M. Bahadırhan Dinçaslan
Giriş Tarihi : 16-09-2020 10:35
Güncelleme : 17-09-2020 14:26

Dini Çıkarırsan Geriye Ne Kalır?

Bir süredir fark ettiğim bir husus var; seküler milliyetçiliğin geri zekalı muarızları, sürekli “dini çıkarırsan geriye yalnızca kan kalır”, “din yoksa duygu yoktur, robot gibi oluruz”, “dini çıkarırsan geriye faşizm kalır” gibi laflar ediyorlar.

Tabii sekülarizm “dini çıkarmak” demek değil. Dini, cemiyet hayatının tartışma alanlarından çıkarmak demek. Yani, sözgelimi yasa çıkaracağımız zaman kulların fikirlerini tartışalım, kimse Allah’ı arkasına alarak hareket etmesin demek. Ancak bu kesim için bu tavır da “dini çıkarmak” anlamına geliyor. Öyleyse, bakalım, dini çıkarınca geriye ne kalır?

Dini çıkarınca geriye insan kalır. Hırsları, hevesleri, arzuları, korkuları, eksikleri ve meziyetleriyle insan. Kutsal olmayan, ideal olmayan, ama dünyalı olan, güzel olan, muktedir olan insan.

Dini çıkarınca geriye bilim kalır. Şüphesiyle, yanılgısıyla, çuvallamasıyla, arayışıyla, saygınlığıyla, emeğiyle bilim.

Dini çıkarınca, evet, geriye din kalır. Şaşırdınız değil mi? Dini dinî düzlemde konuşursan Allah’ın emir ve yasaklarının ne olduğu üzerine konuşuyorsundur. Ama din de sekülerdir, seküler zeminde konuşulur, konuşulabilir. İnsanlar dinle nasıl bir ilişki kuruyorlar, dinlerin öğretileri toplumu nasıl etkiliyor, tanrı tasavvurları nasıl, kimler dine sığınıyor, kimler dini kullanıyor, böyle uzar da gider.

Peki bu konuyu neden ele almak istedim? Duyguların, ahlakın, soyut kavramların varlık sebebini din zannedenleri çok tehlikeli buluyorum da ondan. Hep alıntıladığım bir Yunus Emre deyişi vardır: “Sen sana ne sanırsan / Ayruğa da onu san / Dört kitabın manası / Budur eğer varısa”. Yunus, son kıtada görünmeyecek kadar küçük hacimli, ama kütlesi nötron yıldızına denk bir şerh düşüyor: “Varısa”. Yani, dine inanıyorsak, dört kitaba, onları gönderen tanrıya inanıyorsak onlardan bağımsız bir ahlak yasamız olduğu içindir. Bu ahlak yasasının mikyasına vurduğumuzda, dinimizi ona uygun gördüğümüz, yani “iyi” kabul ettiğimiz içindir.

Böyle bir çerçevesi olmayanlar, ahlakı, duyguyu, soyutluğu; hemen her şeyi -oldukça komik bir şekilde hem de- dine endeksleyenler, canavarlaşırlar. Dini yetkileri eline geçiren adam, bunlara din adına her şeyi yaptırabilir ve yaptırıyor da. 

Dinsiz yahut başka dinden insanlar duygulanmıyorlar mı? Acı çekmiyorlar mı? Bilinçleri yok mu? Sanatları, hem de epey etkili sanat eserleri yok mu? Birliktelikleri, oluşturdukları sosyal yapılar basit ve ilkel bir kan bağına mı dayalı, yoksa Türkiye’nin hayal dahi edemeyeceği sağlam aidiyetleri kamusal alan ve sekülarizm fikri üzerinden mi inşa etmişler?

Eskiden dönem dönem yükselen birçok dini yorum, hayvanların acı çekmeyeceğini düşünüyordu. “Ruhu” olmadığına inanıyordu. O yüzden türlü eziyet yapılabiliyordu. İşte mezkur insanlar, kendilerinden başka kimsenin “ruhu”, kişiliği, duygusu olmadığına inanıyorlar. Bu sayede bir adamı benzin döküp yakabiliyor, onun yalvarmalarından, çığlıklarından etkilenmeden hayatlarına devam edebiliyorlar.

İşte, bu adamların hayatından dini çıkarınca, geriye hiçbir şey kalmıyor. Duygu, fikir, ahlak… Dini çekip al, konuşacak konusu bile yok. Yaşayacak hayatı yok. Tam da bu yüzden, dinine dört elle sarılıyor ve sağlıksız bir ilişki kurmaya başlıyor. Yukarıda değindiğim gibi, dini yetkiyle hareket ettiğine inandığı bir adamın yahut grubun eline düşerse, vay haline… Fark etmiyor ki, bu bağlılığı, bu ifradı, onda dini çıkarmasan da duygu, fikir, ahlak (…) bırakmıyor. Bir mankurta dönüşüyor; bizi robotlukla itham edenlere bak.

Sekülarizm dinsizlik demek değildir, dine saldırmayı da rüknünden saymaz. Fakat sübjektif ve metafizik bir mesele olan dinin, kamusal alandaki tartışmalar üzerindeki etkisini yok etmeyi amaçlar. Bu sayede hem insanı özgürleştirir hem dini. Ama, “dini çıkarsan hiçbir şey kalmıyor ki bir kere” diye konuşanlar, maddi manevi fayda sağladıkları zeminin ayaklarının altından çekilmesinden çok korkuyorlar. Çünkü bunlardan dini çıkarınca, geriye bir canavar kabuğundan başka hiçbir şey kalmıyor.


M. Bahadırhan Dinçaslan

NELER SÖYLENDİ?
@
M. Bahadırhan Dinçaslan

M. Bahadırhan Dinçaslan

DİĞER YAZILARI Etkili Hitabet Sözlüğü II – Retoriğin Teorisi 24-09-2020 11:22 Etkili Hitabet Sözlüğü I – Retoriğin Sırları 22-09-2020 11:52 Mitolojiden Beslenmek: Arthur mu, Beyrek mi? 21-09-2020 10:52 Ne Gereği Var Gülüşü 17-09-2020 12:44 Dini Çıkarırsan Geriye Ne Kalır? 16-09-2020 10:35 Koydu, Koyduk, Koyarız: Koyunların Milliyetçiliği 15-09-2020 11:13 Elini Sallasan Elli Hassasiyet 14-09-2020 14:35 Türk Kaşarı: Halkımızın Bir Bölümünün Değerleri 07-09-2020 14:02 Köpekbalıklarının Türkiye'si 31-08-2020 13:05 Ölüm Orucu: Devletin Temelinde Bir Dinamit 30-08-2020 00:00 Dış Türklere Rağmen: Turancılığın Zırvaları(!) 27-08-2020 14:36 Türk Milliyetçisi Nasıl Bir Demokrasi İster? 23-08-2020 17:53 Örs, Çekiç, Kılıç: Rock ve Siyaset 17-08-2020 15:52 Hasbıhal XI: İngiliz-Amerikan Şiirlerinden Seçmeler 13-08-2020 23:11 Bedevinin Şerrinden Atatürk’e Sığınmak 04-08-2020 16:58 Hasbıhal X: Coleridge ve Kubilay 30-07-2020 00:40 Dosya: Gençler Dinden Neden/Nasıl Çıkıyor? 28-07-2020 18:17 AKP'yi Alkışlayarak Yıkmak 14-07-2020 14:47 Microtargeting: Kapıda Bekleyen Devrim 08-07-2020 15:54 Türk Milliyetçiliğinin Ekonomi-Politiği: İnsan Fıtratı ve Orta Sınıf 06-07-2020 15:58 Ziya Selçuk’a Kapalı Mektup 24-06-2020 22:26 Haydi Irkçılık Yapalım 21-06-2020 17:04 Muhalif Mevzilerde Canavarlaşma Problemi 16-06-2020 23:26 Faydalı Kilisenin Papazından 20 Makale Önerisi 14-06-2020 15:13 Zihin Jimnastiği: Polonya Türkiye Hattı 08-06-2020 20:58 Türk Kime Denir 27-05-2020 19:54 Bella'nın Kısa Donu 22-05-2020 21:02 Barnabas İncili: Bir Zırvanın Anatomisi 19-05-2020 20:21 Benim Seküler Milliyetçi Kardeşim… La Tahzen! Ve Düşmanım: Hele Bir Oku… 20-04-2020 20:23 20 Yaş İhtiyarları ve 30 Yaş Gençleri 16-04-2020 19:08 Sinanoğlu: Eternal Sunshine of the Spotless Türkçe 14-04-2020 18:33 Salgın ve Ekonomi: Kara Vebadan Sonra 12-04-2020 20:15 Türkçülüğün Farzı: Zengin Olmak 02-04-2020 21:26 Turan Hayal midir? 26-03-2020 15:25 Rus Gribinden Çin Virüsüne: Salgınlar ve Toplum 23-03-2020 14:28 Seküler Milliyetçilik: Bizimkisi Bir Aşk Hikayesi 19-03-2020 19:59 Korona Salgını ve Milliyetçilik 17-03-2020 20:55 Siyaset ve Ahlak: Mülahazalar, Gözlemler ve Beddua 11-03-2020 20:17 Türkçü Feminizm: Başörtüsü Tartışmaları ve Birtakım Öneriler 02-03-2020 20:19 Şehitlerin Ardından Gülenlere Dair Küfür İçermeyen Bir Yazı 01-03-2020 18:17 Vahşi Doğu’nun Kovboyu: Kadir Şeker 12-02-2020 19:58 Sosyal Medyanın Korona Virüsü: İlginç Bilgi 09-02-2020 20:00 Türk Milliyetçiliğinin Ekonomi Politiği – Çare Kapitalizm 02-02-2020 15:53 Devlet Fetişi ve Deprem 26-01-2020 20:02 Gidecekler… Ya Sonra? 21-01-2020 20:39 Din mi Kültürü Etkiler, Kültür mü Dini Etkiler? 16-01-2020 14:43 İki Parti Kıskacında Milliyetçiliğin Geleceği 15-01-2020 19:58 Bozkır Hikayeleri: Türk Çocuğuna Bir Hediye 13-01-2020 14:24 Erkeklerin Aşk Acısı ve Bir Kadın Olarak Milliyetçilik 10-01-2020 18:00 Türk Ocağı’nda İncir Ağacı 03-01-2020 22:52 Yerli Otomobilin Gözleri 28-12-2019 19:57 Kutsal Kitabın Stratejisi – Tapınakçı Altınları 26-12-2019 15:09 Mansur Başkana Bir Ankaralı Mektubu 23-12-2019 14:27 Bizden Neden Bir Halt Olmaz 18-12-2019 20:14 Samimiyetinizi Seveyim 17-12-2019 19:59 Britanya Seçimleri: Yeni Sağ-Sol Savaşı 13-12-2019 23:54 İntihar Ediyorum – Lütfen Bu Yazıyı Okuyun 09-12-2019 18:30 Ali Babacan Ne Dedi 26-11-2019 23:32 Dinin Adamından Uzak Dur 25-11-2019 17:59 Milliyetçileri Silahlandırmak 18-11-2019 18:23 10 Kasım'da Dikilmek 11-11-2019 15:55 Medeniyet Fay Hattına Kurulur 04-11-2019 17:59 İmamoğlu ve Yavaş: İki Başkana Dair Bir Analiz 27-10-2019 17:58 İmkansız Muhafazakarlık ve Muhalefet 10-10-2019 15:04 Gönülleri Birleşenlere Bir Davet 10-10-2019 14:56
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA