ve Orta Sınıf 06-07-2020 15:58 Ziya Selçuk’a Kapalı Mektup 24-06-2020 22:26 Haydi Irkçılık Yapalım 21-06-2020 17:04 Muhalif Mevzilerde Canavarlaşma Problemi 16-06-2020 23:26 Faydalı Kilisenin Papazından 20 Makale Önerisi 14-06-2020 15:13 Zihin Jimnastiği: Polonya Türkiye Hattı 08-06-2020 20:58 Türk Kime Denir 27-05-2020 19:54 Bella'nın Kısa Donu 22-05-2020 21:02 Barnabas İncili: Bir Zırvanın Anatomisi 19-05-2020 20:21 Benim Seküler Milliyetçi Kardeşim… La Tahzen! Ve Düşmanım: Hele Bir Oku… 20-04-2020 20:23 20 Yaş İhtiyarları ve 30 Yaş Gençleri 16-04-2020 19:08 Sinanoğlu: Eternal Sunshine of the Spotless Türkçe 14-04-2020 18:33 Salgın ve Ekonomi: Kara Vebadan Sonra 12-04-2020 20:15 Türkçülüğün Farzı: Zengin Olmak 02-04-2020 21:26 Turan Hayal midir? 26-03-2020 15:25 Rus Gribinden Çin Virüsüne: Salgınlar ve Toplum 23-03-2020 14:28 Seküler Milliyetçilik: Bizimkisi Bir Aşk Hikayesi 19-03-2020 19:59 Korona Salgını ve Milliyetçilik 17-03-2020 20:55 Siyaset ve Ahlak: Mülahazalar, Gözlemler ve Beddua 11-03-2020 20:17 Türkçü Feminizm: Başörtüsü Tartışmaları ve Birtakım Öneriler 02-03-2020 20:19 Şehitlerin Ardından Gülenlere Dair Küfür İçermeyen Bir Yazı 01-03-2020 18:17 Vahşi Doğu’nun Kovboyu: Kadir Şeker 12-02-2020 19:58 Sosyal Medyanın Korona Virüsü: İlginç Bilgi 09-02-2020 20:00 Türk Milliyetçiliğinin Ekonomi Politiği – Çare Kapitalizm 02-02-2020 15:53 Devlet Fetişi ve Deprem 26-01-2020 20:02 Gidecekler… Ya Sonra? 21-01-2020 20:39 Din mi Kültürü Etkiler, Kültür mü Dini Etkiler? 16-01-2020 14:43 İki Parti Kıskacında Milliyetçiliğin Geleceği 15-01-2020 19:58 Bozkır Hikayeleri: Türk Çocuğuna Bir Hediye 13-01-2020 14:24 Erkeklerin Aşk Acısı ve Bir Kadın Olarak Milliyetçilik 10-01-2020 18:00 Türk Ocağı’nda İncir Ağacı 03-01-2020 22:52 Yerli Otomobilin Gözleri 28-12-2019 19:57 Kutsal Kitabın Stratejisi – Tapınakçı Altınları 26-12-2019 15:09 Mansur Başkana Bir Ankaralı Mektubu 23-12-2019 14:27 Bizden Neden Bir Halt Olmaz 18-12-2019 20:14 Samimiyetinizi Seveyim 17-12-2019 19:59 Britanya Seçimleri: Yeni Sağ-Sol Savaşı 13-12-2019 23:54 İntihar Ediyorum – Lütfen Bu Yazıyı Okuyun 09-12-2019 18:30 Ali Babacan Ne Dedi 26-11-2019 23:32 Dinin Adamından Uzak Dur 25-11-2019 17:59 Milliyetçileri Silahlandırmak 18-11-2019 18:23 10 Kasım'da Dikilmek 11-11-2019 15:55 Medeniyet Fay Hattına Kurulur 04-11-2019 17:59 İmamoğlu ve Yavaş: İki Başkana Dair Bir Analiz 27-10-2019 17:58 İmkansız Muhafazakarlık ve Muhalefet 10-10-2019 15:04 Gönülleri Birleşenlere Bir Davet 10-10-2019 14:56
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA