M. Bahadırhan Dinçaslan
Giriş Tarihi : 23-12-2019 14:27
Güncelleme : 28-08-2020 16:15

Mansur Başkana Bir Ankaralı Mektubu

"Sürdüğüm şu hayatı düşünüyorum: Baştan sona bir yalnızlık çölü; dışarıdaki yeşil dünyanın şefkatinin yalnızca bir zerresini içeriye alan, bir kaptanın seçkinliğinin tuğlayla örülmüş, surlarla kuşatılmış şehri

"Sürdüğüm şu hayatı düşünüyorum: Baştan sona bir yalnızlık çölü; dışarıdaki yeşil dünyanın şefkatinin yalnızca bir zerresini içeriye alan, bir kaptanın seçkinliğinin tuğlayla örülmüş, surlarla kuşatılmış şehri. Ah şu yorgunluk, ağırlık!"

Ahab, Moby Dick

Sayın Başkanım, Türkiye’de aşina olduğumuz bir şehir manzarası vardır: Bomboş parklar, sair meslek gruplarına ayrılmış ancak kullanılmayan yerleşkeler, absürt noktalarda bakımsızlıktan dökülen şehir anıtları… Sözgelimi, İç Anadolu’da her seyahat ettiğimde, vaktiyle belediyesi milliyetçiler tarafından yönetilmiş olan her şehrimizin ya girişinde, ya çıkışında bir Türk Devletleri Anıtı görürüm. Küçük şehirlerde bu anıt çoğu zaman eski Türk devletlerinin kurmaca bayraklarının yan yana dizilmesi ve ortaya belki bir Atatürk büstünün dikilmesiyle kurulur. Biraz daha parası olan şehirlerimizde belki bu devletlerin en önemli başkanlarının mutasavver suretlerinin büstlerini de görürsünüz. Fakat bu şehrin uzağında, metruk ve ziyaretçiye hasret anıtlar o kadar yaygındır ki, bir “örüntü” fark edersiniz.

Ben bu örüntüyü fark ettiğimde, aklıma vaktiyle gördüğüm “Herhangi Bir Avrupa Şehrinin Haritası” isimli karikatür gelmişti. Çizim yeteneğim olsa bundan mülhem “Herhangi Bir İç Anadolu Şehrinin Haritası”nı çizebilirdim. Şehrin girişi yahut çıkışında bir Türk Devletleri Anıtı, şehrin girişinde yerleşim yerinin meşhur bir ürünü, özelliği varsa ona adanmış, oldukça absürt biçimli (ceviz, armut hatta bazlama suretinde) bir heykel, Selçuklu yahut Osmanlı zamanından kalmış bir estetik cami, bir sürü çirkin, dikdörtgen formlu bina ve AKP hükumeti zamanında yapıldığını bir iki “islami” motifin alakalı alakasız kullanımıyla göstererek maksadı hasıl olmuş bir belediye binası/hükumet konağı.

Pekala niye böyledir? Onca para dökülen, anlam yüklenen şehir anıtları neden metruktur da, hiç beklenmedik yerler şehrin cazibe/toplanma merkezi oluverir? Cevabı herhalde Hume’un eski fakat ölümsüz tespitinde: İnsanoğlu rasyonel bir varlık değildir. Duygusal ve çelişik bir varlıktır. Juval Portugali buna dikkat çekiyor: Rasyonel varsayımlarla, ekonomik öncelikleri gündeminize alarak hareket ettiğinizde, davranış ve niyet arasında bir nedensellik olduğunu düşünürsünüz. Ancak çoğunlukla yanılırsınız.

Vaktiyle merkezi planlamanın çöküşü de bu yüzdendi: Bir avuç politbüro üyesinin tespit ettiği ihtiyaçlar ve yüklediği sorumluluklar her zaman idealize edildiği gibi sonuçlanmıyordu. Bizim irfanımızda bu duruma dair mütevazı bir deyim vardır: Evdeki hesap, çarşıya uymaz. (Tabii Türkiye özelinde bu anıtların, parkların, giriş kapılarının çoğunun yolsuzluk amaçlı yapıldığını da söylemek lazım. Ancak öyle olmasa bile, iyi niyetli her iş iyi sonuç almıyor.)

Sayın Başkanım, Size hitaben yazdığım ancak bu işlere meraklı herkesin okumasını istediğim bu mektup, bir yandan siyasi baskı, diğer yanda ekonomik tecritle uğraşırken belediyecilikten de ödün vermemeyi odağına almış mücadelenize, bir felsefi bakışın katkısını sunmak içindir. Bizim yaşadığımız sorunları dünyanın başka yerlerinde de yaşamışlar ve bunlara dair teoriler ortaya atmışlar. Daha küçük bir yerleşim biriminden bir başarı hikayesiyle gelip, daha geniş bir yerleşim biriminin belediye başkanlığını alan şahsınız, vaktiyle dünyada ciddi tesir ve reaksiyon yaratmış bu bakışın kimi önerilerini, modern imkanlarla harmanlayarak uygulamak için biçilmiş kaftandır.

Emergence diye bir teori var, bu tabirin henüz oturmuş bir Türkçe karşılığı yok, ancak zuhur etme, sudur etme diyebiliriz. Buna göre, küçük birimlerin arasındaki basit ve çoğunlukla sığ etkileşim, büyük ve kompleks bir “olgu” yaratır. Sözgelimi insan zihni böyledir, karınca kolonileri de öyle. Tek bir sinir hücresi yalnızca tek bir elektrik akımı iletir – ya da iletmez. Bütün iletişimi bundan ibarettir. Ancak milyonlarca sinir hücresi bu basit ve tek yönlü etkileşimi gerçekleştirdiğinde, kendisini teşkil eden küçük birimlerin özellik ve kapasitesine hiç benzemeyen büyük bir olgu doğar: İnsan zihni. Karınca kolonilerinde de, bir “merkezi planlama” yoktur. Karıncalar, feromon dediğimiz basit kimyasal “koku”larla, basit mesajlar verirler. “Tehlike”, “yemek”, “keşif” gibi basit anlamlara gelen bu kimyasal kokular, binlerce karınca tarafından farklı kombinasyonlarda verildiğinde, ortaya “akıllı ve tek bir organizmaymışçasına hareket eden” karınca kolonisi çıkar.

Steven Johnson, “Emergence” başlıklı kitabında tam olarak bu yüzden karıncaları, insan zihnini, yazılımları ve “şehir”i birbiriyle ilintili olarak ele alıyor. Şehir de böyledir, şehirler merkezi planlamadan çok, şehri teşkil eden unsurların basit, çoğu zaman sığ etkileşimlerinin şehre şekil vermesiyle ortaya çıkıp evrilirler. Johnson’un verdiği örneklerden biri oldukça ilgi çekicidir: Manchester şehri, sanayi devrimiyle “şehir” olmuş bir yerleşim. 1773’te 24.000 olan Manchester nüfusu, 1850’de 250.000 olmuş. Yetmiş beş yılda on kata ulaşan bir artış. Artış o kadar hızlı ki, İngiliz yerel yönetimler yasaması, Manchester’ın nüfusuna oranlı statü değişimlerini çok sonraları yapabilmiş, Manchester uzun bir süre hak ettiği parlamento temsilini bile elde edememiş. Böyle bir patlama, elbette planlamayı imkansız kılacaktır, fakat Manchester gelişigüzel, biçimsiz bir yığın halinde değildir: İşçi sınıfı semtleri, zengin semtleri vs. kendiliğinden oluşmuştur. Bu kendiliğinden oluşan semtleri ve şehir teşekküllerini düzenleme, sevk ve idarede ise, karşımıza Johnson’un da referans verdiği, geçtiğimiz yüzyılın ortalarında hayli tartışmalar yaratmış Jane Jacobs çıkıyor.

Jacobs, görünürde “istenmeyen” durumlar ortaya çıktığında, merkezi planlamacı ve ekonomist yaklaşımla şehirde değişiklikler yapıldığında çıkacak sonucun hiç de istendiği gibi olmayacağını söylüyor. Sözgelimi gecekondu semtlerini kentsel dönüşüme tabi tutup değiştirdiğinizde, dev bloklarla örüp “şehirleştirdiğinizde”, suç oranını azaltmıyorsunuz. Aksine, hem eski suç oranını daha yoğun bir şekilde iskan ediyor, hem de bölgede yaşayan toplumun sosyal bağlarını iyice zayıflatarak suçun artmasına sebep olabiliyorsunuz. Jacobs’un “Büyük Amerikan Şehirlerinin Ölümü ve Hayatı” başlıklı eseri temel kitap olmak üzere, yukarıda değindiğim örnek ve bakışların hepsini ihata eden felsefenin adı, “Kendini Organize Eden Şehir.” (Buraya bir not eklemek gerekiyor. Şükrü Karatepe’nin “Kendini Kuran Şehir” kitabı, ülkemizde bu tarza örnek olarak verilebilirse de, kitap daha çok ekonomik yerelliğe bakıyor, bu anlayışa yakın olan yalnızca ismidir.)

Bu felsefe, yukarıdan aşağıya inen bir örgütlenme yerine, aşağıdan yukarıya örgütlenen bir şehri önceliyor. Bunun gerçekleşebilmesi açısından belli kaideler var, bunları sıralayacak olursak: Daha çok olan, farklılaşır. Cehalet iyidir Rastgele karşılaşma iyidir Örüntüler ara Komşularına dikkat et Bu kaideler Johnson tarafından ortaya konan, özellikle karınca kolonilerinin nasıl akıllı bir organizmaymışçasına hareket edebildiğini açıklayan maddeler. Açıklaması basit, iki karıncadan bir koloni olmaz, dolayısıyla bir eşik değeri vardır. Bir köy şehir değildir, şehir olma eşiğini nüfus olarak geçmek, şehri toplam nüfusları şehir kadar eden birbirine yakın köylerin toplamından farklı bir şeye dönüştürür. Cehalet iyidir maddesinin kastı ise başka: Her bir ünite, oluşturduğu büyük resmin tamamına hakim olmak zorunda değildir. Yalnızca kendi işlevini yerine getirse bu yeterlidir. Rastgele karşılaşmalar, etkileşimlerin yerel kalıp büyük “sistem”i oluşturmadan sönmesini engeller. Örüntüler, yani tekrar eden motifler, etkileşimler, kalıplaşmış davranışlar, sistemi teşkil eder. Komşular “diğer”in mesajını bireye ulaştırır, bireyin mesajının da “diğer”e ulaşmasının yolu komşulardır.

Jacobs’un bu kaidelere uygun olarak ortaya attığı şehir planlaması bakışını uzun uzadıya anlatmaya gerek yok. Fakat bir örnek vermek gerekirse Jacobs’un anlayışı kaldırımları merkeze koyar, sağlıklı işleyen bir şehrin en önemli unsurunu kaldırım olarak görür ki, Johnson’un yukarıda sayılan beş kaidesiyle uyumludur. Jacobs’un yalnızca parklar, işlevleri ve nasıl konumlandırılmaları gerektiğine dair iddiaları dahi ayrı bir analize layıktır.

Pekala bütün bunlar ne anlama geliyor? Şehri bir merkezdeki karar alıcıların rasyonel yahut keyfi kararlarıyla tanzim ettiği sistemler, endüstri ve ardından finans devrimiyle değişen Batı şehirleri için ciddi sıkıntılar yaratmıştı. Jacobs gibi aktivist-düşünürlerin dengeleyici iddiaları sayesinde, vaktiyle genelev semti olan SoHo, örneğin, korunabilmiş, bir dönem Amerikan kültür-sanat hayatının başkentliğini yapmıştı. (Bizim Tarlabaşı’ndaki kentsel dönüşümü aklınıza getirin.) Bu bakış, bu felsefi omurga yerel yönetimin stratejisinde bir yer edinirse, bütün eylemler buna uygun gerçekleştirilirse, sonuç oldukça şaşırtıcı olacaktır kanaatindeyim. Zira şu sıralar önünüzde duran en büyük sorun, “halkın belediyecilik anlamında tatmin edilmesi”dir, halkta “bu adam iyi belediyecilik yapıyor” fikrinin yerleştirilmesidir.

Yolsuzluğun kesilmesi ve belediye bütçesinin belediyecilik faaliyetlerinde kullanılmaya başlaması iyi ve güzel bir adım, ancak çok iyi bir su şebekesi kurmak yahut fen işlerinin bir alanında harikalar yaratmak yeterince “görünür” değildir. Halkta bu tatmini sağlamak için, onu anlayan ve aşağıdan yukarıya organizasyonu temel gören bir anlayışı yerleştirmek etkili olacaktır. Üstelik, yukarıda “modern imkanlar”dan bahsetmiştim. Bu modern imkanlardan kastım, “big data”dır. Johnson ve Jacobs’un prensiplerine göre yapılacak bir belediyecilik, basitçe “kendiliğinden oluşan”ın takibi ve ona göre, ona uygun müdahaleler etmeyi prensip haline getiriyor. Bu gözlem eskiden çok daha zordu, ancak şimdi insanı korkutacak derecede kolaydır. Belediyenin telekomünikasyon şirketleri ve sair veri havuzlarıyla, kişisel verilerin korunması kanununu ihmal etmeyen anlaşmalar yaparak Ankaralıların nerde ne yaptığını takip etmesi oldukça kolay. Gençler nereye gidiyor, kadınların davranış “örüntüleri” nelerdir, millet kıraathaneleri emeklilerin yoğun olduğu yere mi yapılmış? Bütün bu soruların cevabını basit bir veri satın alımı ve işlemesi verecektir.

Sözgelimi, su satışlarının yoğun olduğu yerlerin bilgisi bu şekilde alınabilir. Eski bir geleneğimizdir, “hayrat.” Su satışlarının yoğun olduğu yerlere küçük, estetik biçimde inşa edilmiş çeşmeler yapılabilir. Hatta hayrat modeli çerçevesinde bunların finansmanı, hayrata adını verme karşılığı hayırseverlere yönelik bir kampanyayla sağlanabilir. Bu küçük, oldukça detay ve hatta gereksiz görülebilecek örnek dahi, anında halk zihninde bir algı yaratacaktır. Büyük planda, şehrin parklarının nereye yapılacağı, şehrin neresinde neye ihtiyaç olduğu bu sayede izlenerek oldukça isabetli çözümler getirilebilir. Bu, bahsettiğim teorik çerçeveye, pratik bir inovasyonu eklemleyerek, dünya çapında adından söz ettiren bir belediyecilik hikayesinin reçetesi olabilir.

Sayın Başkanım, Vaktiyle size ifade ettiğim gibi, bir Türk milliyetçisinin başarılı olması, yeni nesiller açısından büyük önem taşıyor. Dolayısıyla sizin başarınız için çalışmayı bir ideolojik vazife olarak görüyorum. Yukarıda bahsettiğim meselelere hiç değilse bir göz gezdirmeniz temennimdir. Danışmanlarınıza, uygun bir birime saydığım kaynakları çalışmak ve özetini çıkarmak görevi verebilirsiniz. Arkasında böyle iyi çalışılmış, akıllı ve yaratıcı bir felsefenin olduğu belediyecilik, halihazırda siyasi tatmin yaratmışken bir an evvel yaratmak zorunda olduğunuz “icraat tatmini”ni mümkün kılacaktır.

Saygılarımla,

M. Bahadırhan Dinçaslan

NELER SÖYLENDİ?
@
M. Bahadırhan Dinçaslan

M. Bahadırhan Dinçaslan

DİĞER YAZILARI Türk Milliyetçiliğinin Sahipliği Kavgası: Hudutsuz Namussuzlar 05-09-2021 13:39 Bir Komplo Teorisi: LGBT Kampanyasının Ekonomisi 27-08-2021 11:58 Afgan Anayasası Nasıl İflas Etti? 16-08-2021 14:24 Taş Kesilmek: Bir Savruk Hasbıhal 09-08-2021 11:05 Türk Milliyetçiliğinin 7 Temel Meselesi 27-07-2021 12:04 Derin Devlet Meselesine Farklı Bir Bakış 16-07-2021 11:39 Şort Giydi Diye Ağlatılan Kız ve Davarlar 06-07-2021 13:27 Türk Aile Yapısı ve Anonimleştiren Cemaat 02-07-2021 14:31 Sokakta Köpek Olmaması Gerektiğini Bilallere Anlatmak 30-06-2021 19:13 Kutsallar ve Domuzlar: İslamcılığın Sekülerleşmesi 28-06-2021 11:29 Milli Şairimiz Kimdir? 21-06-2021 23:38 Sen Hiç Milliyetçiye Benzemiyorsun 09-06-2021 20:48 Yakın Dosta Kredi Çekmek: Yalnızlar Ülkesi Türkiye 07-06-2021 01:25 Batı’yı Aydınlatmak: Yeliz’in Dedesi ve Erbaş’ın Zırvaları 04-06-2021 12:23 Faydalı Kilisenin Papazından 7 Ölümsüz Oyun Önerisi 24-05-2021 14:37 Sorusuz Bir Toplum: Kadim Cevaplarla Yetinmek 23-05-2021 14:30 Muhaliflerin Ümidini Baltalamak – Bir Seküler Günah 11-05-2021 12:38 Neden Milliyetçiyiz – Bir Nutuk Taslağı 02-05-2021 16:10 Türk Usulü İslam Arayışına Dair Birkaç Not 29-04-2021 01:31 Faydalı Kilisenin Papazından Mitoloji Kitapları Seçkisi 20-04-2021 22:51 12 Nisan Şakası(!) ve Mizah Üzerine 12-04-2021 21:49 Türk Esirlerine Yardım Eden Bir Uygur'un Düşündürdükleri 04-04-2021 23:44 İbne LGBT Olunca 29-03-2021 16:53 Milliyetçi Siyasetin Geleceği: Özdağ ve Kuracağı Parti 21-03-2021 00:01 Büyük Adam Yaratamamak: Neden Bu Haldeyiz? 12-03-2021 15:32 Azgın Milliyetçilik: İnfial Yaratan Şiddet Olayları ve Milliyetçilik İlişkisi 07-03-2021 14:34 Eyam’dan Eyyamcılığa: Salgın Tedbirlerinin Bitmesi Gerekliliğine Dair 05-03-2021 12:43 Trrrummm Tiki Tak - Makinalaşmak: İnternet Çağının Hafızasız Yığınları 28-02-2021 19:39 Bir Kitap Nasıl Basılıyor? 19-02-2021 20:55 Şeriatçılar Ay'a Gidebilir mi? 15-02-2021 14:26 Samimi İslamcılar ve Yapmacık Muhalifler: Bir Eleştiri Yazısı 11-02-2021 14:12 Boğaziçi Olayları ve Makul Vatandaş: Ya-Ya Kamplarına Mecbur Muyuz? 08-02-2021 02:51 Bir Polis Yazısı 03-02-2021 22:49 Turan Hayal Midir - II 24-01-2021 23:53 Qanon: Bir Siber-Kültün Portresi 22-01-2021 01:39 Şimşirgil'in Cevabına Cevap 17-01-2021 15:39 Sosyal Medya: İnternetin Poposunun Rengi 10-01-2021 16:40 ABD'den Türkiye'ye İki Kamplı Siyaset 08-01-2021 11:37 Sümüklü Sıpalar ve Medya Sansürü 06-01-2021 16:33 Teröristsin Teröristim Terörist 05-01-2021 21:03 Nazım Dişe Dokunur mu IV: Şiir İnsanların Umrundayken 28-12-2020 10:37 Bayburt’un Acı Serencamı – Türk Kültüründe İçkinin Yeri ve Önemi 23-12-2020 21:23 Türk Milliyetçiliği Gözünden Mevlana 22-12-2020 11:10 Kuzgun - The Raven 20-12-2020 02:56 7 Güzel Ressam 13-12-2020 01:14 Türk Edebiyatı mı Türkçe Edebiyat mı? 10-12-2020 15:20 Türk Milliyetçileri Kime Oy Verecek? 09-12-2020 13:06 Nazım Dişe Dokunur mu III: Bohemya’dan Bürokrasiye 09-12-2020 00:47 Nazım Dişe Dokunur mu II: Alt-Kültürün İçyüzü 06-12-2020 18:55 Nazım Dişe Dokunur mu I: Şiir Nasıl Gözden Düştü? 05-12-2020 15:31 Mustafa Öztürk'le Dayanışma: Rafızi Olma Hürriyeti 03-12-2020 16:20 Etimoloji: Mihrap, Feriştah, Kalak, Gerekmek 27-11-2020 12:37 CHP’den Atsız Parkı yahut Alevilik Ali’yi Sevmekse Biz de Aleviyiz 19-11-2020 15:34 İyi Şiir Üzerine 17-11-2020 15:51 Batı'ya Ağıt 15-11-2020 23:01 Azerbaycan Sahada Kazandı – Masada Kaybetti – mi? 11-11-2020 13:42 Onlar Kalabalık, Biz Yükseğiz - II 09-11-2020 13:32 Karabağ'dan Turancılık Dersleri 08-11-2020 18:46 Onlar Kalabalık, Biz Yükseğiz - I 04-11-2020 21:17 Eşit Değiliz: Demokrasi ve Alt-İnsana Dair 02-11-2020 14:29 İfade Özgürlüğü: Karikatür Çizme Hürriyetine Dair 27-10-2020 15:08 Alt-İnsanın Müziği: Rap 23-10-2020 12:38 Türk Milliyetçilerini Bekleyen Kavga 18-10-2020 23:58 Anayasa Mahkemesi Tartışmasından Kadir Şeker’e: Devlet Kabadayılığı 14-10-2020 12:36 Etkili Hitabet Sözlüğü IV – Türkçenin Sırları 09-10-2020 11:53 Türk’ü Teoriye Hapsetmek 06-10-2020 13:55 Türk Milliyetçileri Neden Dağınık 29-09-2020 13:22 Etkili Hitabet Sözlüğü III – Etkileyici Metin Örnekleri 28-09-2020 12:39 Etkili Hitabet Sözlüğü II – Retoriğin Teorisi 24-09-2020 11:22 Etkili Hitabet Sözlüğü I – Retoriğin Sırları 22-09-2020 11:52 Mitolojiden Beslenmek: Arthur mu, Beyrek mi? 21-09-2020 10:52 Ne Gereği Var Gülüşü 17-09-2020 12:44 Dini Çıkarırsan Geriye Ne Kalır? 16-09-2020 10:35 Koydu, Koyduk, Koyarız: Koyunların Milliyetçiliği 15-09-2020 11:13 Elini Sallasan Elli Hassasiyet 14-09-2020 14:35 Türk Kaşarı: Halkımızın Bir Bölümünün Değerleri 07-09-2020 14:02 Köpekbalıklarının Türkiye'si 31-08-2020 13:05 Ölüm Orucu: Devletin Temelinde Bir Dinamit 30-08-2020 00:00 Dış Türklere Rağmen: Turancılığın Zırvaları(!) 27-08-2020 14:36 Türk Milliyetçisi Nasıl Bir Demokrasi İster? 23-08-2020 17:53 Örs, Çekiç, Kılıç: Rock ve Siyaset 17-08-2020 15:52 Hasbıhal XI: İngiliz-Amerikan Şiirlerinden Seçmeler 13-08-2020 23:11 Bedevinin Şerrinden Atatürk’e Sığınmak 04-08-2020 16:58 Hasbıhal X: Coleridge ve Kubilay 30-07-2020 00:40 Dosya: Gençler Dinden Neden/Nasıl Çıkıyor? 28-07-2020 18:17 AKP'yi Alkışlayarak Yıkmak 14-07-2020 14:47 Microtargeting: Kapıda Bekleyen Devrim 08-07-2020 15:54 Türk Milliyetçiliğinin Ekonomi-Politiği: İnsan Fıtratı ve Orta Sınıf 06-07-2020 15:58 Ziya Selçuk’a Kapalı Mektup 24-06-2020 22:26 Haydi Irkçılık Yapalım 21-06-2020 17:04 Muhalif Mevzilerde Canavarlaşma Problemi 16-06-2020 23:26 Faydalı Kilisenin Papazından 20 Makale Önerisi 14-06-2020 15:13 Zihin Jimnastiği: Polonya Türkiye Hattı 08-06-2020 20:58 Türk Kime Denir 27-05-2020 19:54 Bella'nın Kısa Donu 22-05-2020 21:02 Barnabas İncili: Bir Zırvanın Anatomisi 19-05-2020 20:21 Benim Seküler Milliyetçi Kardeşim… La Tahzen! Ve Düşmanım: Hele Bir Oku… 20-04-2020 20:23 20 Yaş İhtiyarları ve 30 Yaş Gençleri 16-04-2020 19:08 Sinanoğlu: Eternal Sunshine of the Spotless Türkçe 14-04-2020 18:33 Salgın ve Ekonomi: Kara Vebadan Sonra 12-04-2020 20:15 Türkçülüğün Farzı: Zengin Olmak 02-04-2020 21:26 Turan Hayal midir? 26-03-2020 15:25 Rus Gribinden Çin Virüsüne: Salgınlar ve Toplum 23-03-2020 14:28 Seküler Milliyetçilik: Bizimkisi Bir Aşk Hikayesi 19-03-2020 19:59 Korona Salgını ve Milliyetçilik 17-03-2020 20:55 Siyaset ve Ahlak: Mülahazalar, Gözlemler ve Beddua 11-03-2020 20:17 Türkçü Feminizm: Başörtüsü Tartışmaları ve Birtakım Öneriler 02-03-2020 20:19 Şehitlerin Ardından Gülenlere Dair Küfür İçermeyen Bir Yazı 01-03-2020 18:17 Vahşi Doğu’nun Kovboyu: Kadir Şeker 12-02-2020 19:58 Sosyal Medyanın Korona Virüsü: İlginç Bilgi 09-02-2020 20:00 Türk Milliyetçiliğinin Ekonomi Politiği – Çare Kapitalizm 02-02-2020 15:53 Devlet Fetişi ve Deprem 26-01-2020 20:02 Gidecekler… Ya Sonra? 21-01-2020 20:39 Din mi Kültürü Etkiler, Kültür mü Dini Etkiler? 16-01-2020 14:43 İki Parti Kıskacında Milliyetçiliğin Geleceği 15-01-2020 19:58 Bozkır Hikayeleri: Türk Çocuğuna Bir Hediye 13-01-2020 14:24 Erkeklerin Aşk Acısı ve Bir Kadın Olarak Milliyetçilik 10-01-2020 18:00 Türk Ocağı’nda İncir Ağacı 03-01-2020 22:52 Yerli Otomobilin Gözleri 28-12-2019 19:57 Kutsal Kitabın Stratejisi – Tapınakçı Altınları 26-12-2019 15:09 Mansur Başkana Bir Ankaralı Mektubu 23-12-2019 14:27 Bizden Neden Bir Halt Olmaz 18-12-2019 20:14 Samimiyetinizi Seveyim 17-12-2019 19:59 Britanya Seçimleri: Yeni Sağ-Sol Savaşı 13-12-2019 23:54 İntihar Ediyorum – Lütfen Bu Yazıyı Okuyun 09-12-2019 18:30 Ali Babacan Ne Dedi 26-11-2019 23:32 Dinin Adamından Uzak Dur 25-11-2019 17:59 Milliyetçileri Silahlandırmak 18-11-2019 18:23 10 Kasım'da Dikilmek 11-11-2019 15:55 Medeniyet Fay Hattına Kurulur 04-11-2019 17:59 İmamoğlu ve Yavaş: İki Başkana Dair Bir Analiz 27-10-2019 17:58 İmkansız Muhafazakarlık ve Muhalefet 10-10-2019 15:04 Gönülleri Birleşenlere Bir Davet 10-10-2019 14:56
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA